World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2017/feb2017/merk-f08.shtml

Merkel Malta’daki AB zirvesi öncesinde Erdoğan ile görüştü

Johannes Stern
8 Şubat 2017
İngilizce’den çeviri (4 Şubat 2017)

Almanya Başbakanı Angela Merkel, dün [3 Şubat] Malta’da düzenlenen Avrupa Birliği (AB) zirvesi başlamadan önce, Ankara’da, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Bu, Merkel’in Türkiye’ye son 18 ay içindeki beşinci, 15 Temmuz başarısız darbesinden bu yana ise ilk ziyareti idi.

Görüşme, ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlaması sonrasındaki son derece gergin dış politika ortamında gerçekleşti. Çarşamba günü, ABD başkanının ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn, şu anda Suriye’de Türkiye ile yakın bir işbirliği içinde olan İran’ı savaşla tehdit etti. Daha önce, Meksika ile Çin’in yanı sıra Almanya ve AB de Trump’ın ulusalcı ve militarist dış politikasının hedefi olmuştu.

Brüksel ve Berlin, bu gelişmelere, kendi dış politika ataklarıyla karşılık veriyorlar. Trump’ın görevi üstlenmesinden bu yana, çeşitli medya kuruluşları, dış politika düşünce kuruluşları ve önde gelen iş ve siyaset kişilikleri, yeni ABD yönetimini sert biçimde eleştirdiler ve gerektiğinde ABD’ye karşı kendi ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını zorla kabul ettirmek üzere daha bağımsız bir AB dış politikası çağrısı yaptılar.

Şu anda Washington’da bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Trump’ın göreve başlama konuşmasının hemen ardından, kendi çıkarlarını “kesin olarak” belirlemeleri gerektiği talebinde bulundu. Gabriel, Handelsblatt ile röportajında, diğer şeylerin yanı sıra, “Eğer Trump Asya ya da Güney Amerika ile bir ticaret savaşı başlatırsa, bizim için fırsatların önü açılır.” demiş; Avrupa, “hızla yeni bir Asya stratejisi üzerinde çalışmalı” ve “Amerika’nın boşlattığı alanları kullanmalı” diye eklemişti.

Medya, haberlerinde Merkel’in Türkiye’de demokrasiyi ve insan haklarını savunma ihtiyacına yaptığı iddia edilen göndermeye odaklanmış olsa da, onunla Erdoğan arasındaki iki buçuk saatlik görüşmede başlıca jeopolitik ve ekonomik konuların da ele alındığı açıktı.

Ortak basın toplantısının başlamasından kısa süre sonra, Erdoğan, “İkili görüşmemizin ardından, heyetler arası görüşmemizi de yaptık… Askeri, siyasi, ekonomik, ticari tüm ilişkilerle, ulusal, bölgesel, bütün terör olaylarını ele alma, bunları değerlendirme fırsatını bulduk.” diye konuştu.  

Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler, “önemli ilişkiler”di ve ayrıca, “savunma sanayisinde birlikte ne yapabiliriz?” konusu ele alınmıştı. Diğer “önemli konular”, “AB, AB süreci ve NATO çerçevesi içindeki siyasi ilişkiler” idi.

Ankara ile son aylardaki sert dış politika çatışmalarına karşın (en sonuncusuna, NATO üslerinden geri dönmeleri emredilmiş olan 40 Türk subayın, dönmek yerine Almanya’da sığınma başvurusu yapması yol açmıştı), Türkiye, birçok nedenden dolayı, Avrupa ile enerji zengini Ortadoğu arasındaki merkezi köprü ülke olarak, Alman emperyalizminin önemli bir müttefikidir.

Merkel ve Alman hükümeti için önemli hedeflerden biri, Avrupa’nın, Ortadoğu’daki savaş alanlarından kaçan sığınmacılara acımasızca kapatılmasıdır. Merkel, Erdoğan ile ortak basın toplantısında, AB ile Türkiye arasındaki kirli sığınmacı anlaşmasını açıkça övdü. Merkel, “Türkiye, burada her gün olağanüstü çabalar gösteriyor” dedi ve ekledi: “AB tarafından vaat edilen kaynakların, elbette mümkün olan en kısa sürede dağıtılabilmesini güvenceye almak için her şey yapılacaktır.”

Ayrıca, iki ülke arasında yakın ekonomik bağlar söz konusu. Diğer pek çok ülke gibi, Türkiye de, özellikle bir satış pazarı olarak, ihracata bağımlı Alman ekonomisi için önemli. 2015’te, Almanya, ihracat yaptığı ülkeler arasında 14. sırada yer alan Türkiye’ye 22,4 milyar avro değerinde mal tedarik etti. Diğer taraftan, Almanya, (ithalatta 17. sıradaki) Türkiye’den 14,5 milyar avro değerinde mal ithal etti. Merkel, Ankara’da, güvence verir şekilde, “Ekonomik ilişkiler iyi ama daha da yoğunlaştırılabilirler; bunun üstünde de çalışacağız.” dedi.

Türkiye, ayrıca, Alman ordusunun Ortadoğu’daki müdahaleleri nedeniyle de Almanya için önemli bir müttefik. Türkiye’deki İncirlik hava üssüne, Suriye ile Irak’taki operasyonlar için, geçtiğimiz Kasım ayında sayısının arttırılması kabul edilmiş olan Alman Tornado uçakları ve 1,200 kadar asker yerleştirilmiş durumda.

Almanya Savunma Bakanlığı, şimdi de, ABD ordusundan potansiyel olarak daha bağımsız şekilde hareket edebilmek üzere, İncirlik’in genişletilmesi için bastırıyor. Spiegel Online, geçtiğimiz Eylül ayında, üssün genişletilmesi “ordunun bakış açısından… acilen gerekli”; çünkü Alman ordusunun müdahalesinin başlamasından beri, hava kuvvetleri “jetlerini ABD ordu tesislerine koyuyor, geçici yerlere bırakıyor ve kendi gözetim uçuşları sırasında müttefiklerden gelen teknolojiye bağlı kalıyor.” diye yazmıştı.

Merkel’in Türkiye ziyareti, Alman dış politikasını meşrulaştırmak için kullanılan insan hakları hakkındaki içi boş lafları ifşa etmektedir. Erdoğan, başarısız darbeyi, tüm iç muhalefeti bastırmanın ve otoriter bir rejim kurmanın bahanesi olarak kullanmış durumda. Temmuz’dan beri 120.000’den fazla kamu görevlisi işten çıkarıldı ya da uzaklaştırıldı, 40.000’i aşkın kişi tutuklandı. Erdoğan, Nisan ayında, iktidarını bir diktatör olarak etkin şekilde sağlamlaştırabilmek amacıyla, son derece tartışmalı bir anayasa değişikliğine ilişkin bir referandumu kazanma peşinde koşuyor.

Merkel’e yönelik -özellikle Sosyal Demokratlardan, Yeşiller’den, Sol Parti’den ve CDU’nun bazı kesimlerinden gelen- “insan hakları eleştirisi”nin arkasında, Türkiyeli işçilerin demokratik haklarına ilişkin kaygı değil; Alman emperyalizminin Ortadoğu’daki çıkarlarının nasıl en etkin şekilde güçlendirilebileceği konusundaki farklılıklar yatmaktadır.

Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) savunma politikası sözcüsü Florian Hahn, Türkiye’nin tavrının bir NATO üyesi için uygun olmadığını ve Alman askerlerinin başka bir ülkeye yerleştirilmesi seçeneğinin düşünüldüğünü söyledi. “Bunun kesinlikle düşünülmesi gerekiyor. Fakat sonuçta, her altı ayda bir kimi teknik konular üzerine Türkiye’nin baskısı altına girdiğimiz için uzun vadeli bir durum söz konusu olamıyor. Ben, örneğin, Ürdün’ün daha güvenilir bir ortak olacağını düşünüyorum. Bununla birlikte, bu, mali kaynakların ve zamanın uygun kullanımı anlamına gelecektir.”



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır