World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/sep2016/germ-s21.shtml

Berlin seçim sonuçları düzen partilerine yönelik artan öfkeyi gösteriyor

Johannes Stern
21 Eylül 2016
İngilizce’den çeviri (19 Eylül 2016)

Berlin eyaleti Temsilciler Meclisi seçimlerinden çıkan sonuç, halkın geniş kesimlerinin düzen partilerine yönelik artan öfkesini ve yabancılaşmasını gösteriyor. Bütün partiler birbirlerinden güçlükle ayırt edilebiliyor ve aynı sağcı, toplum karşıtı programı temsil ediyorlar. Onların tamamı, geçtiğimiz 25 yıl içinde başkentteki farklı hükümetlerde yer almış ve toplumsal bir felaket yaratmıştır. Bu partiler, Pazar günkü seçimlerde bunun karşılığını aldılar.

Önceki Berlin eyalet yönetimini kuran ve ayrıca federal düzeyde koalisyon hükümetinde yer alan sözde halk partileri Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD), yüzde 6’dan fazla oy kayıplarıyla ağır bedel ödediler. SPD, yüzde 21,6 oyla, Almanya’nın birleşmesinden bu yana en kötü sonuçlarından birini aldı. CDU, yüzde 17,5 oyla, Federal Cumhuriyet’in kurulmasından beri Berlin’deki en kötü sonucunu yaşadı. Yeşiller, 2011’e kıyasla yüzde 2,5 oy kaybetti ve oyların yüzde 15,2’sini aldı.

Yüzde 15,7 oy alan Sol Parti, oylarını, beş yıl önceki yıkıcı sonuca göre bir nebze arttırabildi. Ancak Sol Parti’nin önde gelen adayı Klaus Lederer’in kendisini seçimin galibi gibi göstermesi saçmadır. 2011’de, seçmenler, Sol Parti’yi, , SPD ile 10 yıllık koalisyonundan dolayı cezalandırmış ve partinin desteği yüzde 11,7’ye düşmüştü. Birleşmeye kadar Berlin’in doğu kısmını yönetmiş olan Sol Parti’nin önceli PDS, sadece 10 yıl önce, oyların yüzde 22,6’sını almıştı.

Hür Demokratlar (FDP), 2011’deki, tarihinin yüzde 2’lik en düşük sonucun ardından, yüzde 6’nın biraz üstünde oy alarak Temsilciler Meclisi’ne geri döndüler.

İşçi sınıfının henüz siyasi olaylara bağımsız olarak müdahale edecek bir önderliği inşa etmemiş olduğu koşullarda, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD), düzen partilerine yönelik yaygın öfkeden ve bıkkınlıktan yararlanabildi. AfD, Berlin’de, yüzde 14,1’le, birbiri ardına onuncu eyalet seçiminde eyalet meclisinde temsil edilmek için gerekli barajı aştı. AfD’ye oy verenlerin çoğu, bu sağcı partiye, protesto için oy vermişti. Piyasa araştırma şirketi Infratest Dima’ya göre, AfD’ye oy verenlerin sadece yüzde 26’sı, onun haklı olduğuna inanarak desteklemiş; yüzde 69’u ise diğer partilere yönelik hayal kırıklığından dolayı ona oy vermişti.

Korsan Partisi, 2011’de, girdiği ilk seçimlerde, devasa bir medya kampanyası sayesinde, asıl olarak gençlerin artan hoşnutsuzluğunu daha fazla açıklık ve danışma yönündeki talebiyle kendisine yedekleyerek, oyların yüzde 8,9’unu almıştı. Ama Korsan Partisi, geçtiğimiz beş yıl içinde, bir diğer burjuva partisi olarak hızla teşhir oldu ve seçmen desteğini kaybetti. Parti, Pazar günü, oyların yüzde 2’den azını alarak, mecliste temsil edilmek için gerekli yüzde 5 oranını açık ara farkla kaçırdı.

Burjuva egemenliğinin, şu anda ifadesini düzen partilerinin gerilemesinde ve AfD’nin yükselişinde bulan derinleşen krizi koşullarında, egemen seçkinler, kızıl-kızıl-yeşil (SPD-Sol Parti-Yeşiller) koalisyonunu, bir kemer sıkma programını ve devlet aygıtının hem içeride hem dışarıda güçlendirilmesini dayatmak için en iyi seçenek olarak görüyorlar. Zaten SPD’nin baş adayı Michael Müller seçim kampanyası sırasında Yeşiller ve Sol Parti ile işbirliğini açıkça dile getirmişti. Müller, seçim gecesi, “Yeşiller ile birçok ortak zemin” gördüğünü ve “diğer partiler ile de koalisyon görüşmeleri yapacağını” belirtti.

Sol Parti temsilcileri, sadece Berlin’de değil ama federal düzeyde de bir kızıl-kızıl-yeşil koalisyona hazırlandıklarının sözünü vermişlerdi. Partinin başkanı Katja Kipping’in açıklamış olduğu gibi, seçim sonucu yalnızca Berlin için değil, ama “federal düzey için” de “muazzam bir işaret” idi. Sol Parti’nin Bundestag (federal meclis) grup başkanı Dietmar Bartsch ise, “Sahra Wagenknecht [Sol Partili milletvekili], elbette, federal düzeyde farklı bir gruplaşma için hazırlıklı.” yorumunda bulundu.

Seçimlere eyalet çapında aday listesiyle ve Wedding, Tempelhof-Schöneberg ve Friedrichshain’da doğrudan adaylarla katılan Partei für Soziale Gleichheit (PSG – Sosyalist Eşitlik Partisi), oylama sonuçlarından önce, seçim bildirgesinde, kızıl-kızıl-yeşil koalisyonu tehlikesine ilişkin şu uyarıda bulunmuştu:

“Berlin seçimleri, federal düzeyde bir SPD-Sol Parti-Yeşiller koalisyonuna (sözde bir kızıl-kızıl-yeşil hükümet) zemin oluşturmada bir deneme çalışması olarak görülüyor. Böylesi bir yönetim, ilerlemeyi temsil etmeyecektir. 1998’de, SPD ve Yeşiller, II. Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez Bundeswehr’i ülke dışı savaş görevlerine gönderen, ücretleri ve sosyal yardımları kesen bir koalisyon kurmuştu. Şimdi bu ittifak, sosyal kesintilerin bir sonraki aşamasını dayatmak ve Alman militarizminin önünü daha fazla açmak amacıyla, Sol Parti’yi kullanarak, yeniden canlandırılacak.”

Sol Parti, bütün bir seçim kampanyası boyunca, egemen seçkinlere, bu gerici planların uygulanmasında güvenilir bir ortak olduğunun işaretini verdi.

Sol Parti, seçim programında, toplumsal sorunlar üzerine birkaç vaatle birlikte, güvenlik güçlerinin “iyi eğitilip donatılması”nı ve “daha fazla polis”in işe alınmasını talep ediyordu. Bartsch, birkaç gün önce Bundestag’da, büyük koalisyonu, “işe almada ve maliyetleri azaltmada yanlış politikalardan sorumlu” olmakla suçladı. Bartsch’a göre, onlar, polisi, son yıllarda “kesintilerin kurbanı” yapmış ve 1997’den beri “polis kurumunda 17.000 kadroyu ortadan kaldırmış”tı. Ama gerekli olan şey, “eylem yeterliği olan bir devlet” idi. Bu, “özellikle polis kurumu dahil, kamu sektöründe iyi eğitilmiş ve donatılmış personel”i içeriyordu.

Sol Parti, savaş sorununda, eski pasifist Yeşiller’in 18 yıl önce gerçekleştirdiğine benzer bir değişime hazırlanıyor. İlk “solcu” eyalet başbakanı olan ve Thüringen’de Sol Parti-SPD-Yeşiller koalisyonuna önderlik eden Bodo Ramelow, seçim kampanyası sırasında Der Spiegel’e, Sol Parti “pasifist değil” açıklamasında bulunmuştu. Wagenknecht, kendi payına, yazın kamu televizyonu ARD ile bir röportajında, “Biz bir hükümete katıldığımızda, Almanya elbette NATO’dan ayrılmayacak.” demişti.

Tüm partiler devletin içeride güçlendirilmesini ve savaş talep ederken (büyük güçler arasındaki gerilimler artıyor ve yeni bir dünya savaşı tehlikesi söz konusu), PSG, seçim kampanyasının merkezine, savaşa karşı uluslararası bir hareketin inşasını yerleştirdi. PSG, binlerce afişinde, on binlerce bildirgesinde, standlarda, açık toplantılarında, internetteki ve televizyondaki programlarda, böylesi bir hareketin işçi sınıfına dayanması, kapitalist sisteme karşı çıkması, sosyalist program uğruna mücadele etmesi ve uluslararası olması gerektiğini anlattı.

PSG, yüzeysel sloganlarla en çok oyu kazanmakla değil; ama işçi sınıfını savaş ya da devrim sorunuyla karşı karşıya getirecek yaklaşan gelişmelere hazırlanmakla ilgilendi. PSG, bu ilkeli temelde, Berlin’de bugüne kadar bütün seçimlerde olduğundan daha fazla oy aldı. O, 2.000’den fazla oyla, 2011’deki 1.690 oya göre kayda değer bir artış elde etti.

PSG, kampanyasını yoğunlaştırdığı semtlerde, daha da yüksek oranlarda oy aldı. Peter Hartmann, “Mitte 6.” bölgede ilk oyların yüzde 0,9’unu; PSG genel başkanı Ulrich Rippert ile Andreas Niklaus kendi bölgelerinde oyların yüzde 0,6’sını; Christoph Vandreier ve Endrik Bastian yüzde 0,5’ini; Markus Klein ise Friedrichshain-Kreuzberg’de yüzde 0,3’ünü aldı.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır