World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

PSG’nin Berlin’deki seçim kampanyasının önemi

Christoph Vandreier
26 Eylül 2016
İngilizce’den çeviri (22 Eylül 2016)

Berlin seçim sonuçları, halkın, düzen partilerine; onların askeri yeniden silahlanma ve sert sosyal kesinti politikalarına yönelik derin güvensizliğini ve büyüyen öfkesini dışa vurdu. Yönetimdeki iki parti, Sosyal Demokratlar (SPD) ve Hristiyan Demokratlar (CDU), özünde reddedildi.

Ama şimdi Sol Parti ve Yeşiller, Almanya’nın birleşmesinden bu yana kesintisiz olarak Berlin eyalet yönetiminde yer almış olan SPD’yi iktidarda tutmak üzere hizmetlerini sunuyorlar. Bir kızıl-kızıl-yeşil koalisyon yönetimi altında, yoksulluğun başkenti, artan biçimde, militarizmin ve savaş hazırlıklarının merkezi haline gelecektir.

Sol Parti ile Yeşiller’in, savaş politikasında SPD’den ve CDU/CSU’dan (Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik) ayırt edilmesi olanaksızdır ve militarizm ve büyük güç politikası yönündeki dış politika değişimine başından itibaren bütünüyle entegre olmuşlardır. Onların özel rolü, yeni savaşları meşrulaştırmak için insani ve insan hakları argümanları kullanmaktan ibarettir.

Milyonlarca işçi ve genç, seçim günü kesinlikle reddettikleri bu politikaların artan bir acımasızlıkla uygulanacağı gerçeğini bizzat yaşayacaklar. Bu siyasi kartele yönelik direniş, yeni biçimler alacak. Bu yüzden, şiddetli toplumsal ve siyasi çatışmalar kaçınılmaz.

Bu koşullar, Partei für Soziale Gleichheit’ın (PSG – Sosyalist Eşitlik Partisi) yürüttüğü kampanyanın ne kadar önemli olduğunu ve işçi sınıfının, savaşa karşı mücadeleyi kapitalizme karşı mücadeleyle birleştiren ve sosyalist-enternasyonalist bir program uğruna mücadele eden bir partiye ne kadar acil olarak ihtiyaç duyduğunu göstermiştir.

Seçimlerin yapıldığı hafta sonundan beri, küresel çatışmalar daha da derinleşmiş durumda. Oylamadan önceki Cuma günü, Bratislava zirvesi, Brexit’ten sonra Avrupa Birliği’nin (AB) geri kalanının ne kadar bölünmüş olduğunu gösterdi. Ulusal uzlaşmazlıklar çarpıcı biçimde yoğunlaşıyor ve İtalyan bankacılık krizi tüm kıta genelinde yeni bir toplumsal saldırı dalgasını haber veriyor.

Savaş yönündeki gelişmeler de hızla şiddetleniyor. ABD’nin Çin’i kuşatması koşulları altında, iki nükleer silahlı güç olan Hindistan ile Pakistan arasındaki çatışmalar derinleşiyor. Suriye’de, ABD’nin Suriye ordu mevzilerine yönelik bir saldırısı ve Halep’te yardım konvoyunun bombalanması sonrasında, NATO ile Rusya arasında doğrudan bir çatışma tehdidi oluşuyor. Türkiye, halihazırda, askeri istilasını daha da genişletme niyetini ilan etmiş durumda ve Suriye topraklarını kalıcı bir şekilde işgal etmek amacıyla ülkeye daha fazla baskı yapmayı tasarlıyor.

NATO, geçtiğimiz hafta sonu, 4.000 askerin Rusya sınırına konuşlandırılacağını duyurdu. Alman ordusu (Bundeswehr), yine Rusya’ya karşı yönelen NATO’nun ani müdahale gücünün içinde olması gibi, bunda da eşit ölçüde yer alıyor. Bir üçüncü dünya savaşı tehdidi, hiç olmadığı kadar büyük.

PSG, savaşa karşı mücadeleyi kampanyasının merkezine yerleştirdi. Kampanya, en başından itibaren, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) dünya genelinde inşasının parçası olarak kavranmış ve DEUK’un bu yılın Şubat ayında yayınladığı “Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklamasına dayandırılmıştı. Açıklama, “Savaş çılgınlığını üreten kapitalist kriz, aynı zamanda toplumsal devrimin itici gücünü de oluşturmaktadır.” diye ilan ediyordu.

Açıklama, yirminci yüzyılda zaten iki dünya savaşına neden olmuş olan ve şimdi bir kez daha savaşa ve barbarlığa yol açan derin kapitalist krizi tüm çıplaklığıyla gösteriyordu. Bir felaketi engellemenin tek yolu, kapitalizme karşı uluslararası bir hareketin inşasından geçiyordu. “Emperyalizm, kapitalist düzeni savaş yoluyla kurtarmaya çabalıyor. İşçi sınıfı, küresel krizi toplumsal devrim yoluyla çözmeyi amaçlamaktadır.”

Ardından, savaşa karşı mücadelenin dayandırılması gereken dört ilke sergileniyordu: ilk olarak, bu mücadele, işçi sınıfına dayanmalıydı; ikincisi, kapitalizm karşıtı ve sosyalist olmalıydı; üçüncüsü, kapitalist sınıfın tüm örgütlerinden bağımsız olmalıydı ve son olarak, “Yeni savaş karşıtı hareket, her şeyden önce uluslararası olmalı, işçi sınıfının muazzam gücünü emperyalizme karşı birleşik küresel bir mücadelede harekete geçirmelidir.”

