SEP (ABD) Beşinci Ulusal Kongre Kararı

Sınıf Mücadelesinin Canlanması ve Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Görevleri

27 Ağustos 2018

Bu karar, ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 22-27 Temmuz 2018 tarihleri arasında toplanan Beşinci Kongresi tarafından oybirliği ile kabul edildi. Kongre, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ulusal başkanı ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı olan David North’un raporuile açıldı. Kongre’de ayrıca, Julian Assange’a özgürlük! başlıklı karar kabul edildi.

Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılmak için tıklayın.

Giriş

1. Dünya kapitalist sistemi, kötüleşen yaşam koşullarının ve servetin aşırı yoğunlaşmasının kışkırttığı sınıf çatışmasını şiddetlendiren ve köklü siyasi kurumların saygınlığını ortadan kaldıran yaygın hoşnutsuzluk eliyle karakterize edilen şiddetli bir toplumsal ve ekonomik kriz dönemine girmiştir. İşçi sınıfının ve gençliğin azımsanmayacak bir kesimi içinde, kapitalizmin doğası gereği adaletsiz olduğuna ve ekonomik sistemde köklü değişiklikler yapılması gerektiğine ilişkin giderek artan bir anlayış söz konusu. Bu yaygın duygu henüz kapitalist sisteme son vermeye yönelik kitlesel bir siyasi harekete dönüşmemiş olmakla birlikte, sosyalizme olan ilgi ve destek hızla artıyor. İşçi sınıfının, emperyalizmin geleneksel kurumsal-bürokratik temsilcileri (başta kapitalizm yanlısı sosyal demokrat ve eski reformist partiler ile sendikalar) tarafından kendisine dayatılmış olan siyasi prangaları kırmaya başladığının açık belirtileri var.

2. Dünya kapitalizmi, 1930’lardan bu yana böylesi büyük bir kriz ile karşılaşmamıştır. Aslında, günlük haberler, 1930’ların ekonomik, siyasi ve toplumsal koşullarını çağrıştırmaktadır. O son derece önemli on yılda olduğu gibi, büyük emperyalist güçler arasındaki gerilimler artıyor ve denetim dışı bir sarmal tehlikesi oluşturuyor. Dünya emperyalizminin “barbarlık katsayısı”, 1930’larda olduğu gibi, sürekli artıyor. İnsani iddialardan vazgeçiliyor. Gazze’deki Filistinlilerin katledilmesi İsrail ve müttefikleri tarafından yalnızca haklı görülmüyor; cinayetler alkışlanıyor. Suudi Arabistan’ın ABD’nin sağladığı silahlarla Yemen’e karşı işlediği dehşet verici suçlar, medyada neredeyse hiç haber yapılmıyor. Emperyalist savaşlar ve ekonomi politikaları eliyle yoksun ve evsiz bırakılmış milyonlarca insana, yaşamlarının hiçbir değeri yokmuş gibi davranılıyor. ABD Başkanı, ABD’deki ya da diğer ülkelerdeki egemen çevrelerde herhangi bir ciddi tepki olmaksızın, Kuzey Kore gibi küçük bir ülkeyi, açıkça, “daha önce tanık olmadığımız türde ateş ve öfke”, yani on milyonlarca insanın öleceği bir nükleer bir saldırı ile tehdit ediyor. Göçmenlerin Akdeniz’de boğularak ölmesi, çaresiz sığınmacıların toplama kamplarına hapsedilmesi ve çocukların anne-babalarından kopartılması, “yeni normal” haline gelmiş durumda. Bu krizler, binlerce insanın ölümüne, on milyonlarcasının yerinden yurdundan olmasına yol açan ve küresel bir felaket tehlikesi oluşturan insan kaynaklı iklim değişikliği ve çevresel bozulum eliyle daha da kötüleşiyor.

3. Kapitalist krizin boyutu, egemen sınıfın siyasi, kültürel ve ahlaki yozlaşmasında ifade ediliyor. Bir ülkeden diğerine, aşırı milliyetçi partiler devletin en üst düzeylerine yükseltiliyor. Faşist Lega partisi İtalya’da bir koalisyon hükümetinde yer alırken, açık faşist güçler (Almanya İçin Alternatif – AfD), Hitler’in iktidara gelmesinden 85 yıl sonra Almanya parlamentosunda (Bundestag) ana muhalefet partisi konumunda. Egemen sınıfın tepeden tırnağa kokuşmuş geleneksel sosyal demokrat ve muhafazakar partileri, aşırı sağın politikalarını benimsiyorlar. Avrupa’nın ve ABD’nin toplumsal muhalefetten korkan egemen sınıfları, otoriter egemenlik biçimlerine başvuruyor ve gözü dönmüş bir şekilde interneti sansürlemeye girişiyorlar.

4. Sınıf egemenliğinin küresel krizi, en ileri ifadesini, dünya kapitalizminin merkez üssü, dünya sisteminin tüm çelişkilerini kendi içinde yoğunlaştıran ABD’de bulmaktadır. Donald Trump’ın seçilmesi, Amerikan siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasına işaret etmişti. Serveti finans, gayrimenkul, kumarhane ve eğlence sektörlerindeki dolandırıcılıklardan kaynaklanan Trump, her ne kadar burjuva muhalifleri onu cehennemden çıkmış bir canavar gibi gösterseler de, Amerikan egemen sınıfının asalaklığının ve tüm sistemin işleyişine yayılmış suçluluğun kişiselleşmesi olarak çok daha iyi anlaşılır.

5. Amerikan emperyalizminin önde gelen dünya gücü olarak ortaya çıktığı dönemde, Başkan Theodore Roosevelt, “Yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı [Aba altından sopa göster]” sözünü ortaya atmıştı. Bununla beraber, Amerikan emperyalizmi, ABD ekonomisinin küresel rakiplerine göre gerilemesiyle birlikte, küresel konumunu korumak için, giderek artan bir şekilde askeri gücünü geliştirmeye çalıştı. Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” yönündeki savaşçı tehditleri, ulusal kriz ve gerileme korkusundan kaynaklanmaktadır. Ancak onun ABD’nin “büyüklüğünü” yeniden sağlamak için başvurmaya niyetlendiği araçlar, felakete yol açmak zorundadır. Trump’ın “Önce Amerika” politikası, ABD’nin egemenliğini kurarken II. Dünya Savaşı’ndan beri kullandığı kurumları pervasız bir biçimde parçalıyor. Trump, yalnızca Batı Avrupa’daki ve Asya’daki çok önemli müttefiklerini yabancılaştırmıyor; Kanada’ya ve Meksika’ya yönelik eşzamanlı suçlamalarıyla, ABD’yi Amerika kıtasında da yalıtıyor.

6. Trump, ABD’nin ekonomik yaptırım kaygısıyla karşı karşıya kalan geleneksel müttefiklerinin, Amerikan dayatmalarına boyun eğmekten başka bir seçeneği olmayacağını hesaplıyor. Ancak ABD için Trump’ın sürekli hakaret ettiği burjuva devlet başkanlarının ve başbakanların kızmasından ve gücenmesinden daha tehlikeli olan, onun atıp tutmalarının dünyanın dört bir yanındaki kitleler içinde kışkırttığı öfkedir. ABD’nin emperyalist yağmacılığını on yıllar süren savaşlar eliyle zaten yıpranmış olan “demokrasi” ve “insan hakları” bayrağı ardında gizleme çabaları, bütünüyle gözden düşmüştür. Dünyanın dört bir yanındaki kitleler içinde Amerikan emperyalizmine olan küresel muhalefet, özellikle ABD içindeki artan toplumsal radikalleşme ile kesiştiği ve karşılıklı etkileşim içinde olduğu için, önemli bir siyasi etmen olarak ortaya çıkıyor.

7. Trump yönetimi, sürdürülemez düzeylerde toplumsal eşitsizliğin olduğu bir ülkeyi yönetmektedir. Onun eylemleri, Amerikan kapitalizminin açmazının ifadesidir. Trump yönetiminde, “terörle mücadele”, “göçmenlerle mücadele” biçimini alıyor. Göçmen işçilere yönelik demokrasi karşıtı polis devleti önlemleri, egemen sınıfın savaş ve toplumsal karşıdevrim politikalarına yönelik tüm toplumsal muhalefete karşı kullanılacaktır.

8. Demokratik egemenlik biçimlerinden kopuşa, devlet aygıtı içindeki şiddetli çatışmalar eşlik ediyor. Demokratlar Amerika’da “nifak tohumu eken” Ruslara ilişkin McCarthyci fantezilerini açıklarken, Başkan, her gün, verip veriştiriyor. Demokratik Parti ve medyanın kimi kesimleri tarafından girişilen Trump karşıtı muhalefette, onurlu olmak şöyle dursun, en küçük ilerici bir yan yoktur. Onlar, egemen sınıfın bir diğer gerici hizibini temsil etmektedirler. Bu hizip, Trump’a, asıl olarak, onun (özellikle Rusya’ya yönelik) dış politikası Amerikan emperyalizminin uzun süreli stratejik çıkarlarına zarar verdiği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

9. Egemen sınıf, eski egemenlik biçimlerini yürürlükten kaldırıyor, devlet kurumlarını toplumun oligarşik karakteri ile uyumlu hale getiriyor. Ancak bu süreç, işçi sınıfı içinde, toplumsal eşitsizliğe ve demokratik haklara yönelik saldırılara karşı artan sayıda ve giderek daha bilinçli bir direniş ile karşılaşıyor. Sınıf mücadelesinin en temel biçimi olan grev eylemlerinin düzeyi, sendikalar tarafından on yıllar boyunca bastırılmalarının ardından, çarpıcı biçimde yükselmiş durumda. Bu küresel süreç, İran’daki kemer sıkma karşıtı protestoları, ABD’de eyalet çapında bir dizi öğretmen grevlerini, Almanya’daki kitlesel grevleri, Fransa’daki işçilerin sağcı çalışma yasası reformlarına karşı seferberliğini ve Latin Amerika ile Ortadoğu’daki öğretmen ve öğretim görevlisi grevlerini kapsamaktadır.

10. Sınıf mücadelesinin yoğunlaşması, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne ve ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’ne büyük bir sorumluluk yüklemektedir. İşçi sınıfı, yaşam koşullarına ve demokratik haklarına yönelik amansız saldırıya direnmeye çalışıyor. Bununla birlikte, kapitalizmin krizi ve egemen seçkinlerin bilinçli savaş ve diktatörlük hazırlıkları, işçi sınıfının sınıf bilincinden daha hızlı bir şekilde ilerliyor. Bu siyasi gerçekliğin kabulü, tarihdışı öznelciliğin en basiretsiz ve abes biçimi olan kötümserliği meşrulaştırmaz. Tersine, o, işçi sınıfının siyasi bilincini onun karşı karşıya olduğu tarihsel görevlerin gerektirdiği düzeye yükseltmek için, geçtiğimiz yüzyıl ve şimdiki nesnel kriz boyunca yaşanan sınıf mücadelesi deneyimlerinin kavranmasından kaynaklanan daha büyük bir kararlılığı gerektirir.

11. Küresel kapitalist sistemin nesnel krizinin etkisi ile işçi sınıfının sınıf bilinci arasındaki ilişki durağan değil, devingendir. Başta geleneksel inançların altını oyacak ve toplumsal bilinci radikalleştirecek patlayıcı olayların (her şeyden önce, gerçek sınıf çatışması deneyiminden kaynaklananların) eksikliği çekilmeyecektir. "Aniden" kitlesel devrimci mücadeleler biçimini alacak köklü süreçleri, yalnızca, teorik kavrayışa ve tarihsel bilgiye sahip bir parti fark edip çözümleyebilir ve onlara hazırlanabilir. Dolayısıyla, devrimci partinin görevi, devrimci bir hareketin inşa edilip edilemeyeceği konusunda spekülasyon yapmak değildir. Neyin başarılıp başarılamayacağı mücadelede belirlenecektir.

12. Troçki'nin II. Dünya Savaşı'nın başlangıç aşamalarında, 1940'ta yapmış olduğu değerlendirme, 78 yıl sonra çok daha geçerlidir.

Ekonomik yaşamın, 19. yüzyılda olduğu gibi daha hızlı ve sağlıklı bir gelişmesini sağlama almak, günümüzde artık söz konusu değildir. Bugün söz konusu olan, insan soyunu intihardan kurtarmaktır. Oportünist partilerin altındaki zemini bütünüyle oyan, tam da bu tarihsel sorunun şiddetidir. Devrimin partisi ise, tersine, amansız tarihsel gerekliliği yerine getirdiği gerçeğinin bilincinde bitip tükenmez bir güç kaynağı bulur.

Dördüncü Enternasyonal’in 80 yılı

13. Bu tarihsel durumda, devrimci parti, nesnel krizin sonucunu belirlemede çok büyük bir etmendir. Nesnel duruma ve siyasi olasılıklara ilişkin, devrimci partinin müdahalesinin etkisini dışlayan bir değerlendirme, Marksizme bütünüyle yabancıdır. Marksist devrimci parti, olayları yalnızca yorumlamaz. O, çözümlediği olaylarda yer alır; işçi iktidarı ve sosyalizm uğruna mücadeledeki önderliği dolayımıyla dünyayı değiştirmeye çabalar.

14. Bu yıl, Dördüncü Enternasyonal’in Eylül 1938’de kurulmasının 80. yıldönümü. Dördüncü Enternasyonal’in faaliyeti, 80 yıllık varlığının 65 yılı boyunca, Uluslararası Komite’nin önderliği altında gelişmiştir. 2018’den bakıldığında, Dördüncü Enternasyonal’in 1938’de üzerinde inşa edildiği ve 1953’te Uluslararası Komite’yi kuran Açık Mektup’un yayınlamasında savunulan tarihsel çözümleme, ilkeler ve program, bütün bu tarihsel gelişme sürecinde doğrulanmıştır.

15. Troçkist hareket tarafından Stalinizme karşı verilmiş mücadelenin tarihsel ve siyasal meşruiyeti konusundaki tüm sorular, Stalinist rejimlerin 1989-1991 yılları arasında dağılması ve kapitalizmin tüm Doğu Avrupa’ya, Sovyetler Birliği’ne, Çin’e ve Vietnam’a yeniden girmesiyle birlikte, kesin ve inkar edilemez biçimde yanıtlanmıştır. Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist bürokrasi, Troçki’nin, 1936’da yayınlanan İhanete Uğrayan Devrim’de öngörmüş olduğu gibi, 1917 Ekim Devrimi’nin ardından kurulmuş kamusallaştırılmış mülkiyet ilişkilerini tasfiye etti. 1989-1991’in olayları, yalnızca Dördüncü Enternasyonal’in Stalinizme karşı mücadelesini doğrulamakla kalmamış; aynı zamanda, Sovyetler Birliği’nde, Doğu Avrupa’da ve Çin’de kurulmuş rejimlerde, devlet iktidarının yeni bir sömürü toplumundaki yeni bir egemen sınıf tarafından kullanıldığını iddia etmiş olan Troçkizm karşıtı eğilimlerin teorik iflasını da açığa çıkarmıştır. Max Shachtman ve izleyicileri tarafından büyük bir tantana ile keşfedilen bu sömürücü “yeni sınıf”, onların teorisi ile bütünüyle çelişir biçimde davrandı. O, tarihteki diğer sömürücü sınıflardan farklı olarak, kendisini gönüllü olarak feshetti! Bu bürokratik rejimlerin, yeni mülkiyet biçimlerinin koruyucuları olmak şöyle dursun, Troçki’nin öngörmüş olduğu gibi, kapitalizmin restorasyonuna ve kapitalist bir sınıfın yeniden oluşturulmasına yönelik siyasi araçlar oldukları kanıtlandı.

16. Uluslararası Komite, 1953’te, en dikkat çekici biçimde Michel Pablo ve Ernest Mandel tarafından ileri sürülen ve Stalinist rejimlerin sosyalizmin gerçekleştirileceği araçlar olduğunu iddia eden Troçkizm karşıtı yeni bir revizyonizm biçimine karşı kuruldu. Bu revizyonistlere göre, Stalinist bürokrasiler, deforme işçi devletlerini yüzyıllarca yöneteceklerdi. Bu hastalıklı perspektif, Stalinist bürokrasileri tarihteki başlıca ilerici güç konumuna yükseltiyor; işçi sınıfını, bürokratik önderliğe baskı uygulayan ikincil bir toplumsal güç durumuna indirgiyor; Dördüncü Enternasyonal’e olan gereksinimi bütünüyle reddediyordu. Pablocular, çok sayıda burjuva ulusalcı ve küçük burjuva radikal harekete siyasi ödüller bağışladılar. Yalnızca en bilinenlerden söz edersek, Mısır’da Nasır, Cezayir’de Bin Bella, Arjantin’de Peron ve özellikle de Küba’da Castro, sosyalizme giden, işçi sınıfının bağımsız devrimci mücadelesinin ve Marksist-Troçkist bir partinin önderliğinin olmadığı yeni bir yolun örnekleri olarak göklere çıkartıldı.

17. Pablocular ile 1953’te yaşanan bölünme, Dördüncü Enternasyonal içindeki Troçkizm karşıtı oportünizme karşı uzun siyasi mücadelenin yalnızca başlangıcıydı. Pablocu revizyonizm ile öğretiye bağlı Troçkizm arasındaki kavga, yalnızca bir sözcükler savaşı değildi. Bu, nesnel siyasi koşullardan kaynaklanmıştı ve gerçek sınıfsal güçlerin çıkarlarını yansıtıyordu. Pabloculuk, küçük burjuvazinin, işçi sınıfını kendi çıkarlarına tabi kılma çabalarının siyasi ifadesiydi. Savaş sonrası hızlı ekonomik büyüme koşulları ve Stalinist, Sosyal Demokrat partilerin ve sendika bürokrasileri ile burjuva milliyetçi örgütlerin hala sürmekte olan etkisi sınıf bilincini ve devrimci mücadeleyi bastırdığı ölçüde, Dördüncü Enternasyonal içindeki güçler ilişkisi Pabloculardan yanaydı. 1970’lerde, Britanya’daki İşçilerin Devrimci Partisi’nin (WRP) önderlerinin daha önce 1953’te Pablo ile Mandel’e karşı mücadelede ve Amerikan Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) 1963’te Pablocular ile yeniden birleşmesine muhalefet ederken savunmuş oldukları ilkelerden geri adım atması, Uluslararası Komite’yi imha ile tehdit etti.

18. WRP’nin Pablocu yönelimine karşı 1982–1985 yılları arasında İşçiler Birliği (ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin önceli) içinde ortaya çıkan muhalefetin, tüm Uluslararası Komite’yi Troçkist hareketin tarihsel olarak geliştirilmiş programının savunusunda bir araya getirme noktasında belirleyici olduğu kanıtlandı. İşçilerin Devrimci Partisi’nin Uluslararası Komite üyeliğinin Aralık 1985’te askıya alınmasıyla birlikte (bunu Şubat 1986’daki resmi bölünme izledi), öğretiye bağlı Troçkistler, Uluslararası Komite üzerindeki kontrolü yeniden kazandılar. Bu belirleyici zaferin, Sovyetler Birliği’ndeki ve Doğu Avrupa’daki Stalinist rejimlerin son ölümcül krizi; mevcut kitlesel işçi partilerinin ve sendikaların dünya çapındaki kapitalist saldırıya genel teslimiyeti ve burjuva ulusal hareketlerin dünya çapındaki emperyalist yeni sömürgecilik karşısındaki açık acizliği bağlamında gerçekleşmiş olması bir rastlantı değildir. Emperyalizmin bu ajanlarının zayıflaması, Pablocu güçlerin altını oydu.

19. Uluslararası Komite, 1985-86 bölünmesinin ardından, Marksist teori ve Troçkist hareketin tüm mirası temelinde, bir siyasi netleşme ve örgütsel gelişme süreci başlattı. Uluslararası Komite’nin daha önce birlikler biçiminde olan şubelerinin Sosyalist Eşitlik Partilerine dönüşmesine, Troçkist hareketin yeni bir devrimci işçi sınıfı kabarması dönemindeki bağımsız ve belirleyici rolünün gerçekleşebileceği düşüncesiyle girişilmişti. Şubat 1998’de Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin kurulması; internetin devrimci potansiyelini kabul edip yaratıcı biçimde kullanmaya yönelik bu benzersiz girişim, devrimci Marksizmin izleyicilerinin ve Troçkist hareketin siyasi etkisinin büyük ölçüde genişlemesini mümkün kıldı.

20. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve onun tarih eliyle doğrulanmış olan ilkeleri ve programı, şimdi, uluslararası işçi sınıfının birleşmesinde ve Sosyalist Devrimin Dünya Partisi’nin inşasında kritik öneme sahip bir güçtür.

Toplumsal kriz ve işçi sınıfının radikalleşmesi

21. Kapitalizmin temel çelişkileri (uluslararası ekonomi ile ulus devlet sistemi ve toplumsallaştırılmış üretim ile karların kişiler tarafından sahiplenilmesi arasındaki çelişkiler), jeopolitik anlaşmazlıkların yoğunlaşmasında ve bir üçüncü dünya savaşı tehlikesinde; toplumsal eşitsizliğin artmasında; demokratik egemenlik biçimlerinin uluslararası ölçekte çökmesinde ve hepsinden önemlisi, işçi sınıfının siyasi radikalleşmesinde ifade edilmektedir.

22. Konjonktürel bir gerilemeyi değil ama kapitalist sistemin yapısal bir krizini temsil eden 2008 mali çöküşünden bu yana on yıl geçti. SEP, Ocak 2009'da, krize "toplumsal olarak tarafsız" bir yanıt olamayacağı ve "alınan bütün önlemler"in, "mali seçkinlerin en güçlü kesimlerinin çıkarlarını sağlama almayı" amaçladığı uyarısında bulunmuştu. Biz, egemen sınıfın krize yanıtının, işçi sınıfına yönelik saldırının yoğunlaşması ve militarist şiddetin, başlıca emperyalist ve kapitalist güçler arasındaki gerilimleri şiddetlendirecek şekilde uluslararası ölçekte yayılması olacağını öngörmüştük.

23. Bu çözümleme doğrulanmıştır. Geçtiğimiz on yıl boyunca, dünyadaki egemen sınıflar, ABD'deki Obama yönetiminin önderliğinde, varlık balonlarını yeniden şişirmek için, piyasalara, bedeli kemer sıkma önlemleri, ücret kesintileri ve sosyal programlara yönelik aralıksız bir saldırı dolayımıyla ödenecek trilyonlarca dolar akıttılar. Bunun sonuçları, toplumsal ilişkilerin durumunda ve tüm dünyada hüküm süren toplumsal eşitsizlik düzeylerinde açıkça görülüyor.

24. Servetin mali seçkinlerin elinde yoğunlaşması, modern tarihin herhangi bir döneminde olduğundan daha fazladır. Danışmanlık şirketi Capgemini'nin Haziran 2018 tarihli "Dünya Servet Raporu" göre, dünyadaki milyonerlerin (18,2 milyon insan) serveti, ilk kez 2017 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak, tarihte ilk kez 70 trilyon doları aşmış durumda. Mayıs ayında Wealth-X tarafından hazırlanan "Milyarder Sayımı" adlı bir başka rapor, dünyadaki milyarderlerin sayısının, 2016-2017 yılları arasında, yüzde 15 artarak 2.754 kişiye ulaştığını; bu milyarderlerin servetinin, yüzde 24 artarak, tüm gezegenin gayrısafi hasılasının yüzde 12'sine eşit olacak şekilde, 9,2 trilyon dolara ulaştığını ortaya koyuyor. Bu servet artışındaki başlıca etmen, 2017'de hisselerin piyasa değerinin küresel ölçekte yüzde 21,8 artmasıyla birlikte borsaların yükselmesiydi. Bu arada, Dow Jones Endüstriyel Ortalaması, geçtiğimiz on yıl içinde dört kat arttı.

25. Aşırı servet yoğunlaşması, hükümetin desteklediği ve onun uzun soluklu "parasal genişleme" programında örneklenen olağanüstü ölçüde bir mali spekülasyon eliyle teşvik edilmiştir. Ancak, piyasa spekülasyonunun sürdürülemez düzeylere ulaşmış olduğunun giderek artan belirtileri söz konusu. Toplam borç sınırı (yani, hisse senedi satın almak için kullanılan borç alınmış para), şimdi tahminen 670 milyar dolar düzeyinde. Bu gayrısafi yurtiçi hasılanın, 1929 çöküşünden bu yana ulaşılmış en yüksek düzey olan yüzde 3'üne karşılık geliyor. Yalnızca beş hisse senedi (Facebook, Apple, Amazon, Google ve Netflix) tüm borsa varlığının yüzde 10,6'sını oluşturuyor.

26. Devlet destekli piyasa kumarı mali oligarşiyi zenginleştirirken, nüfusun geniş kesimlerinin yaşam koşulları şok edici bir hızla kötüleşiyor. Credit Suisse tarafından geçtiğimiz yılın sonunda yayınlanan bir rapora göre, "Dünyadaki en yoksul 3,5 milyar yetişkinin her biri 10.000 dolardan daha az varlığa sahip. Dünyanın çalışma çağındaki nüfusunun yüzde 70'ini oluşturan bu insanların toplam varlığı, küresel servetin yalnızca yüzde 2,7'sine denk düşüyor." ABD'de, üç kişinin (Jeff Bezos, Bill Gates ve Warren Buffett), nüfusun alttaki yarısından daha fazla parası var. ABD'deki gelir sahiplerinin tepedeki yüzde 1'inin toplam gelirler içindeki payı 1980'de yüzde 10 iken, 2016'da yüzde 20'ye çıktı. Bu arada, alttaki yüzde 50'nin toplam gelirler içindeki payı, aynı dönemde, yüzde 20'den yüzde 13'e geriledi.

27. Toplumsal eşitsizlikteki aşırı artış çeşitli biçimlerde ifade ediliyor. Bir kimyasal uyuşturucu bağımlılığı ülkenin büyük kesimini kırıp geçiriyor. Uyuşturucu salgınından, aşırı alkol tüketiminden ve intiharlardan kaynaklanan ölümlerdeki çarpıcı artış, 2016'da, birbiri ardına iki yıl boyunca, ortalama yaşam süresinde bir azalmaya yol açtı. Nüfusun yaklaşık yarısı 10.000 dolardan daha az birikime sahip ve emekli olamayacak. Sağlık hizmetlerinin maliyetleri Obamacare'in etkisi altında artıyor ve yüksekokul mezunlarının, toplam 1 trilyon dolardan fazla borcu var. Obama yönetiminin otomotiv sektörünü yeniden yapılandırması, yarı zamanlı ve düşük ücretli çalışmanın yayılmasına öncülük etti. Kamu altyapısının yağmalanmasının canice sonuçları, Flint'teki su krizinde ve Puerto Rico'nun, Maria Kasırgası sırasında 5.000 ya da daha fazla insanın öldüğü yıkımında açığa çıktı.

28. Her zaman gizemli bir karaktere sahip olmuş olan "sınırsız fırsatlar ülkesi", düşük ücretler, borçlar, sürekli ekonomik güvencesizlik ve toplumsal eşitsizlik ülkesine dönüşmüştür. Bir çocuğun anne babasından daha fazla kazanma şansı, geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca, yüzde 90'dan yüzde 50'ye geriledi. ABD artık, büyük kapitalist ülkeler arasında en yüksek bebek ölümleri oranına ve en düşük ortalama yaşam süresine sahip olanı.

29. Bu olgular son derece kapsamlı siyasi sonuçlara sahiptir. SEP'in 2010 yılında kabul ettiği programda belirtmiş olduğu gibi, "Son tahlilde, Amerikan kapitalizminin büyük serveti ve gücü, işçi sınıfının şirketlerin kontrolündeki iki partili sisteme tabiiyetinin en önemli nesnel nedeniydi... Ancak, nesnel koşullardaki değişim, Amerikan işçilerinin düşüncelerini değiştirmesine yol açacaktır. Kapitalizmin gerçekliği, işçilere, toplumun ekonomik örgütlenmesinde köklü ve devrimci bir değişim uğruna mücadele için çok sayıda neden sağlayacaktır."

30. Bilinçteki bu değişimler, şimdiden yaşanmaktadır. Başka hiçbir ülkede, sosyalist bilincin en temel ifadesini bile engellemeye yönelik böylesi amansız bir saldırı söz konusu değildir. Bununla birlikte, kamuoyu yoklamaları, gençlerin yüzde 50'den fazlasının sosyalizme ilişkin olumlu bir yaklaşım sergilediğini ve daha fazlasının, kapitalizm yerine sosyalist bir toplumda yaşamayı tercih ettiğini gösteriyor. Bu, Marksizmin görüşlerini doğrulayan ve sınıf mücadelesinin ve işçi sınıfının sonuna ilişkin tüm küçük burjuva teorileri çürüten dikkat çekici bir değişimdir.

Amerikan kapitalizminin patlaması ve dünya savaşı tehlikesi

31. Amerikan egemen sınıfının Amerikan kapitalizminin uzun süreli gerilemesine içerideki yanıtı toplumsal karşıdevrim; dışarıdaki tepkisi ise emperyalist şiddet patlamasıdır. Büyük Bunalım'ın patlamasından bir yıl önce, 1928'de, ABD'nin emperyalist politikasını çözümleyen Troçki, şu uyarıda bulunmuştu: "ABD emperyalizminin hegemonyası, kriz dönemlerinde, ekonomik büyüme döneminde olduğundan çok daha tam, daha açık ve daha amansız bir şekilde işleyecektir. ABD, kendi zorluklarının ve hastalıklarının üstesinden, bu ister Asya'da, Kanada'da, Güney Amerika'da, Avustralya'da ya da bizzat Avrupa'da ortaya çıksın, ister barışçıl isterse savaş yoluyla gerçekleşsin, asıl olarak Avrupa zararına gelmeye çalışacaktır."

32. Savaş, Amerikan politikasının kalıcı bir özelliği haline gelmiştir. Amerikan emperyalizminin stratejistleri, Sovyetler Birliği'nin 1991'de Stalinistler tarafından dağıtılmasının ardından, bir "tek kutuplu uğrak" ilan etmişlerdi. Soğuk Savaş dönemindeki başlıca rakibinin ortadan kalkması, Amerikan egemen sınıfı tarafından, Amerikan kapitalizminin gerilemesine ve küresel hegemonyasının temellerinin aşınmasına karşı koymaya yönelik başlıca mekanizma olarak, sınırsız askeri güç kullanımı için bir fırsat olarak yorumlanmıştı.

33. Çeyrek yüzyıl sonra, bu politika açıkça başarısız olmuş durumda. 11 Eylül 2001 terör saldırıları, askeri şiddetin büyük ölçüde tırmandırılması için, George W. Bush yönetimi tarafından 2002'deki Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde benimsenen "önleyici savaş" doktrininde ayrıntılı biçimde açıklanan "terörle mücadele"ye bir bahane sağladı. ABD'nin başını çektiği ya da desteklediği bir dizi istila savaşı, Irak'ı, Yugoslavya'yı, Afganistan'ı, Libya'yı, Suriye'yi, Yemen'i ve birçok başka ülkeyi yıkıma uğrattı. Bu savaşlar, bir milyondan fazla insanın ölümüne, tüm toplumların imhasına yol açar ve II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük sığınmacı krizini yaratırken, Amerikan emperyalizminin krizini çözmekte başarısızlığa uğramıştır. Onlar şimdi, Çin'i, Rusya'yı ve Washington'ın Avrupa'daki geleneksel emperyalist müttefiklerini kapsayan büyük güçler ile bir çatışma haline geliyorlar.

34. ABD, etkin bir şekilde, dünya savaşını planlıyor. Trump yönetiminin Aralık 2017'de açıklanan Ulusal Güvenlik Stratejisi, ilk kez, ABD askeri planlamasının odak noktasının büyük güçleri kapsayan büyük bir savaşa hazırlık olduğunu ortaya koyuyor. Dünya tarihinde ilk kez iki tarafın da nükleer silahlara sahip olacağı bu tür bir çatışma, insanlığın fiziksel varlığını tehdit edecektir. Rusya'yı ve Çin'i "değişim yanlısı güçler" olarak belirleyen ABD Savunma Bakanı James Mattis, "ABD ulusal güvenliğinin başlıca odak noktası, artık, terörizm değil; büyük güç rekabetidir." diye ilan etti. Strateji belgesi, ABD'nin geçtiğimiz dönemdeki "stratejik rehavet"inden, "askeri kapasite" geliştirememesinden, "yeni silah sistemleri" edinememesinden ve en çarpıcı olanı, savaşın "uzak mesafelerden, asgari kayıpla, hızla" kazanılabileceği düşüncesinden yakınıyor.

35. ABD'nin başlattığı çeyrek yüzyıllık savaşlar ile büyük güç çatışmasının ortaya çıkması ve dünya savaşı tehlikesi arasında içsel bir bağlantı vardır. SEP'in başkanı David North'un Temmuz 2016'da yazmış olduğu gibi:

ABD'nin küresel egemenlik yöneliminin stratejik mantığı, Ortadoğu'daki ve Afrika'daki yeni sömürgeci operasyonların ötesine geçmektedir. Sürmekte olan bölgesel savaşlar, ABD'nin Rusya ve Çin ile hızla tırmanan cepheleşmesinin bileşenleridir. Ancak dünya egemenliği uğruna sürmekte olan ve Rusya ve Çin ile yaşanan anlaşmazlığın merkezinde yatan mücadeledeki bu son aşama, ABD ile en önemli olası rakibi Almanya dahil şimdiki emperyalist müttefikleri arasındaki örtülü ve patlamaya hazır gerilimleri ön plana çıkarıyor. Yirminci yüzyılın iki dünya savaşı, yanlış anlamaların ürünü değildi. Geçmiş, başlangıçtır. Uluslararası Komite'nin 1990-91'de öngörmüş olduğu gibi, ABD'nin küresel egemenlik iddiası, dünya politikasının altında kaynayan emperyalistler arası rekabeti yeniden alevlendirmiştir. [Savaşla Geçen Çeyrek Yüzyıl, Önsöz]

36. Haziran ayındaki G7 zirvesinin, Trump yönetiminden ve Avrupalı hükümetler ile Kanada'dan gelen karşılıklı suçlamaların ortasında tarihi çöküşü, artmakta olan Atlantik ötesi bölünmenin en son ve en uç ifadesidir. Anlaşmazlığın doğrudan nedeni, Trump yönetiminin "Önce Amerika" ekonomik ulusalcılığı ve Avrupa Birliği'nden, Kanada'dan ve Meksika'dan yapılan ithalata milyarlarca dolarlık gümrük engelleri uygulama tehditleridir. ABD ile AB arasındaki uzlaşmazlıklar yalnızca ticaret konusunda değil; AB'nin, İran nükleer anlaşmasına son vererek bu ülkeyi savaşla tehdit eden ABD politikasına karşı çıkması ile ilgili olarak da artıyor. Ancak, büyük emperyalist güçler arasındaki artan anlaşmazlıklar, Donald Trump'ın kişisel özelliklerine atfedilemez. Bu anlaşmazlıklar, pazarlara, kaynaklara ve emeğe ulaşım konusunda bu emperyalist güçler arasındaki artan mücadelenin ifadesidir.

37. Avrupa'daki emperyalist güçlerin yanıtı, silahlanma ve çıkarlarını ABD'den bağımsız bir şekilde ileri sürmektir. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Haziran ayında, "Bizler, Avrupalılar olarak, yazgımızı daha fazla kendi ellerimize almak zorundayız" dedi ve Avrupa'nın, "artık, belli bir kaygısızlıkla on yıllarca yapmış olduğumuz gibi, ABD'nin onu zaten gözetmesini" umamayacağını ekledi. Ona göre, Almanya ve Avrupa, "Olanak dahilinde Kanada ya da Japonya ile birlikte, Avrupa'daki ilkelerimizi ve değerlerimizi teşvik etmeli." idi. Almanya, Merkel yönetiminde, Almanya-Fransa önderliğinde bağımsız bir Avrupa askeri gücünün geliştirilmesini destekliyor.

Saray darbesi mi, sınıf mücadelesi mi?

38. Sürdürülemez toplumsal eşitsizlik düzeylerinin ve sürekli, yayılan savaşın etkisi, siyasi ifadesini, ABD içindeki demokratik egemenlik biçimlerinin çökmesinde bulmaktadır.

39. Trump'ın göreve başlaması, aşırı sağcı, faşizan ve aşırı milliyetçi politikayı devlet aygıtının doruklarına taşımıştır. Trump, 2016 seçimleri sırasında, söylemini toplumsal hoşnutsuzluğa ve hüsrana yöneltmiş, "unutulmuş insan" hakkında yalanlara ve boş demagojiye başvurmuştu. Bununla birlikte, yönetimin gerçek toplumsal tabanı, zenginler yararına yoğun vergi indirimlerinde, ordu bütçesinde çarpıcı bir artışta ve kamu eğitimine, devlet düzenlemelerine, sosyal programlara ve bir bütün olarak işçi sınıfına yönelik saldırının yoğunlaşmasında dışavurmaktadır.

40. Trump yönetiminin politikalarının merkezinde, Gestapo tarzı baskınlarla, hapsedilmelerle ve sınırdışılarla terörize edilen göçmenlerin kötülenmesi bulunmaktadır. Sınırda anne-babalarından kopartılan, kafeslerin içine hapsedilen ve ardından fiziksel ve cinsel olarak kötü muameleye maruz kalan çocukların görüntüleri, ABD'de ve tüm dünyada bir şoka ve tiksintiye yol açmış durumda. Trump'ın egemen sınıf içindeki anlaşmazlıklara yanıtı, aşırı milliyetçilik ve popülist demagoji temelinde aşırı sağcı güçleri harekete geçirmeye çalışan faşizan çağrılarını ikiye katlamaktır. Amaç, zaten aşırı sömürüye maruz kalan göçmen işçileri, ABD toplumunu karakterize eden kaba toplumsal eşitsizlik düzeylerinin günah keçisi yapmaktır.

41. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ile Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) daireleri, işçi sınıfına yönelik gelecekteki savaşlar için eğitim alanlarıdır. Göçmen polisine, herkesin demokratik haklarını çiğneyecek, hukuk dışı aramalar ve el koymalar gerçekleştirecek, yurttaşlığın kanıtlanmasını isteyecek ve insanları okullarda ve işyerlerinde topluca gözaltına alacak şekilde geniş yetkiler verilmiş durumda. Obama yönetiminde inşa edilmiş hapishaneler, günümüzün toplama kamplarına dönüştürülüyor. Bu baskı aygıtı, egemen sınıf tarafından, siyasi ve toplumsal muhalefete karşı kullanılacaktır.

42. Amerikan egemen sınıfı, Trump yönetimi ile birlikte, geri dönüşü olmayan bir çizgiyi aşmıştır. 2000 yılındaki seçimlerin çalınmasından ve başkanlığın, Anayasa Mahkemesi'nin dörde karşı beş oyla George W. Bush'a verilmesinden bu yana 18 yıl geçti. WSWS'nin o zaman vurgulamış olduğu gibi, seçimin sonucu ve onun tüm siyaset kurumu tarafından kabul edilmesi, artık egemen sınıf içinde temel demokratik haklardan yana bir kesimin olmadığını kanıtlamıştı. O seçimi, Yurtseverlik Yasası, iç izleme, "olağandışı gözaltı", devlet destekli işkence ve Guantanamo ile sonsuza kadar ilişkilendirilmiş "terörle mücadele" izledi. Obama yönetimi, ABD başkanının, ABD yurttaşları dahil herkesi yargı süreci olmaksızın öldürme hakkını ileri sürmesi ile birlikte, demokratik haklara yönelik saldırıyı tırmandırdı.

43. Trump yönetiminin en büyük kazancı, siyaset kurumu içindeki karşıtlarının omurgasız ve gerici karakteridir. ABD'de, Avrupa'da olduğu gibi, toplumsal öfkeye ve hoşnutsuzluğa yönelik ilerici bir çıkış noktasının yokluğundan yararlanan, aşırı sağdır.

44. SEP Siyasi Komitesi'nin, "Saray darbesi mi, sınıf mücadelesi mi? Washington’daki siyasi kriz ve işçi sınıfının stratejisi" başlıklı açıklamasında belirttiği gibi:

Trump’ın siyaset kurumu içindeki, hem Demokratları hem de Cumhuriyetçileri içeren muhalifleri, şirket ve mali sektör seçkinlerinin bir hizbini temsil etmektedir. Onların Trump’a karşı kullanmakta oldukları, ordu-istihbarat kurumu ve şirket-mali sektör seçkinleri içindeki unsurlar ile gizli entrikaları kapsayan yöntemler, özünde antidemokratiktir. Bunlar, saray darbesi yöntemleridir.

45. Trump'ın 2016'da seçilmesi, yalnızca Demokratik Parti'nin karakteri sayesinde mümkün olabildi. Hillary Clinton, seçimlere, Wall Street'in, ordu-istihbarat aygıtının ve ayrıcalıklı üst orta sınıf kesimlerinin adayı olarak, kimlik politikalarının desteklenmesi üzerinden katıldı. Bernie Sanders'in Clinton'ı destekleme kararı (toplumsal muhalefeti Demokratik Parti'nin arkasına akıtmayı amaçlayan bir kampanyanın doruk noktası), Trump'ın toplumsal hoşnutsuzluğa seslenmesinin önünü açtı.

46. Demokratlar, seçimin ardından, Trump'a yönelik tüm muhalefeti, istihbarat aygıtının güçlü hiziplerinin Rusya karşıtı kampanya ve önceki FBI şefi Robert Mueller tarafından yönlendirilen soruşturma ekseninde dönen komplolarının arkasına yönlendirmeye çalıştılar. Onlar, Trump yönetimini Rusya'daki Vladimir Putin hükümeti ile bir uzlaşma peşinde koşmakla suçlarken, onun işçi sınıfına ve göçmenlere yönelik saldırılarını, zenginler yararına vergi indirimlerini ve sistematik savaş hazırlıklarını yok saymış, örtbas etmiş ve kolaylaştırmışlardır.

47. Demokratların Rusya karşıtı kampanyalarının üç amacı bulunuyor: (1) ordu ve istihbarat kurumları içindeki baskın hizipler tarafından, ABD'nin Ortadoğu'daki egemenliğinin önünde, Çin ile hesaplaşmanın önkoşulu olarak üstüne gidilmesi gereken başlıca engel olarak görülen Rusya'ya karşı daha saldırgan bir dış politika uygulamak; (2) "Aldatıcı haberler" ve "Rus müdahalesi" ile mücadele bahanesiyle demokratik haklara saldırmanın ve bir internet sansürü rejimi uygulamanın çerçevesini oluşturmak; (3) milyonlarca işçinin ve gencin öfkesini, kapitalist sisteme yönelik bir meydan okumadan uzaklaştıracak şekilde saptırmak.

48. Rusya karşıtı kampanyaya ek olarak, Demokratların bir diğer başlıca uğraşı, cinsel saldırıya ve şiddete karşı koyma örtüsü altında, adil yargılanma hakkı dahil temel demokratik hakların altını oyacak ve onları ortadan kaldıracak bir cadı avı ortamı yaratmaya hizmet eden #MeToo hareketinin desteklenmesidir. #MeToo kampanyası, işçi kadınları kapsayan işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorunları bütünüyle yok saymaktadır. Sürekli cinsellik ile ilgilenmek, Demokratik Parti'nin hali vakti yerinde üst orta sınıf seçmen tabanına oldukça uygun olmakla birlikte, asıl kaygısı toplumsal cinsiyetlerinden, etnik kimliklerinden ya da cinsel yönelimlerinden çok kapitalist toplum içindeki sınıfsal konumlarından kaynaklanan sorunlar olan büyük işçi kitlesi içinde umulan desteği görmemiştir.

49. Trump'ın göreve başlamasından bir buçuk yıl sonra, Demokratların Trump'a karşı koyma stratejisi darmadağındır. Trump yönetimi cesaret kazanmış durumda ve Anayasa Mahkemesi dahil tüm devlet kurumları üzerinde aşırı sağ denetim kurmaya yönelik çabalarını arttırıyor. Öte yandan, Demokratlar, toplumsal ve siyasal hoşnutsuzluğu saptırmaya ve bastırmaya yönelik çabalarını ikiye katlıyorlar. Onları en çok dehşete düşüren şey, Beyaz Saray'daki milyarderler çetesine karşı kitlesel bir halk hareketinin ortaya çıkmasıdır. Onlar, sınıf mücadelesinin büyümesi öncesinde kapitalist devlet kurumlarını güçsüzleştirecek herhangi bir şey yapmak istemiyorlar.

CIA Demokratları ve sahte sol

50. Demokratik Parti'nin Trump'ın seçilmesine tepkisini belirleyen, onun sınıfsal karakteri ve siyasi fizyonomisidir. Bu parti, yıllık geliriyle Amerikan toplumunun en zengin yüzde 10'luk kesimi içinde yer alan hali vakti yerinde üst orta sınıfın geniş bir kesimi tarafından desteklenen bir mali sermaye ve ordu-istihbarat aygıtı partisidir. Bu varlıklı toplumsal tabakanın geliri Amerikalıların büyük bölümününkinden çok daha büyük olmakla birlikte, ayrıcalıklı yüzde 90-99'luk dilimde yer alanlar, kendi servetleri ile en zengin yüzde 1, binde 1 ya da on binde 1'lik kesimin serveti arasındaki büyük farkı da güçlü bir şekilde hissediyorlar. Onlar, kitlesel yoksulluğun varlığından çok, servetin en zengin yüzde 10 içindeki adaletsiz dağılımı olarak gördükleri şeyden hoşnutsuzlar. Bu üst orta sınıfın üyeleri, çok zengin Amerikalılara ayrılmış olan büyük miktarlarda bir küçültmeyi başaramadıklarında, Amerikan kapitalizminin tepesinde ortalığa saçılan paranın daha fazlasını elde etmek için kendi aralarında şiddetli bir mücadele veriyorlar.

51. Demokratik Parti tarafından teşvik edilen ırk, toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik politikaları, üst orta sınıf içinde, şirketlerde, üniversitelerde, sendikalarda ve devlet aygıtında konumlar elde etme uğruna yaşanan çıkarcı çatışmalarla bağlantılıdır. Şu ya da bu bireyin, artık sıradanlaşmış şekilde, sözde "ayrımcı söylemler", ırkçılık ve en tehlikelisi cinsel taciz ile suçlanması, kimlik politikalarının silahlaştırılmasından başka bir şeyi temsil etmemektedir.

52. Sahte solun kimi kesimleri, "yüzde 99'un partisi" çağrısı yapmaya başlamış durumda. Bu slogan, yılda 25.000 dolar (12 dolar saat ücreti ile çalışanların yıllık geliri) ücret alanlar ile yatırımlardan elde ettikleri gelirler hariç 250.000 ile bir milyon dolar arasında yıllık kazancı olanlar arasında bir çıkar ortaklığı olduğunu ifade etmektedir. Toplumbilimsel olarak saçma ve siyasi olarak gerici olan bu slogan, işçi sınıfını üst orta sınıfa ve Demokratik Parti'ye tabi kılmayı amaçlamaktadır.

53. WSWS'nin belgelemiş olduğu gibi, 2018 ara seçimlerinde, Demokratik Parti, daha önce görülmedik sayıda eski istihbarat ajanının ve subayın çalışma alanı olmuştur. "CIA Demokratları"nın politikası, Amerika'nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve Uluslararası Sosyalist Örgüt (ISO) gibi örgütlerde ifade edildiği gibi, üst orta sınıf sahte sol politikaları ile çatışma değil ama uyum içindedir. WSWS, "Saray darbesi mi, sınıf mücadelesi mi?"de şunları belirtmişti:

Orta sınıf politikasının ayırt edici özelliği, egemen sınıftan bağımsız olmamasıdır. O, Demokratik Parti’yi etkileme ve onun kapitalist sisteme ilişkin küçük reformlara desteğini kazanma peşinde koşar. Bu siyasi çevre içindeki daha sol-liberal unsurlar, toplumsal eşitsizlik konularına değinirken, yarı reformist itirazları, en ilkesiz şekilde, Demokratik Parti’ye ve Amerikan emperyalizminin hedeflerine destek ile birleştirmektedirler. Bu, onların kendi ayrıcalıklı ekonomik konumlarının şirket karlarındaki ve hisse senedi fiyatlarındaki rekor artışa dayanması olgusu ile bağlantılıdır. Onların başlıca siyasi işlevi, egemen sınıfın işçi sınıfı üzerindeki hegemonyasını sürdürmektir.

54. DSA, Demokratik Parti'nin siyasi otoritesini desteklemeye çalışmada giderek daha merkezi bir rol oynuyor. DSA'nın üye sayısı, 2016 seçimlerinden bu yana 7.000'den 37.000'e yükselmiş durumda. O, gençlerin, kapitalizme sosyalist bir muhalefet arayışında olan kesimlerinin desteğini elde ediyor ve bu duyarlılığı Demokratların arkasına yönlendirmeye çalışıyor. Haziran ayında New York'ta yapılan bir kongre adaylığı ön seçiminde görevdeki Kongre üyesi Joseph Crowley'i yenilgiye uğratan DSA üyesi Alexandria Ocasio-Cortez'in kampanyası, bu örgütün rolünü kanıtlamaktadır. Ocasio-Cortez, Temsilciler Meclisi'ndeki dördüncü en üst düzey Demokrat olan Crowley'i yenilgiye uğratacak toplumsal hoşnutsuzluktan yararlanmakla birlikte, şirket medyasından övgüler alırken, hızla kurumsal sicilini parlatmaya koyuldu. DSA'nın ve Ocasio-Cortez’in "ICE'yi ortadan kaldır" (gerçekte, onu, tüm kötücül yeteneklerini korurken yeni bir isimle piyasaya sürme) çağrısı, Demokratik Parti önderliğinin bir hizibi tarafından yapılmaktadır.

55. Hem sosyalizme yönelik artan ilgiye ilişkin korku hem de DSA gibi grupların işlevi, Ocasio-Cortez’in ön seçim zaferinin ardından New York Times'da yayınlanan bir makalede (Michelle Goldberg'in “The Millennial Socialists Are Coming" [“Binyılın Sosyalistleri Geliyor”] başlıklı makalesi) ifade edildi. Goldberg şunları yazıyor: "Çok sayıda yaşlı Demokrat, son derece liberal olanları bile, halkın üretim araçları üzerinde denetim kurmasından söz edilmesinden nefret ediyor. Bu, gençleri çok daha fazla etkiliyor. Son bir kamuoyu yoklaması, 18-34 yaş arası Demokratların yüzde 61'inin sosyalizme olumlu yaklaştığını gösteriyor. Büyük Bunalım, artan eğitim masrafları, sağlık sigortasının güvenilmezliği ve bir iş bulmanın giderek daha riskli olması, gençleri kaygı verici maddi güvencesizlikle karşı karşıya bırakmış durumda. Onların belleğinde Komünizmin yaygın başarısızlığı yok ama kapitalizmin başarısızlıkları dört bir yanda."

56. Goldberg’in vardığı sonuç, Demokratik Parti'nin, kendisini yeniden markalamasının bir yolu olarak, kapılarını DSA'ya ve onun adaylarına açması gerektiğidir:

Orada, Ocasio-Cortez gibi daha fazla aday var ve Demokratlar onları memnuniyetle karşılamalılar. [Demokratik Parti], onların gençlerine, heveslerine ve partiyi komşu bir kurum olarak yeniden inşa etme işini yapma istekliliğine gereksinim duyuyor. Dahası, onlar, partinin önderliği hoşlansa da hoşlanmasa da, geliyorlar.

57. Gerçekte, DSA'nın ya da benzeri sahte sol partilerin programında gerçek sosyalizmin hiçbir izi bulunmamaktadır. Onların sınırlı toplumsal reform önerileri, Demokratik Parti'ye destekle ve şirket yanlısı sendikaların işçi sınıfı üzerindeki örgütsel egemenliğinin savunusu ile bağlantılıdır. Yani, onlar, işçi sınıfına karşı savaş sürdüren kurumlara sahte sol bir örtü sağlamaktadırlar.

58. Bu sahte sol örgütler, ya emperyalist militarizme karşı mücadeleden uzak duruyor ya da onlara, ABD'nin askeri operasyonlarını onaylamaya yönelik aldatıcı gerekçeler sunuyorlar. ISO'nun ABD'deki özel rolü, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ve CIA'in politikasını sahte sol siyasi çevre içinde en açık şekilde dile getirmektir. O, Suriye'deki ABD destekli rejim değişikliği harekatının en ateşli savunucusudur ve devletin, Suriye ile Rusya'ya karşı daha saldırgan bir askeri müdahale çağrısı yapan hizipleri ile sıkı ilişkiler geliştirmiştir.

59. Sahte solun emperyalizme desteğinin en mahkum edici ifadesi, WikiLeaks'ın kurucusu, gazeteci Julian Assange'a yönelik artan tehditler karşısındaki sessizliğidir. Ekvador'un Londra büyükelçiliğinde kapana kısılmış olan Assange, oradan atılıp tutuklanma ve casusluk suçlaması ile karşı karşıya kalacağı ABD'ye iade edilme tehlikesi ile karşı karşıya.

60. Üst orta sınıf sahte sol örgütlerin haince rolü, uluslararası bir olgudur. Yunanistan'da, Syriza (“Radikal Sol Koalisyon”), üç buçuk yıldır, Avrupa bankalarının taleplerini görev duygusuyla yerine getiren ve Avrupa Birliği'nin göçmen karşıtı politikasının cephe hattı uygulayıcısı işlevi gören bir koalisyon hükümetinin başında. Almanya'da, Sol Parti, kemer sıkma politikalarını ve göçmenlere yönelik saldırıları destekliyor, faşizan AfD'nin programını büyük ölçüde benimsiyor.

61. DSA'nın, ISO'nun ve diğer sahte sol grupların siyaset kurumunun kimi hizipleri tarafından desteklenmesi, Dünya Sosyalist Web Sitesi'nin susturulmasına yönelik sistematik çabalar ile paraleldir. New York Times DSA bağlantılı Jacobin dergisinden düzenli olarak alıntılar yapar ve bu dergi Google aramalarında belirgin bir şekilde ön plana çıkarken, WSWS, istihbarat örgütleri ve devlet ile sıkı işbirliği içindeki Google, Facebook ve diğer internet şirketleri tarafından uygulamaya konmuş olan sansür mekanizmalarının başlıca hedefi olmuştur. İşçi ve gençlik kitleleri, kapitalizme karşı koymanın ve sosyalizm uğruna mücadele etmenin bir yolunu ararken, devletin ve burjuva siyaset aygıtının yardımcıları işlevi gören örgütlere yönlendiriliyorlar.

Grevlerin yeniden canlanmasının önemi

62. Trump yönetimine karşı gerçek bir hareket, egemen sınıftan ya da üst orta sınıftan değil; nüfusun, siyasi yaşamdan bütünüyle dışlanmış olan geniş kesiminden, işçi sınıfından gelecektir. Kapitalist kriz gerçekliği, bu yıl, şimdiden işçi sınıfı mücadelesinin ilk önemli ifadelerine yol açmış durumda. Sendikalar, geçtiğimiz 30 yıl boyunca, sınıf mücadelesinin bütün örgütlü ifadelerini adeta bastırmışlardı. Ancak 2018 yılının başından bu yana, öğretmenler, Batı Virginia'da, Oklahoma'da, New Jersey'de, Arizona'da, Kuzey Carolina'da, Colorado'da ve Kentucky'de, bir dizi greve ve iş bırakma eylemine giriştiler. Ayrıca, Batı Virginia'daki iletişim işçileri ile Kaliforniya Üniversitesi'ndeki hizmet sektörü çalışanları greve çıktı.

63. Sınıf mücadelesinin büyümesi, Marksizmin temel teorik ilkelerini ve Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi tarafından hazırlanıp geliştirilmiş siyasi perspektifi doğrulamaktadır. O, şunları kanıtlamıştır:

ABD ve dünya toplumundaki temel toplumsal bölünme ırk, toplumsal cinsiyet ya da cinsel kimlik değil; sınıftır. Bu, işçi sınıfının Demokratlar ve onların eklentileri tarafından ırkçı ve geri olarak suçlandığı "Cumhuriyetçi" eyaletlerde bu yıl patlayan çok sayıda sınıf çatışması ile birlikte, ABD'nin "kırmızı" ve "mavi" eyaletlere bölünmüşlüğüne ilişkin aldatmacayı açığa çıkarmıştır.

Savaşa, otoriter rejime, sansüre ve eşitsizliğe karşı bir hareketin dayanması gereken temel devrimci toplumsal güç, işçi sınıfıdır.

Sınıf mücadelesi uluslararası bir mücadeledir. DEUK'un 1988'de yazmış olduğu gibi, "Kapitalist gelişmenin yeni özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, sınıf mücadelesinin biçimi bile uluslararası bir karakter edinmek zorundadır. İşçi sınıfının en temel mücadeleleri bile, onun eylemlerinin uluslararası ölçekte koordine edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır."

Ulusalcı/milliyetçi ve kapitalizm yanlısı sendikalar işçilerin örgütleri değil; şirket yönetimlerinin ve devletin, eşitsizliğe ve kapitalist sisteme yönelik muhalefeti engellemeye ve ezmeye hizmet eden şirket yanlısı uzantılarıdır.

64. Bu yılki büyük öğretmen grevlerinin her biri, sendikalar değil; tabandaki öğretmenler tarafından başlatılmıştır. Bu grevlerin Batı Virginia'da gerçekleşen ilkinde, yayılan yasadışı grevler dalgası, sendikaları, basıncı azaltmak ve öğretmenlerin hoşnutsuzluğunu kontrol altına almak için sınırlı ve eyalet çapında iş bırakma çağrısı yapmaya zorlamıştı. Sendikalar, eyaletin milyarder valisi ile vardıkları anlaşma temelinde yeniden işe dönme çağrısı yaptıklarında, öğretmenler başkaldırdılar ve grevlerin devam etmesini sağladılar. Demokratik Parti çevresindeki sahte sol örgütler tarafından desteklenen sendikalar, bunun ardından, öğretmenlerin hiçbir talebi karşılanmadan, grevlere son verme yönündeki çabalarını yoğunlaştırdılar. İşçilerden gelen muhalefeti ezmek ve susturmak için çalışan sendikalar, her grevde aynı rolü oynadılar.

65. Sendikaların gerçek işlevi, Anayasa Mahkemesi’nde görülen Janus v. AFSCME davasındaki sendika avukatının sözlü savunmasında ayrıntılı biçimde açıklandı. Bu dava, bazı eyaletlerdeki kamu sektörü işçilerinin, bir sendikaya üye olmasalar bile, sendika aidatına eşit bir ödeme yapmasını gerektiren “temsilci ödemeleri”nin anayasaya uygunluğu ile ilgiliydi. Illinois’deki AFSCME Konsey 31’i temsil eden David Frederick, “Temsilci ödemelerinden yana bu sözleşmede umulan en önemli şey, grevlerde bir sınırlandırmadır. Bu, birçok toplu iş sözleşmesi için geçerlidir.” demiş ve eklemişti: “Bu ödemeler uzlaşmadır. Sendika güvencesi, grev olmamasının karşılığıdır.” O, mahkemenin, eyaletlerin temsilci ödemelerini şart koşan önceki emsal kararı bozma kararı vermesi durumunda “ülkenin dört bir yanında muazzam işçi grevleri hayaletine” yol açabileceği uyarısında bulundu.

66. Sendikaların doğası, Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasını içine çeken ve Fiat Chrysler Automobiles’ın (FCA) yöneticileri tarafından sendikanın toplu iş sözleşmesi görüşmelerine katılan yetkililerine 1,5 milyon dolardan fazla para verilmesi ile ilgili rüşvet skandalında dışavurmaktadır. UAW, bu yüklü ödeme karşılığında, tehdit ve aldatma yoluyla, sekiz saatlik işgününü ortadan kaldıran, yeni bir “ikinci kademe” işçiler grubunun ücretlerini yarıya indiren ve sendika aidatlarını ödeyen ama hiçbir hakkı olmayan geçici yarı zamanlı işçilerin sayısını arttıran sözleşmeleri kabul ettirmiştir.

67. Sendikaların karakteri, özünde, tek tek önderlerin yozlaşmasından değil; bizzat bu örgütlerin doğasından ve dünya ekonomisinin yapısında yaşanan değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Ulusalcı ve kapitalizm yanlısı sendikalar, küreselleşmiş üretimin yükselişine ve ABD emperyalizminin krizine ve gerilemesine, en sınırlı kazanımlar uğruna mücadeleden bile vazgeçerek tepki gösterdiler. Üye sayıları azalır ve işçilerin ücretleri ile sosyal yardımları çöküşe uğrarken bile sendika yöneticilerinin gelirlerinde sürekli bir artışı sağlama alan sendika-şirket yönetimi ortaklığının yayılması ile birlikte, sendika aygıtı, her zamankinden daha doğrudan biçimde şirket yönetim yapısı ile bütünleşti.

68. Sınıf mücadelesinin yükselmesi nesnel bir süreçtir. WSWS’nin “Saray darbesi mi, sınıf mücadelesi mi?” yazısında belirtmiş olduğu gibi:

Hem ABD içindeki hem de uluslararası ölçekteki nesnel kriz koşullarının karşılıklı etkileşimi ve kitlelerin toplumsal bilincinin radikalleşmesi, sınıf mücadelesindeki patlamada ifade bulacaktır. Sınıf mücadelesinin sendika bürokrasisi, Demokratik Parti ve çeşitli kimlik politikalarının hali vakti yerinde destekçileri tarafından onlarca yıllık bastırılması sona eriyor. Egemen seçkinlerin toplumsal karşıdevrimi, Amerikan işçi sınıfının bir kabarışı ile karşılaşmak üzere. İşyerlerindeki, mahallelerdeki ve tüm kentlerdeki farklı toplumsal protesto biçimleri, her zamandakinden daha çok bir işçi sınıfı kimliği, kapitalizm karşıtı yönelim ve sosyalizan bir karakter edinecek. Tek tek işyerlerindeki ve mahallelerdeki mücadeleler, işçi sınıfının daha geniş kesimlerini birleşik mücadeleye çekecek.

Sınıf mücadelesinin ve genel grevin mantığı

69. ABD, toplumsal bir barut fıçısıdır. ABD’de bugüne kadar tanık olunmamış ölçekte toplumsal mücadelelerin patlaması kaçınılmazdır. Kitlesel protestoların bütünleşmesi yönünde işleyen çok sayıda etmen (işçi sınıfının geniş kesimlerinin toplumsal çıkarlarının ortaklaşması, bölümsel farklılıkların azalması, işçi sınıfının ırksal ve etnik bütünleşmesi, internete dayalı sosyal medyanın etkisi) söz konusu. Dolayısıyla, doğrudan konusu ya da yeri ne olursa olsun hızla yayılacak ve milyonlarca işçiyi etkin bir şekilde mücadeleye çekecek ciddi toplumsal protestoların patlaması beklenmeli. İşçi sınıfının tarihsel deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, sınıf mücadelelerinin bu birleşmesinin mantıksal sonucu, siyasi iktidar sorununu gündeme getirecek bir genel grev olacaktır.

70. Bu yüzden, kitlesel işçi sınıfı mücadelelerine hazırlık, birbiriyle bağlantılı yaygın bir işyeri ve mahalle komiteleri ağının geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu tür komitelere olan gereklilik, işçilerin kendi deneyimlerinden kaynaklanır. Onları temsil ettiklerini iddia eden örgütler olan sendikalar, işçi sınıfının mücadele örgütlerine yalnızca derinlemesine düşman değiller. Onlar, sorunların çözülmesi ve toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanması dahil, en sınırlı temsil biçimlerinden bile vazgeçmişlerdir. İşyeri ve fabrika komiteleri, işçilerin üretim bandının hızı üzerindeki denetimi, çok kademeli işgücüne son verilmesi, sekiz saatlik iş gününün uygulanması, tüm işçiler için tam ve uygun ücret ve güvenli olmayan çalışma koşullarına son verilmesi gibi talepleri ileri sürecektir.

71. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin, şirketlerin kontrolündeki sendikalardan bütünüyle bağımsız, tabandan fabrika komiteleri kurulması çağrısı, yalnızca gerici bürokratları değil ama tüm sahte sol eğilimleri öfkelendirmiş durumda. “SEP, sendikaların işçi sınıfı üzerindeki siyasal ve örgütsel egemenliğine meydan okumaya nasıl cüret eder!” Sahte solun Troçkizme bağlılık numarası yapan kimi sözcüleri, SEP’i Geçiş Programı’nı terk etmekle suçluyorlar. Şirket yanlısı sendika yöneticilerinin bu küçük burjuva savunucuları, Troçki’nin Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş belgesinde yazmış olduklarını ya okumamışlar ya da uzun süre önce unutmuşlar. Troçki, Dördüncü Enternasyonal’in üyelerine “Mümkün olan her durumda, hatta gerektiğinde tutucu sendika aygıtları ile doğrudan bir kopuş karşısında bile geri çekilmeden, burjuva topluma karşı kitlesel mücadelenin görevlerine daha sıkı biçimde uyumlu bağımsız militan örgütler kurma” çağrısı yapmıştı. O, şöyle devam ediyordu:

Eğer sekter hizipleri sağlamlaştırma adına kitle örgütlerine sırtını dönmek suç oluşturuyorsa, devrimci kitle hareketinin açıkça gerici ve kılık değiştirmiş tutucu (“ilerici”) bürokratik kliklerin denetimine tabi olmasını edilgen biçimde hoş görmek de en az onun kadar canicedir. Sendikalar kendinde amaçlar değil; proleter devrim yolunda araçlardır.

72. Troçki, fabrika ve işyeri komitelerinin oluşturulmasını savunurken, bu örgütlerin, “Fabrikanın patronu kim olacak: kapitalistler mi yoksa işçiler mi?” sorusunu ortaya attığını açıklıyordu:

Komitenin ortaya çıktığı andan başlayarak, fabrikada fiilen ikili bir iktidar oluşur. Bu, özünde geçici bir durumu temsil eder; çünkü uzlaşmaz iki rejimi içerir: kapitalist ve proleter. Fabrika komitelerinin temel önemi, tam olarak, kapıları, burjuva ve proleter rejimler arasında, doğrudan devrimci olmasa da devrim öncesi bir döneme açmaları olgusunda yatar.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin görevleri

73. İvedi görev, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin siyasi etkisini işçi sınıfının her kesimi içinde geliştirmektir. SEP, gelişen nesnel işçi sınıfı hareketini uzlaşmaz bir devrimci strateji ve perspektif ile silahlandırma mücadelesine öncülük ediyor. O, azalan ücretlere, sağlık hizmetlerine yönelik saldırılara ve kamu eğitiminin imhasına karşı mücadeleleri göçmen işçilere, polis zulmüne, demokratik hakların ortadan kaldırılmasına ve dünya savaşı tehlikesine karşı muhalefet ile birleştirmek için mücadele ediyor.

74. SEP’in temel görevi, devrimci bir öncüyü inşa etmek, işçi sınıfına kendi hedeflerini en üst düzeyde kavratmak ve gelişen hareketin doğasını açıklığa kavuşturmaktır. SEP, işçi sınıfı içindeki mücadelenin büyümesini, devlet iktidarını alacak ve ekonomik yaşamı özel kar yerine toplumsal gereksinimler temelinde yeniden örgütleyecek sosyalist, enternasyonalist ve emperyalizm karşıtı siyasi bir harekete bağlamak için mücadele etmelidir. İşçi sınıfı, egemen sınıfın savaş ve toplumsal karşıdevrim politikasına karşı, bir sosyalist devrim programını ileri sürmek zorundadır.

75. SEP’in ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin siyasi etkinliği, giderek artan oranda, siyasi gelişmelerin gidişatı ile bağlantılıdır. DEUK ve SEP, geçtiğimiz yıl boyunca, internet sansürüne karşı ve Julian Assange’ın savunusu uğruna mücadelenin öncüsü oldu. Partinin şirket yanlısı sendikalardan bağımsız fabrika komiteleri yönündeki kampanyası, öğretmenler, otomotiv işçileri ve işçi sınıfının diğer kesimleri içinde artan bir destek kazanıyor.

76. Yirminci yüzyıldaki toplumsal devrimlerin incelenmesi, siyasi yenilgilerin, sıkça, sosyalist partilerin devrimci mücadeleler sırasında izlediği doğru olmayan politikaların sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. POUM’un İspanya İç Savaşı (1936-39) sırasındaki politikaları, doğru olmayan politikalardan kaynaklanan yenilgilerin en çarpıcı örnekleri arasındadır. Ancak yenilgilerin bir diğer nedeni, Marksist partinin, devrimci bir krizin yaklaştığını fark edememesi; ona zamanında ve yeterince kararlı bir şekilde karşılık verememesidir. 1923’teki Alman Devrimi’nin yenilgisi, bu tür siyasi inisiyatif eksikliğinin en önemli örneğidir. Devrimci hareketin şimdiki derinleşen kriz koşullarında kesinlikle önlemesi gereken yanlış, bu sonuncusudur.

77. Bu perspektiften kaynaklanan özgün görevler şunlardır:

A. Partinin, işçi sınıfının otomotiv ve diğer imalat işçilerini; petrol, doğalgaz, maden ve çelik işçilerini; öğretmenleri ve diğer kamu sektörü işçilerini; sağlık emekçilerini; Amazon, UPS ve diğer kargo işçilerini ve hizmet işçilerini kapsayan önemli kesimleri içindeki tabanını geliştirmek. SEP, sendikalardan bağımsız fabrika, işyeri ve mahalle komitelerini örgütlemeye yönelik girişken kampanyasını, işçi sınıfının kapitalist sisteme karşı siyasi seferberliği ile birleştirmelidir. ABD’deki işçilerin eylemlerini diğer ülkelerdekiler ile koordine etmek; işçi sınıfının nesnel birliğini uluslararası ölçekte bilinçli hale getirmek için her türlü çaba harcanmalıdır. Partinin tüm şubeleri, en ileri işçileri partiye üye yapmak için sistematik olarak çalışmalıdır.

B. Göçmen işçilerin mağduriyetine ve Trump yönetiminin faşizan politikalarına karşı bir kampanyanın geliştirilmesi. Göçmen işçilere yönelik zulme karşı mücadele, göçmenlere yönelik saldırının tüm işçilere yapılmış bir saldırı olduğu ve göçmenlere yönelik polis devleti yöntemlerinin her türlü siyasi ve toplumsal muhalefete karşı kullanılacağı anlayışı temelinde işçi sınıfının içine taşınmalıdır. Bu kampanya, Demokratik Parti’ye ve onun çevresindeki örgütlere karşı olarak geliştirilmelidir.

C. Yeni bir savaş karşıtı işçi sınıfı hareketinin geliştirilmesi. SEP, DEUK’un “Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklamasını ve onun, savaş karşıtı bir hareketin asli siyasi temelleri olarak özetlediği ilkeleri yeniden onaylar:

i. Savaşa karşı mücadele, nüfusun bütün ilerici unsurlarını kendi arkasında birleştiren, toplumdaki büyük devrimci güç işçi sınıfı üzerinde yükselmelidir.

ii. Mali sermayenin diktatörlüğüne ve militarizm ile savaşın temel nedeni olan ekonomik sisteme son verme uğruna mücadele etmeksizin savaşa karşı ciddi bir mücadele söz konusu olamayacağı için, yeni savaş karşıtı hareket, kapitalizm karşıtı ve sosyalist olmak zorundadır.

iii. Dolayısıyla, yeni savaş karşıtı hareket, zorunlu olarak, kapitalist sınıfın bütün siyasi partilerinden ve örgütlerinden bütünüyle ve tartışmasız biçimde bağımsız ve onlara düşman olmalıdır.

iv. Yeni savaş karşıtı hareket, her şeyden önce uluslararası olmalı, işçi sınıfının muazzam gücünü emperyalizme karşı birleşik küresel bir mücadelede harekete geçirmelidir. Burjuvazinin sürekli savaşına, işçi sınıfı tarafından, stratejik hedefi ulus devlet sisteminin ortadan kaldırılması ve dünya sosyalist federasyonunun kurulması olan sürekli devrim perspektifi ile yanıt verilmelidir. Bu, küresel kaynakların akılcı, planlı gelişmesini; bu temelde, yoksulluğun ortadan kaldırılmasını ve insanlık kültürünün yeni doruklara yükselmesini mümkün kılacaktır.

D. İnternet sansürüne, Julian Assange’a zulmedilmesine ve demokratik haklara yönelik tüm saldırılara karşı kampanyanın yoğunlaştırılması. Yalnızca, işçi sınıfı demokratik hakların savunusu için gerekli değildir. Aynı zamanda, demokratik haklar, işçi sınıfı için son derece önemlidir. Sınıf mücadelesinin ilk patlamalarının göstermiş olduğu gibi, özgür ve açık internet, işçilerin örgütlenmesi ve kapitalist medyadan, devletin ve sendikaların araçlarından bağımsız biçimde iletişim kurması için son derece önemli bir araçtır. WSWS’ye yönelik sansüre, sosyal medyanın daha sistematik kullanımı dahil çeşitli yollarla onun okurlarını genişletip içeriğini geliştirerek karşı koyulmalıdır.

E. Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’i yerleşkelerde, okullarda ve işçi sınıfı gençliği içinde inşa etmeye yönelik yaygın ve etkin bir kampanya. 2018’in ilk yarısında, gençlerin siyasallaşmasının, okullardaki şiddete karşı kitlesel protestoları kapsayan ifadeleri görüldü. Bu radikalleşme yüzünü işçi sınıfına dönmeli ve bilinçli bir şekilde, eşitsizliğin, savaşın ve şiddetin kaynağı olan kapitalist sisteme yöneltilmelidir.

F. SEP’in 2018 ara seçimlerinde Michigan’ın 12. Kongre Seçim Bölgesi’ndeki adayı olan Niles Niemuth’un kampanyasına destek. Bu kampanya, işçi sınıfının haklarını güvenceye alacak, mali oligarşinin servetini kamulaştıracak, büyük bankaları ve şirketleri kamu denetimindeki tesislere dönüştürecek ve işçilerin işyerleri ve üretim süreci üzerinde denetimini sağlayacak bir işçi iktidarı için sosyalist bir program ileri sürüyor.

78. Parti ve kadroları, bu çok büyük siyasi sorumlulukları yerine getirmek için, Marksist hareketin tarihsel deneyimlerine, öncelikle de Lev Troçki tarafından 1938’de kurulmuş olan Dördüncü Enternasyonal’in 80 yıllık tarihine dayanmalı ve bu konuda eğitilmelidir. İşçi sınıfı içinde Marksizm uğruna mücadelenin kesintisizliğini temsil eden başka bir siyasi hareket yoktur. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nde cisimleşen bu büyük tarih, gelişen işçi sınıfı hareketine taşınmalıdır. İşçi sınıfının nesnel radikalleşmesi ile partinin pratiğinin kesişmesi, işçi sınıfının zaferinin, kapitalizmin ortadan kaldırılmasının ve dünya ekonomisinin sosyalist dönüşümünün koşullarını yaratacaktır.