“Uluslararası Kadın Grevi”ndeki siyasi meseleler

Joseph Kishore
9 Mart 2017

Çeşitli örgütler, 8 Mart Çarşamba günü, ‘Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamak için bir “uluslararası eylem günü” düzenliyor. Gruplar, çeşitli ülkelerdeki kadınlara, işe gitmeme, gösterilere katılma ve bunlar olmazsa, kadınlara karşı şiddeti ve diğer toplumsal sorunları protesto etme çağrısı yapıyor.

Bu ve diğer protestolara katılacak olan pek çok kişi, Trump yönetimine ve onun gerici politikalarına karşı koymak için bir yol arıyor. Bu, protestoları örgütleyen grupların programına, perspektifine ve tarihine ilişkin bir çözümleme yapmayı daha da önemli kılmaktadır.

En çok duyurusu yapılan eylemler Amerika Birleşik Devletleri’nde. Bu eylemler, iki çatı örgütünü içeriyor: 21 Ocak’ta, Trump’ın göreve başlamasından sonraki bazı gösterileri örgütlemiş olan Kadınların Yürüyüşü ve Uluslararası Kadın Grevi ABD.

Kadınların Yürüyüşü, her ikisi de 2016 seçimlerinde Hillary Clinton’u desteklemiş olan Emily’nin Listesi (siyasi bir eylem komitesi) ve NARAL Kürtaj Hakkı Amerika (kar amacı gütmeyen bir kuruluş) gibi Demokratik Parti çizgisindeki gruplarca destekleniyor. Onun Clinton’ı desteklemiş olan başlıca sendika sponsorları arasında, Amerika Öğretmen Federasyonu ve Uluslararası Hizmet Sektörü Çalışanları Sendikası (SEIU) ile Demokratik Parti adayları için milyonlarca dolar toplamış olan MoveOn.org bulunuyor.

Uluslararası Kadın Grevi ABD de, Demokratik Parti’yi destekleyen daha geniş bir örgütler topluluğundan oluşuyor. Bunlar arasında, Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA), Uluslararası Eylem Merkezi, Sosyalizm ve Özgürlük Partisi, Sosyalist Eylem, ABD Sosyalist Partisi ve benzeri örgütler ile birlikte, Uluslararası Sosyalist Örgüt (ISO) baskın bir rol oynuyor. MoveOn.org, her iki koalisyonun da üyesi.

Her iki koalisyonun ortak siyasi yönelimi, birbirlerinin eylemlerini ortaklaşa koordine edip, desteklemeleri olgusuyla vurgulanmaktadır.

Uluslararası Kadın Grevi’nin rolü, halkın geniş kesimleri arasındaki radikal bir toplumsal değişim arzusundan faydalanmak için sol, hatta sosyalist bir söylem kullanan örgütleri içermesinden dolayı, özellikle önemlidir. Bununla birlikte, bu laf kalabalığı, Trump yönetimine ve onu doğuran ekonomik ve siyasi siteme karşı çıkan sosyalist bir işçi sınıfı hareketinin gelişmesini engellemek için kullanılmaktadır.

Grubun programı, 6 Şubat’ta Guardian gazetesinde çıkan bir makalede özetleniyor: “Amerika’nın Kadınları: Greve gidiyoruz. Trump’ın gücümüzü görmesi için bize katılın.”

Yazarlar, Trump’ın göreve başlamasından sonraki gösterilerin, “yeni bir militan feminist mücadele dalgasının başlangıcına işaret ettiği”ni savunuyor. Onlar, “yüzde 99’un feminizmi”, “yeni, daha geniş bir feminist hareket”, “ırkçılık, emperyalizm, cinsiyetçilik ve neo-liberalizm karşıtı bir feminizm” çağrısı yapıyor.

“Yüzde 99’un feminizmi” çağrısı, Trump yönetimine karşı mücadeledeki temel sınıfsal sorunların üstünü örtmeyi amaçlamaktadır. O, temel sorunun kadın-erkek işçilerin şirket ve mali sektör seçkinleri tarafından sömürülmesi değil; kadınların erkekler tarafından ezilmesi olduğunu iddia ederek, Trump’a yönelik muhalefeti, “ataerkilliğe” ve “kadın düşmanlığına” muhalefet şeklinde, cinsiyet yönünden biçimlendirmektedir.

Trump, erkekleri temsil etmemektedir. Onun uyguladığı politikalar (göçmen işçilere yönelik saldırı; sağlık hizmetlerine, kamu eğitimine, çevreye ve işlere yönelik saldırı; demokratik hakların ortadan kaldırılması; dünya savaşına hazırlık olarak büyük çaplı bir askeri takviye), tüm işçi sınıfı için ölüm-kalım meselesi oluşturmaktadır.

Dahası, “yüzde 99’un feminizmi” konusundaki dil, aynı “yüzde 99’un partisi” çağrısı gibi, kasten ve özenle seçilmiştir. Bu dil, nüfusun alttaki yüzde 90’ı ile üst orta sınıfın daha ayrıcalıklı kesimlerini içeren tepedeki yüzde 10’u ya da 5’i arasında var olan derin toplumsal bölünmeyi gizlemeyi amaçlamaktadır.

California Berkeley Üniversitesi ekonomistleri Thomas Piketty, Emmanuel Saez ve Gabriel Zucman’ın geçtiğimiz yıl yayınladığı verilere göre, tepedeki yüzde 10’a girme eşiği, vergi öncesi 122.691 dolarlık bir kişisel gelirdir. Bu, tepedeki yüzde 5 için 184.329 dolar.

Son kırk yılda, üst orta sınıf, gelirinin ve servet payının yükselen borsayla birlikte önemli ölçüde arttığına tanık olurken, en alttaki yüzde 90’a giden pay azalmıştır. Açıkçası, daha ayrıcalıklı toplumsal katman içindeki kadınların (veya erkeklerin) kaygıları, yoksulluk, işsizlik ve büyük borçluluk ile karşı karşıya olan işçi sınıfı içindekilerden çok farklıdır.

Uluslararası Kadın Grevi ABD’yi oluşturan gruplar, tepedeki yüzde 10 içinde daha iyi bir gelir payı, üniversitelerde ve şirket yönetimleri ile hükümette daha yüksek makamlara erişim elde etmek için, kimlik politikasını kullanmaktadır. Bu, Demokratik Parti’nin kapitalizm ve emperyalizm yanlısı politikasıyla tamamen uyumludur.

Bu noktada, söylenmeyenler en az söylenenler kadar önemli. Açıklamanın ya da örgütün web sitesinin hiçbir yerinde, Demokratik Parti’ye, Clinton’ın kampanyasına, Obama yönetimine veya egemen sınıf içinde Trump’ın seçilmesinin ardından gelişmiş olan çatışmalara herhangi bir şekilde değinilmiyor.

Bu bir rastlantı değildir. Uluslararası Kadın Grevi ABD içindeki gruplar, oldukça farklı bir dil kullanıyor olsalar da, kendilerini Kadınların Yürüyüşü’ndekiler kadar Demokratik Parti’yi savunmaya adamışlardır.

Demokratik Parti, Trump’ın yükselişinin başlıca sorumluluğunu taşımaktadır. 2008 ekonomik krizini izleyen sekiz yıl boyunca, Obama yönetiminin tek odak noktası, bankaları kurtarmak ve mali seçkinlerin servetini koruyup genişletmek oldu. Seçim sırasında, Clinton’ın kampanyası, toplumsal öfkeye herhangi bir şekilde başvurmayı reddetti; Demokratlar, ABD’deki yaşamın daha önce hiçbir bu kadar iyi olmadığını ilan ediyorlardı.

Uluslararası Kadın Grevi ABD’yi oluşturan grupların çoğu, Bernie Sanders’ın Demokratik Parti kampanyasını destekledi. Sanders’ın siyasi rolü, “milyarder sınıf”a yönelik muhalefeti Wall Street’in adayı Clinton’ın arkasına yönlendirmekti. Sonuç olarak, Trump, siyaset kurumuna ve statükoya yönelik muhalefeti tekeli altına alabildi.

Demokratik Parti, seçimlerden bu yana, Trump’la uyum (Obama, seçimden sonra, seçim kampanyalarının aynı taraftaki iki takım arasındaki bir “aile içi yarışma” olduğunu ilan etmişti) ile Trump yönetimine yönelik, onun Rusya’ya karşı saldırganlığa yeterince bağlı olmadığı suçlamalarına dayanan kınamalar arasında gidip geldi. Egemen sınıf içindeki bu çatışmanın, işçi ve gençlik kitlelerinin Trump’ın milyarderlerden, generallerden, şirket yetkililerinden ve apaçık faşistlerden oluşturduğu kabineye yönelik gerçekten ve derinden hissedilen öfkesi ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Trump yönetimine yönelik gerçek muhalefet, tamamen farklı bir programa dayanmalıdır. İşçi sınıfının sosyal haklarını (bir iş, sağlık hizmeti, emeklilik ve eğitim hakkı) savunma mücadelesi, toplumsal eşitsizliğe, savaşa ve kapitalist sisteme karşı mücadeleden ayrılamaz. İşçi sınıfı kadınlarının karşı karşıya olduğu (kürtaj hakkını ve ayrımcılığın tüm biçimlerine karşı çıkmayı içeren) belirli sorunların üzerine, yalnızca, tüm işçi sınıfının seferberliği yoluyla gidilebilir.

Sosyalist Eşitlik Partisi, ABD ve uluslararası işçi sınıfı için sosyalist bir program ileri sürüyor. İşçiler tarafından yaratılan muazzam servet, dev bankaların ve şirketlerin kamulaştırılması yoluyla, zenginlerin elinden alınmalıdır. Milliyetçiliğe ve şovenizme yönelik muhalefet, bütün ülkelerin işçi sınıfının ortak çıkarlar temelinde birliği uğruna mücadeleye dayanmalıdır.

Bu program uğruna mücadele, her noktada, Demokratik Parti’ye ve kapitalist iki partili sistemin egemenliğini sürdürmeye hizmet eden tüm örgütlere karşı, işçi sınıfının bağımsız siyasi örgütlenmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.