World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2017/feb2017/ukra-f05.shtml

Rusya’ya karşı NATO yığınağının ortasında Doğu Ukrayna’daki çatışmalar alevleniyor

Bill Van Auken
5 Şubat 2017
İngilizce’den çeviri (2 Şubat 2017)

Ukrayna silahlı kuvvetleri ve müttefik milisler Donetsk bölgesindeki Rusya yanlısı ayrılıkçı güçlerle çatışırken, Doğu Ukrayna’da yeniden başlayan çatışmalarda her iki taraftan da onlarca kişi öldü ya da yaralandı.

Çatışmalar, 2014’te ve 2015 kışında yaşananlar kadar kanlı olmamakla birlikte, ağır silahların ve çoklu Grad roket atarların sivil alanlara karşı kullanılmasına tanık olundu. Topçu ateşi, hükümet ile ayrılıkçıların kontrolündeki topraklar arasındaki sınır hattında sıkışıp kalmış 20.000 nüfuslu bir sanayi kasabası olan Avdiivka’yı, dondurucu koşullarda sudan, elektrikten ve ısıtma sisteminden mahrum bıraktı.

Unicef’in Ukrayna temsilcisi Giovanna Barberis, Salı günü, “Avdiivka’daki ve çatışmanın her iki tarafındaki binlerce çocuğun yaşamı risk altında olmakla kalmıyor; durumu daha da kötüleştirecek şekilde su ve elektrik yokluğu, tam şu anda, evlerin tehlikeli derecede soğuk hale gelmesi ve sağlık koşullarının kötüleşmesi anlamına geliyor.” diye konuştu.

Avrupa Birliği, NATO, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler, Şubat 2015’te Minsk anlaşması şartları doğrultusunda yeni bir ateşkesin uygulanması çağrısı yaptı. Washington ile Avrupalı müttefikleri, Moskova’ya karşı yaptırımları sürdürmenin bahanesi olarak, defalarca, Rusya yanlısı ayrılıkçıların anlaşmayı ihlal ettiği iddialarına başvurdular. Ukrayna hükümet güçlerinin ihlalleri ise bu tür bir tepkiye yol açmıyor.

2014’te ABD ve Almanya destekli darbenin Kiev’de aşırı sağcı ve şiddetli bir biçimde Rusya karşıtı bir yönetimi iktidara getirmesinin ardından, Donbass bölgesindeki isyancıların Ukrayna hükümetinden bağımsızlık istemesinden bu yana, çatışmalarda 10.000 dolayında insan öldürüldü. Washington ve müttefikleri, Rusya’yı, doğudaki ayaklanmayı kışkırtmakla ve askeri olarak desteklemekle suçladılar.

Doğu Ukrayna’daki duruma ve Kırım’ın darbenin ardından Rusya ile yeniden birleşmesine, hem ABD hem de AB, yaptırımların gerekçesi olarak başvurdu.

Kiev ve Donetsk’teki ayrılıkçılar, son şiddet patlamasından dolayı birbirlerini suçladılar.

Ukrayna dışişleri bakanlığı, yaptığı açıklamada, “Donbass’taki son tırmanma, Rusya’nın, durumun istikrara kavuşmasını önlemek amacıyla, Minsk anlaşmasındaki taahhütlerini düpedüz hiçe saymaya devam ettiğinin açık bir belirtisidir.” dedi.

Moskova ise, Ukrayna’nın saldırıyı başlatmış olduğunun kanıtı olarak, Ukrayna savunma bakanlığının daha önce yaptığı ve Avdiivka çevresindeki alanda “Ukrayna silahlı kuvvetleri metre metre ilerliyor” diye övünen bir açıklamaya dikkat çekti.

Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, çatışmanın, Devlet Başkanı Petro Poroşenko hükümetinin halkın dikkatini Ukrayna’nın uzun süredir devam eden ekonomik ve siyasi krizinden uzaklaştırmak üzere tasarladığı kasıtlı bir “provokasyon”un sonucu olduğunu söyledi.

Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi ise bu provokasyonun asıl sebebinin, Kiev’in, ABD’deki Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın yeni yönetimi altında Washington ile Moskova arasında [sağlanacak] herhangi bir uzlaşmayı bozma ve Rusya’ya karşı yaptırımların herhangi bir şekilde gevşetilmesini önleme kararlılığında yattığını öne sürdü.

Gazete, şöyle yazdı: “Ukrayna ordusu, şu anda, cephe hattındaki durumu kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Görünüşe göre, onlar gerilimlerin artıyor olduğu gerçeğini kabul ediyorlar. Alman yönetiminin kimi üyelerine göre, bu tutumun arkasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptırımları hafifletme planları askıya alındığı ölçüde durumu kötüleştirme yönünde bir girişim olabilir… Berlin’in yorumuna göre, Poroşenko, yaptırımların iptal edilmesini engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır.”

