Barselona yürüyüşünde savaşa ve hükümetin teröre suç ortaklığına karşı öfke patladı

Alex Lantier
1 Eylül 2017

Barselona’daki 17 Ağustos terör saldırısının ardından Cumartesi günü (26 Ağustos) düzenlenen resmi yürüyüş, artık Avrupa genelinde terör saldırıları düzenleyen İslamcı ağları üreten Ortadoğu’daki emperyalist vekil savaşlarına yönelik görülmemiş bir kitlesel muhalefet gösterisine dönüştü.

İspanya Kralı VI. Felipe, Başbakan Mariano Rajoy ve diğer üst düzey yetkililer, yuhalamalarla, araç kornalarıyla ve “Sizin politikalarınız, bizim ölülerimiz” sloganlarıyla karşılandılar. 500.000 kişilik yürüyüşte, İspanya’nın Suudi Arabistan gibi Ortadoğu ülkelerine silah satışları suçlandı ve şu sloganlar atıldı: “Felipe, eğer barış istiyorsan, silah ticareti yapmazsın” ve “Mariano, bizler silah satışı değil; barış istiyoruz.” Yürüyüş sırasında, Kral ve Rajoy, aralıksız olarak ıslıklarla ve “Defolun, defolun” sloganlarıyla karşılaştı.

Rajoy’un muhafazakar Halk Partisi (PP) hükümeti ve Katalonya’daki bölgesel yetkililer, yürüyüşün, terörizmi kınayan ve polisin ve devletin arkasında barış ve birlik çağrısı yapan sağcı bir protesto olacağını umuyorlardı. Ne var ki bu, çok sayıda protestocu savaşı ve yetkililerin teröre suç ortaklığını suçlayınca geri tepti.

Muhafazakar internet gazetesi El Español’un itiraf ettiği gibi, “barış çağrısı yapan” önceden hazırlanmış resmi “mavi dövizler, devletin ve hükümetin başındakileri silah ticaretiyle suçlayan ve İspanyol monarşisini, [Barselona saldırısını gerçekleştiren] İslam Devleti’ni finanse etmekle suçlanan bir ülke olan Suudi Arabistan ile ilişkilendiren diğer dövizlerin altında ezildiler.”

Protestocular Suudi Kralı Salman bin Abdulaziz ile buluşan Kral Felipe’nin ve 2003’te Irak’ın istilasına öncülük ettikleri sırada ABD Başkanı George Bush ve Britanya Başbakanı Tony Blair ile buluşan eski PP’li Başbakan José Maria Aznar’ın resimlerini taşıdılar.

Protestocular, ayrıca, Madrid ile Barselona arasındaki çekişmeler 1 Ekim’de yapılması planlanan Katalan bağımsızlık referandumu öncesinde büyüdüğü için, devletin saldırıdan önceden bilgisi olduğuna, hatta suç ortaklığına ilişkin kanıtlara atıfta bulundular. Bir protestocu, El Pais’e, “Kral, barışçıl bir gösteriye gelip Suudi Arabistan’a silah satamaz” dedi ve ekledi: “Hükümet, teröristler hakkındaki bilgileri [Katalan bölgesel polisi] Mossos d’Esquadra’dan sakladı.”

Pazar günü, Rajoy, basına, yürüyüşteki bozgunu hakkında yanıt vermek zorunda kaldı. O, protestocuların eleştirilerine değinmeyi reddetse de, kibirli bir şekilde, “Bazı insanların hakaretlerini dinlemedim” dedi ve ekledi: “Dün, terör kurbanlarına desteğimizi ifade etmek ve duyarlı ve ılımlı Katalanların ezici çoğunluğuyla dayanışmamızı göstermek için nerede olmamız gerekiyorsa oradaydık; kiminle beraber olmamız gerekiyorsa onlarla birlikteydik.” Rajoy, Katalonya’yı, 1 Ekim’deki bağımsızlık referandumundan ve “parçalanma planları”ndan vazgeçmeye çağırdı.

Savaş karşıtı duyarlılığın dışavurumu karşısında şoka uğrayan Katalan yetkililer de bunun önemini azaltmaya çalıştılar. Katalan hükümeti başkanı Carles Puigdemont, Kral’ın yuhalanmasına ilişkin, “Bunu abartmamalıyız” dedi ve ekledi: “İnsanlar özgürlük, eğlence ve barış içinde kendilerini ifade ettiler.”

Podemos partisinin desteklediği sözde “Değişimin Belediye Başkanları”ndan biri olan Barselona belediye başkanı Ada Colau, artan savaş karşıtı duyarlılığı tartışmayı bile reddetti. Colau, sıradan bir şekilde, “Yurttaşlık kentin önünü açıyor.” dedi ve Barselona’nın “eğlence, çeşitlilik ve barış”a desteğini övdü. “Böylesi büyük bir gösteride ifade özgürlüğü söz konusudur ve pek çok insan kendi sembolleriyle ve tamamlayıcı sorunlarıyla geliyor.”

Colau’nun açıklaması, kendi kentindeki terör saldırısının gündeme getirdiği siyasi konuları örtbas etme çabasıdır. 2015’ten beri Paris’ten Brüksel’e, Berlin’den Manchester’a kadar Avrupa’nın dört bir yanında yüzlerce kişiyi katleden ve binlercesini yaralayan çok sayıda İslamcı saldırının en sonuncusu olan Barselona’daki korkunç saldırıda 15 kişi ölmüş, 100’den fazla kişi yaralanmıştı. Emperyalist saldırılar, terörizmi tamamlayan konular değil; Avrupa’daki İslamcı terörist saldırıların patlamasındaki itici güçtür. Bu saldırıların son bulması için emperyalist saldırıların durdurulması gerekmektedir.

İslamcı terör ağlarına milyarlarca dolar akıtmak için Suudi Arabistan gibi Basra Körfezi’nin petrol şeyhlikleriyle birlikte çalışan Washington ve Avrupalı devletler, 2011’deki Libya savaşında ve ardından Suriye’deki altı yıllık savaşta İslamcı milislere bel bağladılar. NATO devletlerinin hedef aldığı yönetimlere karşı silahlı ya da bombalı saldırılar gerçekleştirmek için Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Asya’da on binlerce savaşçı topladılar. Pentagon, 2012’de, vekil milislerden biri olan El Nusra’yı terör örgütü ve El Kaide’nin uzantısı ilan etti, ama bu örgüt, buna rağmen NATO’dan destek almayı sürdürdü.

Barselona’daki olaylar, şu anda İspanya’da ve Avrupa genelinde gelişmekte olan patlayıcı sınıfsal çatışmalara işaret etmektedir. 2015’ten beri, egemen sınıflar, bu terör ağlarının Avrupa’da gerçekleştirdiği saldırıları polis devleti önlemlerini dayatmanın bir bahanesi olarak kullanırken, onları bir dış politika aracı olarak hoş görmeye devam etmişlerdir. Bu süreçte, Avrupa’nın “terörle mücadele” ettiği yalanı üzerinden, Fransa’da olağanüstü hal uygulanmış, Brüksel tecrit edilmiş ve Britanya’nın sokaklarına silahlı kolluk güçleri indirilmiştir. Ancak bu yalan, artık giderek açığa çıkıyor.

Yüksek işsizlik ve mali oligarşinin Avrupa genelinde dayattığı sosyal kesinti dalgalarıyla karşı karşıya olan işçiler, siyaset kurumunun savaş yanlısı ve anti-demokratik politikalarına derinlemesine düşmanlar. Süreç işçileri ismen “sol” hizipleri de dahil olmak üzere tüm egemen düzenle nesnel olarak çatışma içinde soktuğu için, bu muhalefet çok daha önemli ve patlayıcıdır.

Etkisini İspanyol subay kadroları arasında geliştirmeye çalışan ve 2011’deki Libya savaşında İspanya kuvvetlerine komuta eden General Julio Rodríguez Fernández’i kadrosuna katan Podemos gibi sahte sol partiler, savaşa derinlemesine bağlanmışlardır. Podemos, silah satışının iş yaratmak açısından kritik olduğunu iddia eden Puerto Real belediye başkanı Antonio Romero aracılığıyla, İspanya’nın Suudi Arabistan’a savaş gemileri satışını saldırgan bir şekildesavunmuştu.

Podemos’un önderi Pablo Iglesias, Barselona protestosunda kralın yuhalanmasına ilişkin soruya, “İnsanlar kendi bayraklarını açtılar, bu güzel” diyerek karşılık verdi ve savaş konusunda sesiz kaldı.

Barselona saldırısı, benzer şekilde, planlanan Katalan bağımsızlık referandumu öncesinde Madrid’e saldırmayı sürdüren Katalan milliyetçilerinin maskesini de indiriyor. Cuma günü, Puigdemont, Financial Times’a bir röportaj verdi ve Rajoy hükümetine saldırıp, PP’yi Katalan yetkililerin saldırıları durdurmasını engellemekle suçladı.

Puigdemont, “Onlardan, politika ile güvenliği karıştırmamalarını istemiştik. Ne yazık ki İspanyol hükümeti başka önceliklere sahipti.” dedi. Financial Times’a göre, Puigdemont, Katalan yetkililerin, “Madrid’in bu yıl yeni Katalan polis memurlarının işe alınmasını engelleme ve yerel kuvvetlerin Europol’den bilgiye almasını onaylamayı ağırdan alma kararı” hakkındaki potansiyel olarak şiddetli tartışmalara yol açacak suçlamalarından bahsetmiş.

Şu ana kadar hiç kimse, Madrid’in Katalan polisinin uluslararası polis veri tabanlarına erişimini engellemesinin saldırıların gerçekleşmesine olanak sağlamada nasıl bir rol oynadığını açıklamadı. Puigdemont, Barselona saldırısına rağmen, Katalan polisinin harika bir iş çıkardığını ileri sürdü. O, Financial Times’a, “Katalan polisi, gereksinim duyduğu tüm araçlara sahip olmamasına ve yetersiz finanse edilmesine rağmen, krizi olağanüstü iyi yönetti.” diye konuştu.

Barselona saldırısından sonra gelen bu açıklamalar, Katalonya’da bağımsız bir devlet kurma peşinde koşan güçlerin siyasi karakterini göstermektedir. Onlar Madrid’e karşı şiddetli tartışmalara yol açan suçlamalar yöneltmelerine ve İspanyol burjuvazisi ile para ve etki üzerine sert çekişmelere girmelerine rağmen, savaşa yönelik işçi sınıfı muhalefetine başvurmaya karşılar ve sıkı bir şekilde kendi polis güçleri savunuyorlar. Onlar, iktidara geldiklerinde, işçi sınıfına derinden düşman olduklarını kanıtlayacaklar.