Troçki’nin 1917 yılı yazılarından

Devrimin Eşiğinde

Lev Troçki
20 Mart 2017

Bu makale, 13 Mart 1917’de New York’taki Novy mir (Yeni Dünya) gazetesinde yayınlandı. Yazının Troçki’nin “Devrimimiz” adlı kitabının 1918 baskısında “Bir Devrimin Öngününde” adıyla yayınlanan İngilizce çevirisi, M. J. Olgin tarafından düzenlenip çevrilmişti. Aşağıdaki, makalenin yeni bir çevirisi.

Petrograd sokakları bir kez daha 1905’in dilini konuşmaya başladılar. İşçiler, tıpkı o zamanki Rusya-Japonya savaşı sırasında olduğu gibi ekmek, barış ve özgürlük istiyorlar. Tıpkı o zamanki gibi, tramvaylar çalışmıyor, gazeteler basılmıyor. İşçiler buhar makinelerinin buharını boşaltıyor, tezgahlarını terk ediyor ve sokaklara dökülüyorlar. Hükümet Kazaklarını gönderiyor. Ve bir kez daha, 1905’te olduğu gibi, başkent sokaklarında görünen sadece iki güç var: devrimci işçiler ve Çarlık birlikleri.

Hareket, bir ekmek kıtlığı nedeniyle patlak verdi. Bu, elbette, rastlantısal bir neden değil. Gıda tedariki sıkıntısı, savaşan tüm ülkelerde kitleler arasındaki huzursuzluğun ve öfkenin en dolaysız, en keskin nedenidir. Savaşın tüm çılgınlığı, onlara, en açık şekilde, şu açıdan gösteriliyor: yaşam araçlarını üretmek olanaksız; çünkü ölüm silahlarını üretmek gerekiyor.

Bununla birlikte, yarı resmi Anglo-Rus telgraf ajanslarının her şeyi geçici bir ekmek kıtlığına ve kar yığınlarına indirgeme girişimleri, tehlikenin yaklaşmasıyla birlikte kafasını kuma gömen devekuşu politikasının en saçma uygulamalarından biridir. Gıda tedariklerinin ulaşmasına geçici olarak engel oluşturan kar yığınları, işçilerin fabrikaları, tramvayları ve matbaaları durdurmasının nedeni değildir; bu, işçilerin neden Kazaklara karşı koymak için sokaklara döküldüğünü de açıklamıyor.

İnsanlar çabuk unutuyor ve –bizim saflarımızda bile– birçok kişi, mevcut savaşın Rusya’yı güçlü bir devrimci mayalanma durumu içinde yakalamış olduğunu unutmayı başarmış durumda. 1908-1911’in berbat karşı-devrimci uyuşukluğunun ardından, Rus proletaryası, iki-üç yıllık endüstriyel yükseliş sırasında yaralarını iyileştirmeyi başardı; çok geçmeden, Nisan 1912’de Lena Nehri’ndeki grevci madencilerin vurulması, Rus işçi sınıfı kitlelerinin devrimci enerjisini yeniden canlandırdı. Bir grev dalgası ortaya çıktı. Savaştan önceki son yılda, ekonomik ve siyasi grevler dalgası, ancak 1905’te tanık olunmuş seviyelere yükselmişti. 1914 yazında, Fransa Cumhurbaşkanı Poincaré (büyük olasılıkla, küçük ve zayıf ulusları nasıl kurtaracakları hakkında Çar ile pazarlık amacıyla) Petersburg’a geldiğinde, Rus proletaryası son derece devrimci bir gerilim içindeydi ve Fransa Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, dostu Çar’ın başkentinde İkinci Rus Devrimi’nin ilk barikatlarını kendi gözleriyle görebiliyordu.

Savaş, devrimci dalgayı yarıda kesti. On yıl önce Rusya-Japonya savaşı sırasında yaşanmış olan şey yineleniyordu. 1903’ün fırtınalı grev hareketlerinin ardından, savaşın ilk yılında (1904) ülkede neredeyse tam bir siyasi sükunet gözlemliyorduk: O zamanlar, Petersburg işçileri, savaşta kendi yönünü bulmak ve kendi talepleri ve protestolarıyla sokaklara dökülmek için on iki aya ihtiyaç duymuşlardı. Bu, 1905’in 9 Ocak’ında, ilk devrimimiz resmen başladığında gerçekleşti.

Şimdiki savaş, Rusya-Japonya savaşı ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Milyonlarca askeri “Anavatanın savunusu” için seferber eden Çarlık hükümeti, proletaryanın saflarını yalnızca dağıtmamış; onun ileri katmanlarının zihinlerine muazzam önem taşıyan yeni sorular yerleştirmişti. Savaşın sebebi ne? Proletarya “anavatanın savunusu”nu üstlenmeli mi? Bir savaş sırasında işçi sınıfının taktikleri ne olmalı?

Aynı zamanda, Çarlık, soyluluğun üst tabakaları ve onunla bağlantılı kapitalistler, savaş sırasında, gerçek yüzlerini; sınırsız açgözlülükle gözü kararmış ve kendi beceriksizlikleriyle felç olmuş cani yağmacı karakterlerini bütünüyle açığa vurdular. Egemen seçkinlerin yağmacı iştahları, kitleler onların savaş durumunun en önemli görevleri olan sanayi ve gıda tedariki ile baş etmekten tümüyle aciz olduklarını görebildiği ölçüde arttı. Aynı zamanda, kitlelerin karşılaştıkları zorluklar artıyor ve daha keskin hale geliyordu (Savaşın, “Rasputin” Çarlığının canice anarşisiyle katmerlenmiş kaçınılmaz sefaleti).

Daha önce belki de devrimci ajitasyonun tek bir kelimesinin bile ulaştırılmamış olduğu en geniş işçi kesimleri içinde, savaştaki gelişmelerin etkisi altında, egemenlere yönelik şiddetli bir hoşnutsuzluk birikmişti. Aynı anda, işçi sınıfının ileri kesimi içinde, yeni olayların etkili olduğu bir süreç yaşanıyordu. Rusya’nın sosyalist proletaryası, Enternasyonal’in en etkili partilerinin milliyetçiliğe sürüklenmesi eliyle indirilmiş darbenin etkisinden kurtuluyor ve yeni dönemin, bizi yumuşamaya değil, keskin devrimci mücadeleye çağırdığını anlıyordu. Petrograd ile Moskova’daki güncel olaylar, tüm bu içsel hazırlık çalışmasının sonucudur.

Altüst olmuş, sallantıda, darmadağın bir hükümet. Tamamen parçalanmış bir ordu. Mülk sahibi sınıflar arasında tedirginlik, belirsizlik ve korku. Halkın alt sınıfları içinde derin hoşnutsuzluk. Olayların ateşi içinde sayıca büyüyen ve sertleşen bir proletarya. Tüm bunlar, bize, İkinci Rus Devrimi’nin başlangıcına tanık olduğumuzu söyleme hakkı veriyor. Umut edelim ki, birçoğumuz onun katılımcısı olsun.

Novy mir, 13 Mart 1917