World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

G-20 zirvesi görüşmelerine giderken Suriye savaşı tırmanıyor

Johannes Stern ve Alex Lantier
5 Eylül 2016
İngilizce’den çeviri (3 Eylül 2016)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin’deki G-20 zirvesinde ABD Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilan edilen görüşmeleri öncesinde, Suriye’deki NATO müdahalesi tırmanmaya devam ediyor.

Türk savaş uçakları, dün, Suriye köyleri Arab Ezza ile al-Ghundura çevresindeki üç yeri bombaladı. Bu bölge, 24 Ağustos’ta Türkiye’nin zırhlıları, topçu ve jetleri ile arkalanan Batı destekli milis savaşçılarının ele geçirdiği stratejik Cerablus kasabasının batısında bulunuyor. Türk kuvvetleri, şu anda, Ankara’nın hem IŞİD savaşçılarından hem de Halk Savunma Birlikleri’nden (YPG) temizlemek istediğini belirttiği toprakların kabaca 90 kilometrelik kısmının merkezinde operasyon yürütüyor.

Türk kuvvetleri, Türkiye’nin Kürt bölgesinde de operasyonlarını hızlandırdı. TSK, Cuma günü, Hakkari’nin Çukurca ilçesinde 27 PKK militanının öldürüldüğünü duyurdu.

G-20 zirvesine hareket etmeden önce basın açıklaması yapan Erdoğan, “Kesinlikle Suriye’nin kuzeyinde, bizim de güneyimizde bir terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz, bunun bilinmesini isterim.” dedi. Erdoğan, “Uluslararası toplum DAİŞ ile YPG, PYD terör örgütleri arasında bir tercih yapmak zorunda değildir.” diye vurguladı.

“Bu iki örgüt arasında yöntem, hedef, insan hayatına bakış açısı itibarıyla hiçbir fark yoktur.” diyen Erdoğan, “Ne var ki son günlerde Batı’daki bazı çevrelerin yaptıkları açıklamaları hayretle karşılıyoruz.” diye ekledi. ABD’li yetkililerin ABD destekli YPG milislerinin ve PYD’nin Fırat Nehri’nin doğusuna geçtiği iddialarını reddeden Erdoğan, “Münbiç ile ilgili bize şu anda, 'Fırat'ın doğusuna geçtiler' diyorlar. Biz de diyoruz, 'Hayır geçmediler.' Fırat'ın doğusuna geçtiklerinin ispatı bizim tespitimize bağlıdır.” diye konuştu. 

Tüm NATO güçleri Suriye’de askeri tırmanma yönünde baskı yaparken, ana hedefi Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulmasını engellemek olan Ankara ile YPG/PYD vekillerini IŞİD’e karşı araçları olarak korumak isteyen Washington arasındaki derin anlaşmazlıklar sürüyor. Erdoğan, “DAİŞ’i hedef göstermek suretiyle ‘DAİŞ’e düşman olan dostumuzdur’ mantığıyla hareket edenler kusura bakmasınlar yanılgı içindedirler ve diğer terör örgütlerinin dostu durumundadır.” dedi. 

Hükümetinin 100. günü kutlamasında konuşan Başbakan Binali Yıldırım da, hükümetinin Türkiye içindeki Kürt güçlerine taviz vermeyeceğini söyledi. Bunun yerine, o, son dönemde İsrail ve Rusya ile diplomatik ilişkilerini iyileştirmiş olan Türkiye’nin, Mısır ve hatta Suriye ile ilişkileri normalleştirmeyi hedeflediğini yineledi.

Yıldırım, “Mısır, Suriye ile de kısa sürede ilişkileri normalleştirmek için Türkiye ciddi bir atağa geçti. Dış politikada prensibimiz dostlukları arttırmak ve düşmanlıkları azaltmaktır.” diye belirtti.

Putin, hala, Temmuz’daki ABD destekli başarısız darbenin ardından Ankara’nın Moskova ile ilişkilerini geliştirme girişimlerini kendi çıkarına kullanıyor. Perşembe günü Pasifik liman kenti Vladivostok’taki bir röportajda, Putin, Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Suriye’de görevlendirilen bir Rus bombardıman uçağını vurması için özür dilemesine “değer verdiğini” söyledi. O, “Biz, Türkiye cumhurbaşkanı tarafından Rusya ile tam ölçekli ilişkileri yeniden kurmakta açık bir çıkar görüyoruz.” dedi.

Putin, Ankara’nın Suriye’ye saldırısına ilişkin soruya, her iki ülke de, “Suriye sorununu kapsayan bölge sorunlarına ilişkin bir anlaşmaya varma yönünde ortak bir arzuya sahip.” diye belirtti.

Rusya devlet başkanı, kendisinin emperyalist güçlerle Suriye üzerine bir anlaşmaya ilkesel olarak açık olduğunun da sinyalini verdi: “Bizler, yavaş yavaş doğru yönde ilerliyoruz. Yakın gelecekte bir şey üzerinde anlaşmaya varabileceğimizi ve anlaşmalarımızı uluslararası topluma sunabileceğimizi dışlamıyorum.”

Bloomberg News’e göre, Putin, “diğer güçleri, ülkenin liderini devirmeye çaba harcamaktansa Suriye’de kademeli değişimi kabul etmeleri için uyardı.” Putin, ABD önderliğindeki rejim değişikliklerinin “devletin çöküşü”ne ve terörizmin yayılmasına yol açtığı Libya ve Irak örneklerine atıfta bulundu. O, Moskova ile Washington arasındaki görüşmeleri, ABD’nin Suriye’deki İslamcı milislere desteği üzerine süregiden farklılar nedeniyle “oldukça zor” diye tanımladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Washington’ın El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra’yla bağları bulunan güçleri desteklemesinden yakındı: “Amerikalıların müzakereler için kabul edilebilir bulduğu birçok grup, gerçekte, El Nusra ile müttefik. Aynı zamanda, El Nusra, onları saldırılardan kurtulmak için kullanıyor. Bu, süresiz olarak devam edemeyecek bir durumdur.”

Türk ve Rus yetkililerin Washington’la bir anlaşma geliştirme çabalarına rağmen, Suriye’de müdahale eden büyük güçler arasındaki anlaşmazlıklar şiddetleniyor. Washington ve Avrupalı müttefikleri, esas olarak, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimini devirmeyi ve Rusya’ya aşağılayıcı bir darbe vurmayı hedefliyor. Bu gündem, Washington G-20’de görüşmelerde bulunurken bile, aktif olarak yürütülüyor.

Salı günü, Britanya ve Fransa, BM Ortak Araştırma Mekanizması’nın (JIM) Suriye’de kimyasal silah kullanıldığını iddia eden raporunu yayınlamasının ardından, Suriye rejimine karşı saldırgan eylem çağrısında bulundular.

Bu noktada, Suriye’nin kimyasal silah kullanımına ilişkin bu tür iddiaların hiçbir güvenilirliği yoktur. NATO güçleri, savaşı sivillere yönelik saldırıları durdurma yönünde bir vicdan eylemi olarak sunacak şekilde, Suriye’ye karşı ABD önderliğinde bir savaşa yalanlara dayanan bir kılıf uydurmak için 2012’de Hula’da ve 2013’te Guta’da olduğu gibi defalarca Suriye’nin zehirli gaz saldırılarına ilişkin uydurma raporlara başvurmuştur. Onlar, büyükelçilerini Suriye’den çekmek için Hula katliamını kullandılar; Washington ve Paris, neredeyse, Eylül 2013’te Şam’ı bombalamak için bir savaş sebebi olarak Guta katliamını kullanıyordu.

Oysa sonunda, her iki katliamın da, Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) ve araştırmacı gazeteci Seymour Hersh’in ayrı ayrı detaylı raporlarına göre, ABD destekli muhalefet tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Hula katliamı üzerine FAZ raporunun ardından, BBC, kendi haberlerinin bütünüyle muhalefet açıklamalarına dayandırılmış olduğunu itiraf etmişti.

JIM raporu, benzer şekilde, Suriye’ye karşı emperyalist savaş yönelimine yakıt sağlamak amacıyla hazırlanmış gibi görünüyor.

JIM, raporunu geçtiğimiz hafta kamuoyuna büyük bir tantanayla ilan eder ve bu hafta BM Güvenlik Konseyi’ne sunarken, çok az somut delile sahipti. Suriye’de iddia edilen dokuz kimyasal saldırıdan söz eden rapor, dokuz olayın üçünde zehirli gaz kullanılmış olduğu sonucuna varmak için “yeterli” delil olduğunu ilan etti. Rapor, klorin kullanılmasını iki olayda Esad rejimine (Talmenes’te 21 Nisan 2014’teki bir saldırı ve Sarmin’de 16 Mart 2015’te helikopterlerden ilkel varil bombalarının atılmasını içeren bir saldırı) ve bir olayda (Marea’da 16 Mart 2015’teki hardal gazı saldırısı) IŞİD’e yükledi.

JIM raporu iddialarını destekleyecek kayda değer hiçbir kanıt sunmamış olmasına rağmen, Londra ve Paris, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye yönelik yeni yaptırımlar uygulayarak karşılık vermesini talep etti. Fransa’nın BM temsilcisi François Delattre, “bu eylemlerden sorumlu olanlara yönelik yaptırımlar” biçiminde “hızlı ve güçlü bir Güvenlik Konseyi tepkisi” çağrısında bulunurken, Britanya’nın BM temsilcisi Matthew Rycroft, BM Güvenlik Konseyi, “yaptırımlar ve uluslararası yasal işleyişler içinde bir hesap verme zorunluluğu biçimi arayacaktır.” dedi.

Bununla birlikte, JIM raporu hiç kimseyi saldırıların emrini vermekten sorumlu tutmadığı ya da daha önce Suriye pistlerini ele geçirmiş olan muhalefetin helikopterleri ve varil bombalarını kullanmadığını kanıtlamadığı ölçüde, raporun sonuçları bir değer taşımamaktadır.

JIM raporunun sunumunun dinlenmesinin ardından, Rusya’nın BM temsilcisi Vitali Çurkin, rapordaki kanıtların, “Şam’a karşıt güçler ve terörist gruplar tarafından, muhtemelen dış yardımla uydurulmuş olabileceği” suçlamasında bulundu. Çurkin, “Yayınlanan raporda yaptırım uygulanacak hiç kimse yok. Hiçbir isim yok, belirli hiçbir şey içermiyor… Eğer profesyonel olmak istiyorsak, bütün sonuçları sorgulamamız gerekir.” diye ekledi.

Suriye temsilcisi Beşar Caferi ise, JIM’in sonuçlarının, “klorin kullanıldığına ilişkin gerek numune, gerekse tıbbi rapor bakımından herhangi bir fiziksel kanıttan yoksun” olduğu itirazında bulundu.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır