Cumhuriyetçi senatörler: Kaşıkçı suikastı emrini Suudi prensinin verdiğine “kuşku yok”

Bill Van Auken
7 Aralık 2018

ABD Başkanı Donald Trump’a başka durumlarda sadık başlıca Cumhuriyetçilerin de aralarında olduğu senatörler, CIA Müdürü Gina Haspel’in Salı günü yaptığı basına kapalı bilgilendirme toplantısından sonra, gönüllü sürgün gazeteci ve bir zamanlar yönetimin içinde biri olan Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesinden Suudi Arabistan’ın veliaht prensi ve fiili hükümdarı Muhammed bin Salman’ın sorumlu olduğu konusundaki kanılarının kuvvetlendiğini açıkladılar.

Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin Tennessee’den Cumhuriyetçi Senatörü Bob Corker, gazetecilere, bin Salman’ın cinayet suçlamalarıyla bir jürinin önüne getirilmesi durumunda, “30 dakika içinde suçlu bulunacağını” söyledi.

Corker, “Veliaht prensin bu cinayeti yönlendirdiği ve başından sonuna kadar durum hakkında bilgilendirildiği konusunda hiç kuşkum yok,” dedi.

Güney Carolina’dan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, medyaya, Suudi Arabistan’dan gönderilen ölüm mangasının Kaşıkçı’nın cesedini parçalama amacıyla getirdiği kemik testeresine atıfla, “Dumanı tüten bir tabanca yok, dumanı tüten bir testere var,” dedi.

Alabama’dan Cumhuriyetçi Senatör Richard Shelby, “Bu, başından beri düşündüğüm şeyi sadece doğruladı. Tüm bunlar, veliaht prense götürüyor,” dedi. Shelby, prensin kendi kraliyet koruması üyelerinin suikast timinin parçası olduğunu belirterek, başka türlüsüne inanmanın “mantığı küçümsemek olacağı”nı ekledi.

Cinayetin ardından Türkiye’ye giden ve vahşi cinayete ilişkin bir ses kaydı dahil suçun kanıtlarını inceleyen Haspel’in yaptığı bilgilendirme, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile Savunma Bakanı Gen. James Mattis’in Senato önünde ifade vermesinden bir hafta sonra gerçekleşti. Her ikisi de, bin Salman’ın sorumluluğunu kanıtlayan bir “kesin kanıt” olmadığında ısrar etmiş ve ABD’nin Yemen’e karşı Suudilerin öncülüğündeki soykırımsal savaşa verdiği desteği durdurmanın ya da Riyad’a karşı başka ciddi yaptırımlar teklif eden bir yasanın ABD ulusal güvenliğinin altını oyacağı uyarısında bulunmuştu.

Geçtiğimiz Çarşamba günü, 14 Cumhuriyetçi, yönetimin tavrını reddederek ve Haspel’in iki bakana Kaşıkçı suikastı konusunda bilgi vermemiş gibi görünmesine öfkelenerek, Yemen savaşına yapılan yardıma son veren tasarıyı ilerletmek için bir usul önergesi lehine (37’ye karşı 63 evet) oy verme konusunda Senato’daki Demokratlara katıldılar.

Yasa tasarısını ilerletmek için Demokratlarla birlikte oy veren bazı Cumhuriyetçiler, şimdi, ya karşı ya da değişiklik lehine oy vereceğini belirtiyor. Eğer yasa sonunda geçerse, Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi önderlik tarafından bloke edileceği kesindir. Trump da, bu gibi her türlü önlemi veto edeceğinin işaretini verdi.

Haspel’in ifadesini dinlemiş olan Senato önderleri ve ulusal güvenlik ile ödenek komitelerinin önde gelen üyeleri gizli bilgilendirmenin ayrıntılarını vermeyecek olsa da, Senatör Graham, CIA müdürünün beraberinde bir istihbarat uzmanları ekibi getirdiğini ve bilgilendirmenin “kusursuz ve kanıtların çok kuvvetli olduğuna emin olabilirsiniz” dediğini bildirdi.

CIA’in, “büyük bir güvenle”, suikastın emrini bin Salman’ın verdiği sonucuna varmış olduğuna ilişkin birden çok rapor söz konusu oldu. Yakın zamanda, CIA’den sızanlara dayanarak, iletişim takibinin, dehşet verici cinayetten hemen önce, cinayet sırasında ve sonrasında veliaht prens ile Riyad’dan operasyonunu yöneten Suudi yetkili arasında yapılan en az 11 mesajlaşmayı tespit ettiği ortaya çıkarılmıştı. Ayrıca, bin Salman’ın ölüm mangasına başkanlık eden yakın bir yardımcısından, Riyad’daki Suudi yetkiliye, Kaşıkçı’nın öldüğünü “patronuna söyle”mesini isteyen bir mesaj ele geçirilmişti.

CIA’in Tayland’daki gizli bir hapishanesindeki işkenceleri bizzat yönetmiş ve daha sonra, işkencelerin kaydedildiği kasetlerin imha edilmesine bulaşmış olan Haspel, söylendiğine göre, sızıntılar karşısında çok öfkeliydi.

Suudilerin suikasta hazırlıklarının bir diğer yanı, bu hafta İsrailli siber güvenlik firması olan NSO Group’a dava açan, Kanada’da yaşayan bir Suudi sürgün tarafından gün ışığına çıkarılıyor. Suçlamaya göre, şirketin yazılımı, onun cep telefonunu heklemek ve Kaşıkçı ile yaptıkları konuşmaları Suudi yetkililere iletmek için kullanılmıştı.

Pegasus olarak bilinen yazılım, hekıra, telefonda bulunan tüm bilgiye erişme ve onu, gizli bir şekilde, hedefe yönelik video ve ses gözetimi gerçekleştirmek için kullanma olanağı veriyor.

Kanada’da yaşayan Suudi sürgün Omar Abdulaziz (27) adına dosyaya konan hukuki evrak, Abdulaziz ile Kaşıkçı’nın, Ortadoğu’da insan haklarını savunan bir web sitesi kurmayı ve ayrıca, monarşik rejimi eleştirmek üzere Twitter hesapları açmak amacıyla Suudi Arabistan’daki aktivistler için yabancı ülke SIM kartları satın alma planlarını tartışmış olduğunu belirtiyor. Kaşıkçı’dan gelen diğer mesajların, Muhammed bin Salman’ı sert biçimde suçladığı söyleniyor.

İsrailli şirket davayı “temelsiz” olarak niteleyip müşterilerinin yazılımını nasıl kullandıklarından sorumlu olmadığını belirtse de, İsrail ve Suudi hükümetleri, Ortadoğu’da Washington tarafından teşvik edilen İran karşıtı eksen ile bağlantılı olarak, el altından sıkı ilişkiler sürdürüyor.

ABD senatörlerinin Salı günkü açıklamaları, Trump yönetiminin, bin Salman’ı Kaşıkçı suikastiyle ilişkilendiren hiçbir kesin kanıt olmadığı biçimindeki tavrı ile çelişiyordu. Beyaz Saray da, aynı şekilde, ABD’ye yerleşen ve Washington Post köşe yazarı Kaşıkçı’nın öldürülmesinin, İran karşıtı harekatı; milyarlarca dolarlık yatırımları; yönetimin, Riyad’ın güvenceye aldığını iddia ettiği silah satışlarını ve Suudi monarşisinin petrol fiyatlarını düşük tutma konusundaki işbirliğini engellemesine izin verilmemesi gerektiğini vurgulamıştı.

Hem Washington Post hem Wall Street Journal, Salı günü, Trump yönetiminin Kaşıkçı cinayetine yönelik tepkisini eleştiren endişeli başyazılar yayınladı. Yazılar, ABD’nin, emperyalist çıkarlarının peşinden giderken bir insan hakları savunucusu pozu takınma çabalarını baltalamaya hizmet eden uluslararası vahşi bir suçun umursamazca idare edilmesi konusunda Amerikan egemen çevrelerinin içindeki rahatsızlıkları dile getiriyordu. Washington’ın, Riyad’ı Amerikan emperyalizminin hedeflerine daha doğrudan tabi kılmak yerine, Ortadoğu politikasını çok sıkı bir şekilde Suudi Arabistan’ın çıkarlarına bağladığına ilişkin kaygıların var olduğuna da kuşku yok.

Wall Street Journal, Trump’ın, “Kaşıkçı cinayetine daha fazla tiksinti göstermiş” ve ABD Suudi ilişkilerini daha az “etkileşimsel terimler” ile betimlemiş olması gerektiğini belirtti. Gazete, aynı zamanda, “bize göre, silah satışlarının durdurulması, çok ileri gitmek olur,” diye uyarıyordu.

Washington Post ise, “Suudi Arabistan ile Muhammed bin Salman eşanlamlı değil” ve bin Salman, Buenos Aires’deki G20 zirvesinde Vladimir Putin’le “çak bir beşlik” hareketi yapmasıyla kanıtlandığı üzere, “kontrolden çıkmış durumda” diye vurguladı. Başyazı, bin Salman’ın “ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarına zarar vermesine” izin verilmemesi gerektiğini belirtiyor ve ordu-istihbarat aygıtı içindeki kişilerin, Suudi monarşisi içinde yönetim değişikliği üzerine kafa yorabileceğini ima ediyordu.

Tüm bu protestoların ikiyüzlülüğü, hem iki partinin de Senato önderlerinin hem de başlıca gazetelerin yayın kurullarının, Yemen’de on binlerce insan katledilir ve milyonlarcası açlıktan ölümün eşiğine getirilirken, Suudi rejiminin, hem Obama hem Trump yönetimlerinin tam desteğiyle gerçekleştirdiği suçlara rıza gösterme konusunda hiçbir zorluk çekmedikleri gerçeğiyle vurgulanıyor.

Onların bugün ağır basan kaygısı, Kaşıkçı’nın kişisel yazgısı ya da öldürülmesinin vahşi karakteri değil; bu cinayetin ve onun ifşa olmasının, ABD’nin Ortadoğu emperyalist politikasının gerici kalesi Suudi monarşisi içinde derinleşen bir krize işaret etme olasılığıdır.