G20, ekonomik çatışmalar yoğunlaştıkça farklılıkları örtbas ediyor

Nick Beams
7 Aralık 2018

Başkan Trump ve ABD delegasyonunun yoğun baskısı ve toplantıyı bitirecekleri tehdidi altında G20, hafta sonu Buenos Aires'te düzenlenen liderler zirvesinden çıkan tebliğ hakkında bir anlaşmaya varmayı başardı.

Bunu, Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında, dünyanın bir ve iki numaralı ekonomileri arasındaki artan ticaret savaşında geçici bir ateşkes için yapılan bir anlaşma izledi.

Ancak, zirvenin sınırlı bir başarı olarak nitelendirilmesi, dünyanın önemli ekonomik güçleri arasındaki ilişkilerin durumunun bir göstergesidir; çünkü Haziran ayında yapılan G7 toplantısındaki gibi açık çatışmayla sonuçlanmadığından emin olmak için bir ifade şekli bulunabilmiştir. Geçen ay APEC zirvesi anlaşmaya varılmadan sonuçlanmış ve nihai açıklama yapılmamıştı.

Wall Street Journal, bir noktada, Avrupalı müzakerecilerin görüşmelerin “dağılacağına” inandığını bildirdi. Onlar, Trump yönetimindeki önemli bir figür olan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un, “ G20 zirvesi açıklamasından çekilmeyi düşünüyor olduğunu” bildirmişlerdir.

Bununla birlikte, büyük anlaşmazlıklar çözülmedi, sadece örtbas edildi.

Bildirinin hazırlanmasında esas mesele, “korumacılığa karşı direnme”ye atıfta bulunmayı reddetme üzerine odaklanılmasıydı. Her ne kadar gittikçe artarak ihlal ediliyorsa da, “korumacılığa karşı direnme”, 2008 küresel finansal krizinin ardından, bu organizasyon başlıca dünya ekonomik forumu halini aldığından beri G20 açıklamalarının rutin bir parçası olmuştu.

Bildiride, "çok taraflılık" konusuna atıfta bulunmaları bir kenara bırakmayı sağladıktan sonra, ABD "hızla değişen bir dünyaya etkili bir şekilde cevap verebilecek kurallara dayalı bir düzenin iyileştirilmesi" için çalışacağı vaadinde bulunuldu.

Açıklamada, “çok taraflı ticaret sisteminin” küresel büyümeye katkısı “kabul edildi”, ancak daha sonra şunlar eklendi: “Sistem şu anda hedeflerinin yetersiz kalmasına neden oluyor ve geliştirilmesi gerek. Bu nedenle, işleyişini iyileştirmek için DTÖ [Dünya Ticaret Örgütü] 'nün gerekli reformunu destekliyoruz.”

Reform konusunda ilerleme önümüzdeki Haziran ayında Japonya'nın Osaka kentinde yapılacak G20 zirvesinde gözden geçirilecek.

DTÖ'nün “reformu” talebi, küresel ticaret organının ABD ile haksız bir şekilde uğraştığını ve Çin'e yaradığını iddia eden ABD'nin ısrarıydı. Washington, hırsızlık veya zor kullanarak teknoloji transferleriyle fikri mülkiyet haklarının ele geçirilmesi ve Çin endüstrilerine yönelik “piyasa bozucu” devlet sübvansiyonları iddiaları üzerine harekete geçmeyi sağlamak için kuralların değiştirilmesini istiyor.

Çatışmanın diğer kilit noktaları iklim değişikliği ve mültecilerdi. Tebliğ, Paris iklim anlaşmasını “geri çevrilemez” olarak nitelendirirken, “ABD'nin geri çekilme kararını yinelediğini” belirten bir paragraf içeriyordu.

Mültecilerin konusuyla ilgili olarak, ABD'nin ısrarıyla yapılan açıklamada, çok taraflı kuruluşların sorunla başa çıkmada rol oynadıklarına ve sorunların azaltılması için varlıklı ülkelerin sorumluluklarına atıfta bulunuldu.

Zirvenin sonunda Trump ve Şi arasında gerçekleşen anlaşma kapsamında ABD, 200 milyar dolar değerindeki Çin mallarında gümrük vergilerinin yüzde 10’dan yüzde 25’e çıkarmasını durdurmayı kabul etti. Bunun üç ay için önümüzdeki Ocak ayında yürürlüğe girmesi planlanıyordu.

Anlaşma uyarınca, Çin, iki ülke arasındaki ticaret açığını azaltmak için "çok önemli" miktarda Amerikan tarım, enerji ve sanayi ürünleri satın almayı kabul etti. Ancak bu anlaşma asıl çatışmaya değinmiyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında, Hazine Bakanı Steven Mnuchin ve Çin'in başbakan yardımcısı ve baş müzakerecisi Liu He arasındaki görüşmelerde, Çin bu tür alımlar yapmayı zaten kabul etmişti; ancak anlaşma birkaç gün sonra yeterli olmadığı için Trump tarafından bozuldu.

En önemli konu, “Made in China 2025” planı ve Bir Kuşak ve Bir Yol İnisiyatifi yatırımlarıyla Çin'in kendi teknolojik ve endüstriyel temelini genişletme çabalarına karşısında ABD'nin muhalefeti olarak ortada duruyor. Bunların hepsi, ABD’nin ekonomik ve askeri üstünlüğüne yönelik bir tehdit olarak gördüğü konular.

ABD’nin konumu, Trump-Şi toplantısından on gün önce ABD Ticaret Temsilcisi Robert Lighthizer'ın ofisi tarafından hazırlanan 53 sayfalık bir raporda yeniden ortaya kondu. Rapor, Çin'i devlet destekli fikri mülkiyet ve teknoloji hırsızlığı düzenlemeye devam etmekle suçladı, Çin'in yabancı yatırım kısıtlamalarını hafifletmek için girişimlerini önemsiz gösterdi ve “Made in China 2025” politikasıyla ilgili endişelerini dile getirdi.

Bu konular, ABD’nin sonuçtan memnun kalmazsa daha yüksek gümrük vergileri uygulanmasına devam etme tehditleriyle önümüzdeki üç ay boyunca müzakerelere konu olacak.

ABD'nin gümrük vergisi zammını durdurma kararı, anlaşmazlığın sona erdiğini göstermiyor. Karar Çin ekonomisinde sadece daha fazla Amerikan ihraç ürünleri satın alınması değil, “yapısal değişiklikler” çağırısında bulunan taktiksel bir manevradır.

Temel hususlardan birinin, diğer ülkeler gibi Avrupa Birliği ve Japonya'nın da Çin’in sanayi gelişimine karşı olan baskısında Washington’la birlikte hareket etmesini sağlamak için daha fazla zaman kazanmak olduğu görülüyor.

Trump yönetimi tarafından son aylarda yapılan ticaret manevraları bu yöne işaret ediyor.

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nın (NAFTA) yerini alan ve G20 zirvesinde imzalanan ABD Meksika Kanada Anlaşması (USMCA), en azından kısmen, Kuzey Amerika'yı Çin'e karşı bir baskı için birleştirmeyi hedefliyordu. USMCA anlaşması, önemli ölçüde, tarafların, Çin'le serbest ticaret anlaşmaları üzerinde uzlaşmaya varmamasını -benzeri görülmemiş bir “üçüncü taraf” müdahalesi- gerektiren bir hüküm içermekteydi.

ABD, hem Avrupa Birliği hem de Japonya ile ikili görüşmeler için anlaşmalar imzaladı. Her ikisi de bu türden müzakerelere karşı çıkmıştı ancak daha sonra “ulusal güvenlik” gerekçesiyle otomotivde yüzde 25'e varan oranlarda gümrük vergilerinin konulabileceği tehdidiyle kabul ettiler. G20 toplantısına giderken, AB müzakerecileri arasında, Trump'ın otomotiv gümrük vergilerine devam etmekle yeniden tehdit edeceği yönünde bir endişe vardı.

Çin'e karşı ticaret savaşı başlatıldığında, Trump yönetimi, Çin’e karşı aldığı bu tip önlemler için değil, Pekin'le ilgili şikayetleri olan potansiyel müttefikleri dışarıda bırakan ilerleyiş biçimi için eleştirilere maruz kalmıştı. G20'nin DTÖ'nün “reformu” üzerine tartışmaları konu alan tebliğinde yansıtıldığı gibi, geçici olarak gümrük vergilerinin geri çekilmesi, daha geniş bir destek sağlama çabaları ile aynı doğrultudadır. ABD Çin’i hedef aldıkça bunun için diğer büyük güçlerin desteğini arayacaktır.

Avrupa tarafında ise, ABD’nin otomotiv gümrük vergileri tehdidini uygulamasına yol açacak açık bir bölünme olmasın diye G20'deki ABD taleplerini karşılamaya çalışan bir kararın alındığı görünüyor.

Avrupalı güçlerin pozisyonu, Trump'ın “muhalif bir görüş” ifade etmediğini kaydeden Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından özetlendi. Macron, “ekibinin müzakere ettiğini, onun da hazır bulunduğunu ve ilerlemeye devam edeceklerini” kaydetti. Başka bir deyişle, arı kovanına çomak sokmadılar.

Çin kararında göz önüne alınması gereken bir diğer husus, daha yüksek gümrük vergileri ile devam etmenin küresel finans piyasalarına olan etkisiyle ilgili endişelerdi. Trump, ilk olarak, Ekim ayında piyasalardaki önemli bir satışı takiben, Kasım ayı başında, G20'de Şi ile gerçekleşen görüşmelerden beklentisini gündeme getirdi. O zamandan beri özellikle yüksek teknoloji şirketleri, satış ve küresel tedarik zincirlerine olan etkileri nedeniyle gümrük vergisi tedbirleri beklentisine son derece duyarlı olmuştur.

Trump-Şi toplantısının ardından her iki taraf da kendi açısından olumlu bir sonuç üretti.

Üst düzey bir resmi yetkilinin zirvenin sonunda bir brifingde “Bugün ABD için harika bir gün” dediği bildiriliyor. “Kurulun karşısında yankılanan bir başarıydı.”

Çin'de ABD politikasına dair daha sert yorumları ile bilinen devlete ait Global Times gazetesinde yayınlanan bir yazı, anlaşmanın “ciddi bir önem taşıdığını” belirtti. Resmi Şinhua haber ajansı, gümrük vergisinden kurtulmanın iki tarafın birlikte çalışabileceğini gösterdiğini söyledi. Ancak Wall Street Journal'ın bildirdiği gibi, Çin basınında yer alan haberlerin eksikliği, ABD'nin, Çin ekonomisinin yapısında meydana gelen geniş kapsamlı değişikliklere yönelik taleplerine ilişkin 90 günlük bir sınırlama getirdiği gerçeğiydi.

ABD tarafında, Çin'i bir tür yarı-sömürge statüsüne indirgemeye çalışan bu değişimler, küresel ekonomik hakimiyetin devam ettirilmesi için gerekli görülüyor. Ancak Pekin, tüm rejimi zayıflatacağından, herhangi bir sözünden dönmeyi son derece tehlikeli olarak görüyor. Dünyanın iki büyük ekonomik gücü arasındaki ticari ve ekonomik çatışmanın üstesinden gelinmedi; hatta potansiyel olarak daha patlayıcı bir aşamaya giriliyor.