Pentagon ve CIA ile yakın bağlara sahip özel ABD istihbarat şirketi Stratfor da, yeniden başlayan çatışmaya ilişkin çözümlemesinde bu tür bir sebep ileri sürdü: “Ukraynalı yetkililerin Rusya’yı Batı ile görüşmelerdeki konumunu sağlamlaştırmak için [çatışmayı] alevlendirmeyi organize etmekle suçlamasına rağmen, şiddeti, dikkati çatışmaya çekmek ve Moskova’ya karşı devam eden yaptırımlara uluslararası destek toplamak için Kiev kışkırtmış olabilir.”

Poroşenko, hükümetinin, yaptırımlara destek toplama ve Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik daha az cepheleşen bir tutum yönünde her türlü hamle olasılığını telafi etme girişiminin parçası olarak, 30 Ocak’ta Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmek üzere Berlin’e gitti. Merkel, ziyaret sırasında, hükümetinin yaptırımların sürdürülmesine desteğini yineledi. Poroşenko, Donbass’taki krizin üstesinden gelmek üzere geri dönmek zorunda olduğunu iddia ederek, hızla Berlin’den ayrıldı.

ABD Dışişleri Bakanlığının Doğu Ukrayna’daki çatışmaya yönelik, sadece Washington’ın “derin bir şekilde kaygılı” olduğunu duyuran ve sorumluluğu Rusya’ya yüklemeksizin “bir ateşkes çağrısı” yapan tepkisi dikkate değerdi.

Rus hükümet gazetesi Rossiiskaya Gazeta, ABD politikasındaki değişikliğin bir belirtisi olarak bu açıklamaya dikkat çekti: “Washington, ateşkesin bozulması nedeniyle tanımadığı cumhuriyetleri suçlamıyor, Kiev’e herhangi bir destek ifade etmiyor, Rusya’nın rolü hakkında tek bir kelime söylemiyor… Bu unsurlar farklı biçimlerde, kural olarak, Barack Obama yönetiminin Ukrayna’ya ilişkin tüm açıklamalarının önemli bir parçasıydı.”

Öte yandan, sahnedeki ABD’li yetkililer, Trump yönetimi ile dışişleri bakanlığının meslekten yetişme memurları arasındaki giderek artan açık bölünmeyi yansıtacak şekilde, çizgide böyle bir değişiklik göstermediler. ABD’nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) maslahatgüzarı Kate Byrnes, Salı günü Viyana’daki olağanüstü AGİT toplantısında, “Avdiivka’daki şiddeti Rusya ve ayrılıkçılar başlattı.” suçlamasında bulundu ve ekledi: “Rusya’yı, şiddeti durdurmaya, ateşkese saygı göstermeye, ağır silahlı geri çekmeye ve temas hattının ötesinde yeni topraklar ele geçirme girişimlerine son vermeye çağırıyoruz.”

Trump, geçtiğimiz hafta, göreve başlamasının ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilk telefon görüşmesini yapmadan bir gün önce, “Yaptırımlara gelince, o konuda konuşmak için çok erken.” demişti. Söylendiğine göre, görüşme sırasında, yaptırımlar dile getirilmedi ve Ukrayna konusunda önemli bir tartışma olmadı.

Bu arada, hem ABD hem de Alman ordusu, Rusya’nın batı sınırları yakınındaki kuvvetleri güçlendirmeye devam ediyor.

Pazartesi günü, ABD birlikleri ve tankları, komutanlarının Rusya’ya tehdit anlamına geldiğini kabul ettiği tatbikatlar için Polonya’da toplandı.

Avrupa’daki ABD kara kuvvetlerinin komutanı Korgeneral Ben Hodges, Washington Post’a, konuşlanmanın, “Rusya’nın Ukrayna’yı istilası ve yasadışı bir şekilde Kırım’ı ilhakı” eliyle zorunlu kılındığını söyledi ve ekledi: “Hepimiz Rusya’nın ortağımız olacağını umduğumuz için, son Amerikan tankı üç yıl önce Avrupa’dan ayrılmıştı. Durum böyle olunca hepsini geri getirmek zorunda kaldık.”

Bu arada, Alman tankları ve askerleri, Salı günü Litvanya’ya varmaya başladılar. Bu, Alman ordusunun, söz konusu eski Baltık Sovyet cumhuriyetine İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin işgalinden bu yana ilk girişi. Alman konuşlanması, 450 askeri ve 30’u tank 200 kadar aracı içerecek.

NATO ittifakı, toplamda, kabaca 3.000-4.000 askeri içeren dört taburu, kalıcı “dönüşümlü” bir konuşlanmanın parçası olarak kuzeybatı Avrupa’ya, Rusya’yı vurabilecek bir mesafeye göndermeyi taahhüt etmiş durumda.

Trump yönetiminin Moskova ile ilişkileri geliştirme konusundaki açıklamaları ne olursa olsun, NATO’nun Rusya sınırlarına yönelik saldırgan askeri konuşlanması ile birleşen Ukrayna’daki çatışma, dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasında bir silahlı bir çatışma tehdidini hızla yükseltiyor.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır