Beyaz Saray ve Charlottesville’deki faşist azgınlık

17 Ağustos 2017

Nazilerin polis ile birlikte aylar süren bilinçli planlamanın ve işbirliğinin ardından Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde sergilediği “Sağı Birleştir” azgınlığı, Ohiolu 20 yaşındaki bir Hitler hayranının arabasını karşıt gösteriler kalabalığının içine sürüp 32 yaşındaki Bernie Sanders destekçisi Heather Heyer’i öldürdüğü ve 14 kişiyi yaraladığı Cumartesi günü öğlen saatlerinde doruk noktasına ulaştı.

Şirket basını, Trump’ın aşırı sağcı şiddeti sözel olarak kınamamasına odaklandı. Ancak Amerikan medyasının Trump’ın açıklamaları konusunda yaşadığı sıkıntı bir saflık değildir. Medya, Beyaz Saray’ın Charlottesville’deki Nazi seferberliğinin teşvik edilmesine, kışkırtılmasına ve hatta planlanmasına ne ölçüde dahil olduğunun üstünü kasıtlı olarak örtmektedir. Beyaz Saray faşizm yanlısı görevlilerle doludur. Trump kendisinin ve dostu Steve Bannon’un son derece önemli bir siyasi taban olarak gördüğü kişilerin eylemlerini neden kınasın ki?

Nazi ayaklanması, Amerikan politikasında bir sapma değildir. O, Donald Trump’ın iki partili sistemin dışında anayasaya aykırı faşist bir hareket kurma stratejisinin ürünü; Amerikan demokrasisinin sarsıcı toplumsal eşitsizlik düzeylerinin ağırlığı altında çürümesinin ve çökmesinin bir dışavurumudur.

Son üç hafta içinde, Trump ve danışmanları (Stephen Bannon, Stephen Miller ve Sebastian Gorka), siyasi tabanlarının çekirdeğini oluşturan faşist unsurlar arasında destek toplama çabalarını tırmandırmıştır.

Trump, kendi partisindeki en güçlü senato üyelerinden birine meydan okuyarak, Cumhuriyetçilerin Senato Çoğunluk Önderi Mitch McConnell’e saldırdı. O, ABD’nin Kuzey Kore’ye karşı savaşa “tamamen hazır” olduğu yönünde savaşçı tehditlerde bulundu ve “suçu ezme” ve göçmen karşıtı politikalarını desteklemeleri için milyarder seçmenlerinin yanı sıra, polise, göç-sınır memurlarına ve orduya başvurdu.

Trump, bu süreçte, Cuma günü 22.000 öğrencisi bulunan Virginia Üniversitesi kampüsünü işgal eden güçleri cesaretlendirmiştir. Naziler, Bağımsızlık Bildirgesi’nin yazarı Thomas Jefferson tarafından finanse edilmiş ve tasarlanmış olan kampüs içinde “kan ve toprak”, “Sieg Heil” [Almanca “Zafere Selam”] ve “tek halk, tek ulus; göçü durdur” sloganı atarak meşaleli bir yürüyüş töreni gerçekleştirdiler.

Cumartesi sabahı şafak vakti, saldırı tüfekleri ve pompalı tüfekler ile silahlanmış onlarca silahlı faşist milis 50.000 nüfuslu kentin merkezine konuşlandı ve orada askeri denetim kurdu. Milislerin polisin müdahalesi olmaksızın bölgeyi ele geçirmesinin ardından, ülke genelinden gelen insanlarla dolu kamyonetler, tabanca, bıçak, zincir, metal sopa, beysbol sopası ve biber gazı ile silahlanmış yüzlerce Nazi’yi şehir merkezine indirdi.

Daha sonra yaşananlar, ancak bir faşist ayaklanma olarak tanımlanabilir. Polis olay yerinden çekildi ve “Heil Trump” sloganı atarken ırkçı ve homofobik hakaretlerde bulunan Naziler sokaklardaki karşıt göstericilere saldırmaya başladılar. Gruptan ayrılan karşıt göstericiler Naziler ile yakın dövüşün içine çekildiler ve polisin gözü önünde acımasızca dövüldüler.

Bir karşıt gösterici olarak Charlottesville’e gelen Brian McLaren adlı bir papaz, basına, Naziler saldırılarını başlatırken “polis oldukça uzakta durdu” dedi. Daha sonra, öğlen saatlerinde, Ohio Maumee’den James Fields Jr., arabasını hızla kalabalığın içine sürdü ve insanları kaporta üzerinden bowling lobutları gibi havaya uçurdu.

Virginia’nın Demokratik Partili valisi Terry McAuliffe, Pazar günü, eleştirilere, polisin hafta sonu “harika iş” çıkardığını belirterek yanıt verdi. Demokratik Parti Ulusal Komitesi’nin eski başkanı ve Bill ile Hillary Clinton’ın başlıca bağış toplayıcısı olan McAuliffe, karşıt protestocu Heather Heyer’in öldürülmesinin engellenemeyeceğini söyledi: “Buraya Ohio’dan gelmiş ve arabasını silah olarak kullanan bir çılgını durduramazsınız.”

Cumartesi günkü şiddetin amacı, Trump’ın Cumhuriyetçi ve Demokratik partilerdeki karşıtlarına, onun başvurabileceği alternatif bir tabanının olduğu yönünde bir mesaj göndermekti. Naziler, mitinglerini bu yüzden Washington DC’den sadece iki saat uzakta düzenlediler.

Bu hafta sonundaki saldırıdan önceki üç hafta içinde yaşananlara ilişkin bir döküm, Trump’ın Beyaz Saray’ının ülkedeki en çağdışı ve gerici toplumsal güçleri harekete geçirme yönündeki sistematik ve hesaplı kampanyasını açıkça ortaya koymaktadır.

* 22 Temmuz’da, Trump, 13 milyar dolarlık bir uçak gemisi siparişini kutlamak için, denizcilerden oluşan bir topluluğa savaşçı bir konuşma yaptı.

* 25 Temmuz’da, Ohio Youngstown’da, Hıristiyan dini aşırılıkçılığını yücelten bir konuşma yaptı.

* 26 Temmuz’da, Dışişleri Bakanlığı, özel şirketlerin çalışanlarını cinsel yönelimleri temelinde işten atmasının kısıtlanamayacağını belirten bir “bilirkişi belgesi”ni kayda geçirdi. Aynı gün, Trump, yönetiminin trans bireylerin orduda görev almasını engelleyeceğine ve eşcinsel karşıtı Kansas Valisi Sam Brownback’i Dışişleri Bakanlığı’nın özel yetkili uluslararası dinsel özgürlük elçisi olarak atadığına ilişkin tweetler attı.

* 28 Temmuz’da, Trump, New York Long Island’da, polislere ve göç memurlarına, sabıkalı şüphelilerin “bir cezaevi arabasının arkasına atılmasını” izlemeye bayıldığını söyledi. O, “Lütfen fazla kibar olmayın” diyerek, onları, gözaltına alınan insanlara karşı sert davranmaya çağırdı.

* 2 Ağustos’ta, Trump ve Cumhuriyetçi senatörler Tom Cotton ile David Perdue, yasal göçü yarıya indirecek olan Güçlü İstihdam İçin Amerikan Göç Reformu Yasası’nı [RAISE] ilan etti. Basın toplantısında planı duyuran Trump’ın danışmanı Stephen Miller, CNN’den Jim Acosta’yı “kozmopolit önyargılar”a sahip olmakla suçlarken, Alman Nazi Partisi’nin Musevi karşıtı dilini tekrarladı. Aynı gün, medya, Adalet Bakanlığı’nın “beyazlara karşı ayrımcılık” gerekçesiyle üniversitelere dava açmayı planladığını bildirdi.

* 6 Ağustos’ta, Trump, ana akım medya yapısının dışında kendi etrafında bir izleyici kitlesi oluşturmak için, Facebook sayfasında bir “Real News” [“Gerçek Haberler”] programı başlattı.

* 8 Ağustos’ta, Macar faşisti Vitez Düzeni’nin üyesi olan Beyaz Saray görevlisi Sebastian Gorka, faşistlerin Minnesota Minneapolis yakınlarında bir camiyi bombalamasının, “sol tarafından üretilmiş düzmece bir nefret suçu” olabileceğini söyledi. Gorka, ertesi gün, Breitbart News’e, “beyaz üstünlükçüleri”nin sorun olmadığını ve terörizmin İslam’ın ürünü olduğunu söyledi.

Sonraki günlerde, Trump, Kuzey Kore’ye ve Venezuela’ya karşı savaş tehditlerini başlattı ve Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki üst düzey yetkilisi Mitch McConnell’e yeni saldırılarda bulundu.

Bu hafta sonu yaşanan Nazi şiddeti, Bannon’ın, Miller’in ve Gorka’nın siyasi damgasını taşımaktadır. Nazi gösterisinin önderi Jason Kessler, olayın ardından, örgütleyicilerin “Sağı Birleştir” provokasyonu öncesindeki aylar boyunca “kolluk kuvvetleri ile bağlantıda” olduğunu kabul etti.

Kessler, ayrıca, Nazi seferberliğine hazırlık olarak çeşitli Cumhuriyetçi yetkililer ile bir araya gelmişti. Kessler, Trump’ın göreve başlamasından kısa süre sonra, Charlottesville’in Konfederasyon Generali Robert E. Lee’nin heykelini kaldırma planlarını kınamak için Cumhuriyetçi Parti’den Virginia vali adayı Corey Stewart ile bir basın toplantısı düzenledi.

Mart ayında, Kessler, Charlottesville bölgesini temsil eden Virginialı Kongre Üyesi Tom Garrett ile buluşmak üzere başkente geldi. Kessler, Facebook’ta, “bugün Kongre Üyesi Tom Garrett ile oldukça verimli bir toplantı” yaptım diye yazmış ve Nazi gruplarının Trump’ın göçmen karşıtı önlemlerini nasıl destekleyebileceği konusunda Garret ile görüşme halinde olduğunu itiraf etmişti: “Desteklediğimiz iki harika yasa olan RAISE Yasası’nı ve Teröristleri Silahlandırmayı Durdurma’yı konuştuk.”

Charlottesville’deki olaylar ve Trump’ın anayasaya aykırı faşist bir hareket geliştirme yönelimi, ABD’deki ve tüm dünyadaki işçi sınıfına yönelik bir uyarıdır. Beyaz Saray’daki ve Charlottesville sokaklarındaki faşistlerin programı, dışarıda soykırımsal savaş; içeride göçmenlerin, LGBT bireylerin, Musevilerin ve sosyalistlerin topluca hapsedilmesi ve cinayete uğramasıdır.

Faşizm, Amerikan ve dünya kapitalizminin çökmekte olan toplumsal düzeninin, Donald Trump’ın şahsında uygun bir ifadesini dışavurduğu urudur. Faşizm, siyaset kurumuna yapılan ahlaki çağrılarla değil; yalnızca, ırksal, ulusal ve etnik farklılıkların ötesinde birleşmiş ve siyasi olarak ABD ve dünya ekonomisinin sosyalist yeniden örgütlenmesi uğruna devrimci bir programla donanmış işçi sınıfının seferberliği yoluyla durdurulabilir.

Eric London