Suriyeli bir okurdan mektup: “Yoksulların saflarında yeni bir dayanışma duygusu var”

25 Mart 2017

WSWS, Şam’daki bir okurundan ve destekçisinden, büyük emperyalist güçlerin önayak olduğu ve kışkırttığı iç savaşın altı yılının ardından Suriye’deki durum üzerine aşağıdaki mektubu aldı.

Kanlı bir kabusun yedinci yılındayız. Ancak şimdiye kadar bu oldukça karmaşık savaşın sonuna ilişkin herhangi bir işaret görmüş değiliz.

Hayat devam ediyor. Eski Şam kentinin sokaklarındaki restoranlar ve kafeler, özellikle geceleri dolu. Gündelik yaşamın tüm zorluklarına rağmen, durum Halep’teki ile karşılaştırıldığında idare edilebilir.

Suriye mahvedilmiş durumda. Maddi kayıpların 300 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor ki bu, savaş öncesinde 22 milyon nüfusa sahip olan Suriye gibi bir ülke için astronomik bir miktar.

Suriye krizinin en önemli boyutlarından biri demografik. Yüz binlerce insanın ölümü, sayısız sakat ve pek çok gencin göç etmesi ile birlikte, önümüzdeki yeniden inşa dönemini nüfustaki değişim şekillendirecek. Sosyal programlar ve sağlık programları, çok sayıda deneyimli insanı yitirmiş durumda. Hem kamudaki hem de özel sektördeki sağlık kuruluşlarının tamamı büyük zarar gördü.

2010 öncesindeki on yıl boyunca, kamu sağlık sektörü iki beş yıllık plan sayesinde büyük ilerleme kaydetmişti. 2010 yılında, ülke geneline yayılan ve diş servisi dahil ücretsiz sağlık hizmetleri sağlayan 1.700’ü aşkın kamu sağlık hizmetleri merkezi vardı. Ulusal ilaç sanayisi yolundaydı ve ülkenin ihtiyaçlarının yüzde 95’inden fazlasını sağlıyordu.

Fakat altı yıllık savaş sırasında, sağlık hizmetleri sektörü insan kaynaklarının önemli bir kısmını yitirdi. Hastaneler ve sağlık merkezleri, silahlı asi saldırılarının gözde hedefi oldu. Haseke, Deyrizor, İdlib, Halep ve Şam’ın kırsal kesimi gibi çok sayıda bölgede, sağlık hizmetleri altyapısı imha edildi. İlaç fabrikaları yok edildi ya da yağmalandı; birçok ilaç kategorisi artık mevcut değil.

Durum, binlerce okulun yıkıldığı veya zarar gördüğü eğitim sektöründe de aynı.

Önceki devlet başkanı Hafız Esad yönetiminin en büyük başarısı, her türlü meyve, sebze üretimi ve en önemlisi, stratejik bir buğday stokunun olduğu yaklaşık 4 milyon tonluk hububat üretimi ile tarım sektöründeki kendine yeterlilikti. Ama şimdi, tarımsal arazilerin büyük kısmı güvenli olmadığı için, tarım sektörü büyük sorunlarla karşı karşıya.

Elektrik üretimindeki azalma ve petrol sıkıntısı, tarım sektörünü, başlıca dayanak noktalarından biri olan ve milyonlarca özel su pompasının kullanıldığı sulamadan mahrum bıraktı. Gübre ve zirai ilaç kullanımı azalmış durumda. Tarım üretimi serbest düşüş halinde. Ürünlerin ana ticaret merkezlerine taşınma maliyeti, fiyatı birçok aileyi çoğu gıda maddesinden mahrum bırakacak şekilde, akıl almaz derece yükselmiş durumda.

Hayvan üretimi sektörü ek zorluklarla karşı karşıya. Suriye, Körfez devletlerinde yüksek fiyat biçilen yüksek kaliteli ete sahip milyonlarca koyuna otlak sağlıyordu. Yıllık ihracat kotalarıyla, hayvancılığı ve onun değerini koruma yönünde katı düzenlemeler vardı. Çoğu Suriyeli ithal et yiyordu. Kırsal bölgelerin savaş alanlarına dönüşmesi, bu durumu çarpıcı biçimde değiştirdi.

Milyonlarca Suriyeliyi hükümetin kontrolündeki alanlara sığınmaya iten korkunç koşullar, bunlardır. Aslında, Suriyelilerin çoğunluğu, hükümetin, kamu hizmetlerini ve güvenliği sağladığı ve hem çalışan hem emekli kamu sektörü işçilerinin maaşlarını düzenli olarak ödediği şehirleşmiş bölgelerde yaşıyor.

Enflasyon yaşam standardı üzerinde doğrudan ve ağır bir etkiye sahip. 2011 yılında bir ABD doları, 50 Suriye lirasına denkti. Şimdi ise, bir ABD doları, 530 Suriye lirası ediyor.

Ülkenin 7 yıldır devam eden sistematik imhası, Dera’daki ve onu izleyen Mart 2011’deki olayların “devrim” ile hiçbir ilgisinin olmadığını göstermiş durumda. Artık çoğu Suriyeli, CIA’in 2011’deki olayları Ürdün’deki ofisinden yönettiğine inanıyor. Onlar, önceden, Suriye’de silahlı bir isyanı körüklemek için gerekli silahları ve parayı sağlamışlardı. Yeterli para ve silahla, dünyanın herhangi bir yerinde bir isyan başlatabilirsiniz. Suriye’nin, Washington’a yönelik siyasi muhalefetinin bedelini ödemesi gerekiyordu.

Ancak bu basit bakış açısı, kanlı çatışmayı ve mezhepsel nefret dilini açıklayamıyor.

Bu sistematik imhanın asıl hedefine (Suriye’yi gücünden yoksun bırakmak) ulaştığını itiraf etmeliyiz.

Aslında, son on yıllarda benimsenmiş olan ekonomik reformlar, onlarca yıllık korumacı politikalar eliyle yalıtılmış olan ulusal üretimi parça parça eden yeni bir yönelime işaret ediyordu. Lüks ürünlerin ithalatı ciddi bir şekilde sınırlandırılmıştı. Açık kapı politikası, binlerce küçük fabrikanın çöküşüyle sonuçlandı ve yüz binlerce işçiyi işsiz bıraktı.

Doğu bölgelerinde kurak mevsimlerin birbirini izlemesi, 200.000’den fazla köylüyü, aileleriyle birlikte, görece refah içindeki kentlere yönlendirmişti. Onlar, başlıca kentlerin sefil kenar mahallelerine sığınmışlardı. Bu yoksun gençler, camilerde bir tür telafi buldular ve Vahhabi ağlarının finanse ettiği sözde hayırsever derneklerden destek aldılar. Ortam, her türlü provokatif düzmece propagandayı sağlayan gizli servisler tarafından manipüle edilmek için idealdi.

Üretim ve hizmet sektörlerinin çoğunun azalması ve çökmesi, gündelik yaşam üzerinde olumsuz etkilerde bulunmuştu. Nüfusun en yoksullarının beslenme biçimlerini değiştirmeleri gerekiyordu. Fahiş meyve ve et fiyatları, onları sebzelerle kıt kanaat geçinmeye zorlamıştı. Ancak milyonlarca insan, hayır kurumlarından gelen yardımlar olmaksızın hayatta kalamaz haldeydi.

Kriz, ulusal serveti canilere doğru yeniden dağıttı. Yolsuzluk ve karaborsa nedeniyle yeni bir zengin tabaka ortaya çıktı. Silahlı asi gruplarının [elindeki bölgelerin] yönetimi bir fiyaskoydu ve hiçbir halk desteğine sahip değillerdi.

Umudum, ülkede yaşayan gençler arasındaki olumlu bir gelişmeden kaynaklanıyor. Batılı ülkelerin, özellikle de ABD’nin, Fransa’nın ve Almanya’nın tutumu hakkında genel bir hayal kırıklığından söz edilebilir. Çoğu Suriyeli genç, Batı modeline hayrandı. Fakat kriz yılları, onların, bu ülkelerdeki durumun medyanın çizdiği tablodan çok uzak olduğunu fark etmelerini sağladı.

Bu gençler, hem hükümete hem muhalefete yönelik eleştirel bir tutum benimsiyor ve durumu siyah ve beyaz biçiminde betimleyen basitleştirilmiş cevapları kabul etmeyi reddediyorlar.

Onlar, yaşlı kuşağa güvenmiyorlar. Bu ülkenin sakinleri için bir anayurt inşa edememenin sorumlusunun tüm o kuşak olduğuna inanıyorlar.

Şam, kriz nedeniyle, ülkede kalan tüm Suriyelilerin üçte birine, yaklaşık 6 milyon yurttaşa ev sahipliği yapıyor. 3 milyonluk ek nüfus, silahlı grupların dehşetini yaşamış, yerinden edilen insanlardan oluşuyor. Onlar, dört yılı aşkın süredir aynı sorunlara ve risklere (fahiş fiyatlar, barınma sorunu, ulaşım güçlükleri, elektrik ve içilebilir su sıkıntısı) katlanmak zorunda kaldılar.

Kriz, heterojen sosyal grupları eriten dev bir fırın gibiydi. Durum, iyi bir sonuç üretmeye ve sosyal dokuyu sağlamlaştırmaya yönlendirilebilir. Gündelik acıların yeni bir dayanışma türü yarattığını düşünüyorum. Yoksulların saflarında yeni bir dayanışma duygusu var. Suriyeliler yurdun zenginlere ait olduğunu söylüyor; buna karşın yoksulların payına yurtseverlik düşüyor: onu savunmak zorundalar. Yeni Suriye’yi yeni kuşağın ve gençliğin biçimlendireceği görüşündeyim.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne gelince; 1976’da Fransa’nın Lyon kentinde bir Troçkist toplantıya katılmamdan bu yana gizemli Lev Troçki ile uzun bir tanışıklığım bulunuyor. O zamanlar, has Stalinist partilerden biri olan Suriye Komünist Partisi’nin üyesiydim. Ekim Devrimi’nde asli bir rol oynamış olan adam hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordum. Önce Edebiyat ve Devrim’i, ardından İhanete Uğrayan Devrim’i okudum. Değerini anladığım başka bir Troçki keşfetmiştim.

1982’de, Isaac Deutscher’in Troçki hakkında yazdığı üçlemeyi ve onun Stalin biyografisini okudum. Stalinizmin Marksizmin bayağılaştırılmış bir versiyonu olduğunu ve sürekli devrim fikrinin ulusalcı yönelimden daha tutarlı olduğunu keşfettim. Suriye’de Troçkist bir harekete sahip değildik, ancak bazı düşünürler ondan etkilenmişti. Fakat bu entelektüel tartışmalarla sınırlıydı.

WSWS’yi, üç ya da dört yıl önce şans eseri keşfettim. Bazı bilgileri birçok makalenin temeli olarak kullandım. Kimi makaleleri Facebook hesabımda paylaştım. Arkadaşlarımın tepkisi cesaret vericiydi. Arapça çevirilerin diğerlerine kıyasla daha az miktarda olduğunu fark ettim. Bu yüzden bazı makaleleri Arapçaya çevirme önerisiyle site ile bağlantı kurma yönünde ilk adımı attım.

Rus Devrimi üzerine konferanslara kayıt oldum; çünkü bu olayın öneminden eminim.

Benim için uluslararası savaş karşıtı bir hareketin inşası, savaşa zemin hazırlayan koşullara karşı mücadele anlamına geliyor. Kavganın bitmediği düşüncesi umudumu pekiştirdi ve sürekli devrim fikrinin hala canlı olduğunu bilmek iyiye işaret. Mücadele, sürekli olmalı. Bu hem ulusal hem de uluslararası düzeyde geçerli.