Göstericiler Berlin-Spandau’daki neo-Nazi yürüyüşünü engelledi

Katerina Selin
24 Ağustos 2017

1.500 dolayında gösterici, Cumartesi günü, 700 kadar neo-Nazi’nin Hitler’in yardımcısı Rudolf Hess’i anmak amacıyla Berlin’in kuzey ilçesi Spandau’dan eski bir savaş suçluları hapishanesine yapacağı bir yürüyüşü engelledi. Nürnberg Mahkemeleri’nde ömür boyu hapse mahkum edilen Hess, 30 yıl önce, 17 Ağustos 1987’de, o hapishanede intihar etmişti.

Berlin eyaletinin Sosyal Demokrat Partili (SPD) içişleri bakanı Andreas Geisel, neo-Nazilerin anma yürüyüşünü onaylamıştı. O, faşist protestonun yasaklanması yönündeki talepleri tekrar tekrar reddetmiş ve tutumunu “ifade özgürlüğü”ne gönderme yaparak gerekçelendirmeye çalışmıştı.

Neo-Nazilere, belirli prosedürleri izleme talimatı verilmişti. Ancak neo-Naziler, Hess’i herhangi bir şekilde yazılı, sözlü veya resimli olarak övmeyi engelleyen bir mahkeme kararına rağmen, Hess’in “Hiçbir şeyden pişman değilim” sözünün yazılı olduğu büyük bir pankart taşıdılar. Yürüyüşün çevresini kapatmak ve aşırı sağcıları karşıt protestoculardan korumak için 1.000 memurla olay yerinde olan polis müdahale etmedi.

Polisler, bunun yerine, karşıt göstericilere sataştılar ve onların eski hapishane önündeki mitinge ulaşmasını engellediler. Emniyet müdürlüğü, Twitter üzerinden, “Açık ablukayı hoş görmeyecek ve onları engelleyeceğiz” uyarısında bulundu. Polis memurları, neo-Nazilerin yolunu bloke eden karşıt protestoculara müdahale ettiler.

Ne var ki polisler, sağcı ajitasyona karşı bir dizi oturma eyleminin ve direnişin ardından, neo-Nazi yürüyüşünü dağıtmak zorunda kaldılar.

Karşıt gösterinin çağrısını, siyasi partileri, sendikaları, kilise gruplarını ve Nazi Rejiminin Zulmüne Uğrayanlar Derneği gibi kurumları kapsayan geniş bir koalisyon yapmıştı. Gösteriye, bu örgütlerin herhangi biriyle ilişkisi olmayan ve aşırı sağ güçlerin uluslararası ölçekte yükselişinden, milliyetçiliğin tırmanmasından kaygılanan çok sayıda insan, özellikle de gençler katıldı.

Onların protestosu, milliyetçiliğe ve aşırı sağa yönelik artan uluslararası muhalefetin bir ifadesidir. Birçok insan, ABD Başkanı Trump’ın Naziler ve faşist gruplar ile dayanışma gösterdiği ABD’deki son gelişmelerden şoka uğramış durumda.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) üyeleri ve destekçileri, partinin seçim bildirgesinden ve “Alman politikacılar ve medya Charlottesville’de sergilenen ideolojiyi teşvik etmişti” başlıklı açıklamadan yüzlerce adet dağıttılar ve yoğun bir ilgi ile karşılaştılar.

Karşıt protestocuların büyük çoğunluğu neo-Nazilere direnmek için gelmiş olsa da, düzen partileri, gösteriyi kendi seçim propagandaları için kullandılar ve kendilerini aşırı sağın karşıtları gibi göstermeye çalıştılar.

Yalnızca 200 kadar insanın bulunduğu karşıt mitingde, çoğunluk, bayrak sallayan SPD destekçileri idi. Bu, kısmen, karşıt protestocuların miting yerine ulaşmasını engelleyen polisin sataşmasından kaynaklanıyordu. Bununla birlikte, çoğu insanın, gösteriye, izledikleri politikalar yıllardır aşırı sağı cesaretlendirmiş ve güçlendirmiş olan partilerin temsilcilerinin konuşmalarını dinlemeye değil, neo-Nazileri durdurmaya gelmiş olduğu da bir gerçektir.

İlk konuşmacı, açıklamaları polisin eylemleri hakkında birkaç sözle ve eleştirel ifade ile sınırlı kalan Alman Sendika Konfederasyonu’nun (DGB) Berlin-Brandenburg başkanı Doro Zinke idi. Diğer konuşmacılar arasında Almanya Federal Meclisi başkan yardımcısı ve Sol Parti’nin federal seçimlerdeki baş adayı Petra Pau; Yeşiller’den Renate Künast ve SPD’nin genel sekreteri Hubertus Heil bulunuyordu.

Onların üçü de, solcu demokratlar ve anti-faşistler örtüsüne bürünmüştü. Pau, tüm “demokratlar”ın birliğini vaat etti ve şunu ekledi: “Bugün burada Federal Meclis’ten, Berlin Eyalet Meclisi’nden, belediye meclislerinden, sendikalardan, kiliselerden ve demokratik örgütlerden meslektaşlarımızla bir araya gelmemiz güzel.” Pau’ya göre, seçim kampanyaları sırasında, “dünyadaki her şey üzerine; Alman ordusunun müdahaleleri, yaşlıların yoksulluğu veya dizel yakıt emisyonu olayındaki suçlular hakkında tartışılabilir. Ancak yurttaşların hakları ve demokrasi söz konusu olduğunda, bunları birlikte savunmamız gerekiyor.”

Pau, artık bütün partilerin sığınmacılara karşı ittifak halinde ajitasyon yaptığı Almanya’daki siyasi sağa kayış hakkında tek bir söz söylemedi. O, Ulusal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü soruşturma komisyonundaki bir temsilci olarak istihbarat kurumları ile bu aşırı sağcı terörist grubun seri cinayetleri arasındaki yakın bağlantılar hakkında oldukça bilgili olmasına rağmen, NSU’nun cinayetlerini anmadı.

Yeşiller’den Künast, Almanya İçin Alternatif (AfD) ile Pegida’nın başını çektiği, Almanya’daki sağa kayış hakkında uyarıda bulundu. O, Charlottesville’deki şiddet hakkında, “Biz, Amerika ile ilişkileri değil, onur ile başlayan demokrasimizi korumak istiyoruz.” diye konuştu.

Hubertus Heil (SPD) önceki konuşmacılarla hemfikirdi. O, Nazilere karşı mücadelede, siyasi anlaşmazlıklara rağmen birlikte durmak gerekiyor dedi ve hemen ardından, eleştirilere karşı polisleri savundu. Heil, onların da Nazilere karşı olduğunu iddia etti.

Bu iddia, yalan olduğu kadar siniktir de. Gerçekte, polis, Thuringia’daki son “Yabancı istilaya karşı Rock” festivali dahil olmak üzere, çoğu durumda, aşırı sağcı etkinlikleri hoş görmekte ve korumaktadır. Dahası, federal seçim kampanyasında, SPD’den, Yeşiller’den ve Sol Parti’den politikacıların AfD gibi sığınmacılara karşı ajitasyon yapmadığı, milliyetçiliği teşvik etmediği ve militarist politikaları dayatmak, devletin baskı aygıtını güçlendirmek ve sosyal kesintiler uygulamak için aşırı sağa başvurmadığı neredeyse tek bir gün geçmemektedir.

Özellikle SPD, artan halk muhalefetine, AfD’nin yabancı düşmanı söylemini benimseyerek tepki veriyor. Gösteriden sadece birkaç gün önce, SPD’nin başbakan adayı Martin Schulz, polisin sözde cani göçmenlere karşı acımasız baskı uygulaması çağrısı yapmıştı. Yeşiller Partisi’nden Boris Palmer, Sol Parti’den Sahra Wagenknecht ve Oskar Lafontaine ile birlikte, bir süredir göçmenlere ve sığınmacılara söyleniyor. Sol Parti, Yeşiller ve SPD ortaklaşa yönetimde oldukları her yerde, acımasız sınır dışı edişleri gerçekleştiriyor ve polisi güçlendiriyorlar.

Sağa karşı tüm kızıl-kızıl-yeşil sloganları, bizzat onların, gösterinin çağrısını yapan resmi bildirinin betimlediği gibi, “ırkçı amigolar” gibi davranmaktan ve “milliyetçi görüşleri ileri süren tarih çarpıtıcıları” olmaktan suçlu oldukları gerçeğini gizleyemez. Bu, Humboldt Üniversitesi’nin SPD’li rektörünün, (“Hitler kötü biri değildi” diyen) aşırı sağcı Profesör Jörg Baberowski’yi savunmasıyla da açıkça kanıtlanmıştır.