Bu uluslararası yönelim ve ilkeler, PSG’nin seçim kampanyasının temelini biçimlendirdi. PSG, seçim bildirgesinde, Alman egemen seçkinlerinin nasıl savaşa hazırlandığını ve militarizmin canlanmasını örgütlediğini ayrıntılı olarak anlatıyordu. Bu gelişme, ancak işçi sınıfının seferberliği yoluyla durdurulabilirdi. Bildirge, “İşçiler, siyasi gelişmelere bağımsız olarak müdahale etmek için, kendi partilerine ihtiyaç duyuyorlar.” diye sonuçlanıyordu.

Seçim bildirgesi, on binlerce dağıtıldı ve kampanya stantlarında ve toplantılarda çok sayıda tartışmanın temelini oluşturdu. Buna ek olarak, PSG, binlerce afiş yaptı ve çeşitli videolar hazırladı. Ana mesaj, her zaman, siyasi sorunların netleştirilmesi ve işçi sınıfının, kriz derinleştikçe giderek daha fazla sağa kayan bütün burjuva örgütlerinden siyasi bağımsızlığı uğruna mücadelesi idi.

PSG, aynı zamanda, uluslararası işçi sınıfının en önemli deneyimlerini tartışmak üzere DEUK’un diğer şubelerinden temsilcilerin katıldığı bir dizi toplantı örgütledi. Bu toplantıların çoğu internetten canlı olarak yayınlandı ve dünya çapında işçilere yöneldi.

İki toplantı, üçüncü dünya savaşı tehlikesine, büyük güçler arası artan gerilimlere ve kendi çıkarlarını her zamankinden daha saldırgan biçimde dayatan Alman militarizminin rolüne odaklandı.

Savaş yanlısı politikaları desteklemenin en önemli üsleri haline gelmiş olan çeşitli sahte sol grupların önemi üzerine yinelenen tartışmalar düzenlendi. ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) başkan ve başkan yardımcısı adayı Jerry White ve Niles Niemuth, Humboldt Üniversitesi’ndeki toplantıda video bağlantısı yoluyla konuştular ve Clinton ile Trump’ın savaş planlarını ele aldılar. White ve Niemuth, kendini sosyalist ilan Bernie Sanders’ın Clinton’a destek seferber etme ve onun savaş yanlısı politikalarını örtbas etme konusunda oynadığı önemli rolü açıkça ortaya koydular.

Fransa’daki sınıf mücadelesi üzerine toplantıda, Alex Lantier, François Hollande’ın “sosyalist” hükümetinin olağanüstü hali yalnızca Sol Parti’nin kardeş partisi olan Sol Cephe’nin desteğiyle uygulayabildiğini ve bunu, özellikle işçi sınıfına karşı kullandığını anlattı.

PSG, Sol Parti’yi sert biçimde ve doğrudan teşhir etti ve bir kızıl-kızıl-yeşil eyalet yönetimi tehlikesine ilişkin uyarıda bulundu. Bildirge, “Sol Parti, Berlin’i, yoksulluğun başkentine dönüştürmüştür. Yunanistan’da, onun kardeş partisi Syriza, acımasız kemer sıkma programıyla milyonlarca insanın yaşamını mahvetmiş durumda.” diye belirtiyordu.

Bir kızıl-kızıl-yeşil koalisyonu, federal düzey için bir deneme çalışması olacaktı. Seçim bildirgesi, “Böylesi bir yönetim, ilerlemeyi temsil etmeyecektir. 1998’de, SPD ve Yeşiller, II. Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez Bundeswehr’i ülke dışı savaş görevlerine gönderen, ücretleri ve sosyal yardımları kesen bir koalisyon kurmuştu. Şimdi bu ittifak, sosyal kesintilerin bir sonraki aşamasını dayatmak ve Alman militarizminin önünü daha fazla açmak amacıyla, Sol Parti’yi kullanarak, yeniden canlandırılacak.” diye ilan ediyordu.

Seçim sonucu, siyasi durumun hızlı bir yoğunlaşmasının başlangıcı olacaktır. SPD, Sol Parti ve Yeşiller’den oluşan bir eyalet yönetimi, aynı herhangi bir burjuva koalisyon gibi, işçi sınıfına yönelik saldırıyı hızlandıracak ve bu süreçte, siyaset kurumunu daha da sağa itecektir. Bu ise, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’in (AfD) daha fazla güçlenmesi sonucunu doğuracak.

İşçiler, yeni yönetimin sert toplumsal saldırılarıyla ve savaş hazırlıklarıyla hızla çatışma içine girecekler. Bu koşullar altında, PSG’nin inşası, yeni bir aciliyet kazanmaktadır.

PSG henüz seçimlerde kitlesel destek kazanamamış olsa da, ona verilen 2.042 oy büyük önem taşıyordu. Bu oy sayısı, PSG’nin başkentte önceki seçimlerde aldığı oydan daha fazladır. Zorunlu seçim yayınları ve küçük partilerin tartışmaları dışından toptan bir medya karartmasına ve partinin son derece sınırlı kaynaklarına rağmen, PSG, oylarını -özellikle birkaç işçi sınıfı semtinde- kayda değer şekilde arttırabildi.

Ama bu yalnızca başlangıç olabilir. Çarpıcı siyasi gelişmeler karşısında, partinin inşasında aktif olarak yer almanın zamanı gelmiştir. Bugün bir destekçi olarak kayıt olun, cömert bir bağış yapın ve bir PSG üyesi haline gelin.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır