Güney Asya’da savaş bulutları

30 Mayıs 2017

Batı basını Trump’ın İran’ı tehdit ettiği Ortadoğu ziyaretine ve Almanya’ya saldırdığı NATO zirvesine odaklanırken, Güney Asya’daki nükleer silahlı rakip devletler Hindistan ile Pakistan arasındaki ilişkiler daha da kötüleşiyor.

Bu hafta, Yeni Delhi ve İslamabad birbirlerine karşı kışkırtıcı askeri harekatlarla övündüler. Salı günü, Hindistan ordusu, Pakistan ordusunun tartışmalı Keşmir bölgesindeki ileri mevzilerini “cezalandırıcı saldırılar” sonucunda imha etmiş olduğu iddiasını destekleyen bir video yayınladı. Pakistan bu iddiayı reddetti ve ardından, Keşmir’in Hindistan ile Pakistan’ın elindeki bölgelerini ayıran Kontrol Hattı (LoC) ötesinden düzenlediği topçu ateşiyle çok daha büyük zarar vermiş olduğunu gösterdiğini söylediği bir video yayınladı.

Hindistan, Cuma günü, LoC’den sızmaya çalışan iki Pakistan askerinin öldürüldüğünü açıkladı. İslamabad ise olayı yalanladı.

İddiaların ve karşı iddiaların ortasında, iki ülke de giderek bir savaşa doğru ilerliyor. Pakistan, söylendiğine göre, Hindistan ordusu genelkurmayının hava kuvvetlerindeki 12.000 subaya “çok kısa süre” içinde operasyonlara hazır olma emri verdiği bir mektubuna karşılık olarak, tüm ileri hava üslerini “işlevselleştirdi.”

Dün [26 Mayıs], Pakistan’daki Daily Times, “Beliren Nükleer Savaş mı?” başlıklı bir başyazı yayınladı. Yazı, Hindistan’ın, daha sınırlı konvansiyonel güçleri nedeniyle, Pakistan’ın kalbine (İslamabad’a) kapsamlı bir yıldırım saldırısına girişmesini gerektiren Soğuk Başlangıç askeri stratejisini uygulaması durumunda tek bir seçeneğin (“nükleer silahların kullanılması”) “olduğu” uyarısında bulundu. Pakistan savunma bakanı, defalarca, bir Hindistan istilasına taktik nükleer silahlarla karşılık verileceğine yemin etmişti.

Hindistan’ın kuzey komşusu Çin ile ilişkileri de kaygı verici. Her iki ülke de tartışmalı sınırları boyunca askeri güçlerini ve altyapılarını takviye ediyor. Onlar, Güney ve Güney Doğu Asya, Afrika ve Ortadoğu genelinde kaynaklar, pazarlar ve jeopolitik etki uğruna giderek sertleşen stratejik bir rekabete kilitlenmiş durumdalar.

Hindistan egemen seçkinleri, baş düşmanları Pakistan’a verdiği askeri ve ekonomik destekten dolayı Pekin’e öfkeliler.

ABD emperyalizminin Çin’in yükselişini sınırlama ve gerekirse askeri olarak engelleme çabaları için Hindistan’ı kullanma niyetinin farkında olan Pekin, uzun süredir, Yeni Delhi ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışıyordu. O, Japonya’nın hakaretleri ve provokasyonları olarak gördüğü şeylere sert tepkiyle karşılık verirken, Hindistan ile olan farklılıkları önemsiz gibi gösteriyordu.

Ancak Hindistan’ı Washington’ın Çin’e karşı askeri-stratejik saldırısına tamamen dahil eden Başbakan Narendra Modi ve onun Bharatiya Janata Partisi (BJP) yönetimiyle birlikte, Pekin’in tavrı belirgin bir değişime uğramış durumda.

Geçtiğimiz iki yılda, Hindistan ve Çin defalarca diplomatik ağız dalaşına girdi ve hem üstü kapalı hem de açık bir şekilde, birbirlerine karşı askeri tehditlerde bulunmaya başladı. Pekin, Hindistan’ın kısa süre önce yaptığı ve onun nükleer savaş başlıklarını Çin yerleşim merkezlerine ulaştırma kapasitesine sahip 5.500-8.000 kilometre menzilli Agni balistik füze denemesine öfkeyle karşılık verdi. General Bipin Rawat, geçtiğimiz Ocak ayında Hindistan ordusunun başına getirilmesi üzerine yaptığı açıklamada, Hindistan’ın Çin’e ve Pakistan’a karşı eşzamanlı bir “iki cepheli savaş” yürütmeye hazır olmasıyla övünmüştü.

Çin ile Hindistan ve Hindistan ile Pakistan arasındaki rekabetin onlarca yıllık bir geçmişi bulunuyor. Ancak ABD emperyalizmi, kendi ekonomik gerilemesinin sonuçlarından kurtulmaya ve Avrasya üzerinde saldırganlık ve savaş yoluyla yeniden egemenlik kurmaya yönelirken, Güney Asya’daki jeopolitik gerilimlerin artmasını körüklemiştir.

15 yıl önce, ABD Ortadoğu’da rejim değişikliği gerçekleştirmeye çalışmak ve Afganistan’da stratejik bir köprübaşı kurmak için sözde “terörle mücadele”yi kullanırken, Pentagon ve CIA Hindistan’ı bir “stratejik kaldıraç” olarak zaten teşvik ediyordu. Onlar, Hindistan’ın, büyük ordusu, artan ekonomik ağırlığı ve dünyanın en önemli ticari su yolu olan Hint Okyanusu’na hakim bir gözetleme noktası işlevi görme potansiyeli nedeniyle, ABD’nin Asya’daki ve Afrika’daki gücünü destekleyecek benzersiz bir konuma sahip olduğunu iddia ediyorlardı.

O zamandan beri, Washington, Hindistan’ı Çin’e karşı kendi askeri-stratejik saldırganlığında bir “cephe hattı” devletine dönüştürme yönünde hiçbir çabayı esirgemedi. Hem Demokratik hem de Cumhuriyetçi yönetimler altında, Hindistan’a çok sayıda stratejik ayrıcalık tanındı. Bush yönetimi, “Hindistan-ABD küresel stratejik ortaklığı”nı sağlamlaştırmak için, Hindistan’a dünya nükleer ticaretinde benzersiz bir konum sağladı. Obama döneminde, Hindistan “başlıca savunma ortağı” ilan edildi ve ABD’nin en yakın müttefiklerine sağladığı gelişmiş silahlarına erişimi sağlandı.

Hindistan-ABD ittifakı, Yeni Delhi ile İslamabad arasındaki “dehşet dengesi”ni altüst etti. Pakistan, Soğuk Savaş sırasında Washington’ın başlıca bölgesel müttefikiydi ama geçtiğimiz on yılda, zavallı bir kuzen konumuna indirgendi.

Hindistan, Modi ve onun Hindu üstünlükçüsü BJP yönetimi altında, Pakistan’a karşı savaşçı bir politika izlemek için, artan stratejik üstünlüğünü ve Washington’ın Çin karşıtı ittifakı genişletme arzusunu sonuna kadar kullanmak istiyor. Modi, geçtiğimiz Eylül ayında, Hindistan Özel Kuvvetleri’ne sınır ötesi yasadışı bir baskın gerçekleştirme emri vermesinin ardından, Hindistan’ın Pakistan’a yönelik “stratejik kısıtlama” günlerinin sona erdiğini ilan etti.

Hindistan-ABD ittifakı, ayrıca, Çin için giderek daha belirgin bir tehdit haline gelmiş durumda. Modi, Hindistan’ı, diplomatik ve askeri olarak, her zamankinden daha fazla ABD’nin Çin’e karşı yönelimi eksenine soktu. Hindistan, şimdi Güney Çin Denizi’nde ABD çizgisinin papağanlığını yapıyor; Amerika’nın başlıca bölgesel müttefikleri Japonya ve Avustralya ile ikili ve üçlü stratejik bağlarını büyük ölçüde genişletiyor; savaş uçaklarının ve savaş gemilerinin ihtiyaçlarını karşılaması ve onarılması için, limanlarını ve üslerini Pentagon’un kullanımına açıyor. ABD Pasifik Komutanı Amiral Harry Harris, kısa süre önce, ABD ve Hindistan ordularının Çin’in gemi ve denizaltı hareketleri hakkında istihbarat paylaşımı yaptığını açıkladı.

Hindistan-ABD ittifakından gelen ortak tehdit ile karşı karşıya olan Pakistan ve Çin, eskiye dayanan askeri-stratejik ve ekonomik bağlarını güçlendirmeye yönelmiş durumdalar. 50 milyar dolarlık Çin Pakistan Ekonomik Koridoru bunun örneğidir. Bu koridor, Çin’in batısı ile Arap Denizi’ndeki Gwadar limanını birbirine bağlayacak ve böylece, Pekin’e, Pentagon’un çeşitli Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi geçitlerini ele geçirerek Çin’e ekonomik abluka uygulama stratejini kısmen alt etme olanağı sağlayacak.

Bu yüzden, Güney Asya, her geçen gün, ABD emperyalizminin müttefiki bir Hindistan ile Pekin destekli bir Pakistan arasında jeo-politik olarak kutuplaşıyor.

Hindistan-Pakistan ve Çin-Hindistan stratejik rekabetlerinin Amerikan emperyalizmi ile Çin arasındaki cepheleşme ile sarılması, nükleer güçler arasındaki zaten patlamaya hazır olan anlaşmazlıklara son derece patlayıcı yeni unsurlar ekliyor.

Washington, geçmişte, Yeni Delhi ile İslamabad arasındaki gerilimleri azaltmak için müdahale ediyordu ama artık bunu yapma yeteneği ve istekliliği artan oranda kuşkuludur.

Çin karşıtı ittifaklarını tehlikeye atmaktan kaygılanan ABD, geçtiğimiz Eylül ayında Hindistan’ın Pakistan içine yaptığı “nokta operasyonlar”ını önce üstü kapalı olarak, ardından da açıkça destekledi. Dahası, Washington egemen çevreleri içinde, büyüyen Hindistan-ABD ortaklığına karşı bir “sigorta poliçesi” olarak Taliban’ın kimi kesimleri ile bağlarını koruması ve Pekin ile gelişmekte olan bağları nedeniyle, Pakistan’a yönelik artan bir düşmanlık söz konusu.

ABD egemen seçkinleri çok sayıda jeopolitik krizle ve içeride artan toplumsal gerilimlerle karşı karşıya. Çeyrek yüzyıllık savaşın ve onlarca yıllık toplumsal gericiliğin ürünü olan Trump yönetimi, onların pervasızlığını, şiddetini ve tarihsel perspektif kaybını özetlemektedir. Trump’ın ve yardımcılarının, Güney Asya’yı kızıştıran patlayıcı ve birbirine bağlı anlaşmazlıkların ve Hindistan ile Pakistan arasındaki düşük seviyeli bir çatışmanın ne kadar hızlı bir şekilde savaşa –ABD dahil diğer büyük güçleri hızla içine alacak bir savaşa– dönüşebileceğinin farkında olup olmadıkları bile ciddi bir sorudur.

Kesin olan şu ki, ABD’nin küresel egemenlik yönelimi dünya çapında çatışmayı körüklüyor ve aralarında Almanya ile Japonya’nın da olduğu diğer emperyalist güçleri, kendi çıkarlarını saldırgan bir şekilde ileri sürmeye zorluyor.

Emperyalist kundakçıların dünyayı geçtiğimiz yüzyılın dünya savaşlarını gölgede bırakacak bir felaketle yok etmelerini önlemek için, uluslararası işçi sınıfının kapitalist krize kendi çözümünü –sosyalist devrimi– dayatmak üzere harekete geçmesi gerekmektedir. Tüm rakip burjuva hiziplere ve onların milliyetçi/şovenist çağrılarına karşı işçi sınıfı önderliğinde bir savaş karşıtı hareketin gelişmesi, işçi sınıfının kendi sosyal ve demokratik hakları uğruna mücadelede bağımsız bir siyasi güç olarak seferberliğinin en yeni ve ileri aşamasıdır.

Keith Jones