Aşırı sağcı Ulusal Cephe Fransa cumhurbaşkanlığı seçimi anketlerinde yükselişte

Kumaran Ira ve Alex Lantier
7 Mart 2017

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 23 Nisan’daki ilk turundan yaklaşık dokuz hafta önce, neo-faşist Ulusal Cephe’nin (FN) adayı Marine Le Pen, başlıca rakipleri karşısında önde gidişini sağlamlaştırıyor. Son anketlere göre, Le Pen, 7 Mayıs’taki ikinci tura rahatlıkla kalacak ve büyük ihtimalle, ya En Marche’ın [İleri] adayı Emmanuel Macron ya da sağcı Cumhuriyetçiler’in (LR) adayı François Fillon ile karşılaşacak.

Tıpkı Donald Trump’ın ABD’de yaygın halk muhalefetine rağmen geçerli ve muzaffer bir aday olarak ortaya çıkması gibi, Le Pen de, rakiplerine, özellikle de Sosyalist Parti (PS) hükümetine karşı patlayıcı toplumsal öfke nedeniyle, 2017 seçimlerini kazanabilir. Elabe firmasının BFMTV için Çarşamba günü yaptığı bir anket, onun ilk turda Fillon’un (yüzde 20) ve Macron’un (yüzde 17) oldukça önünde bir sonuçla, oyların yüzde 27’sini alacağını gösteriyordu.

Çarşamba günü sağcı Mouvement Démocrate’nin (MoDem) başkanı François Bayrou’nun aday olmayıp Macron’u destekleyeceğini duyurmasından sonra bile, Le Pen hala önde. Bayrou’nun açıklamasından sonra düzenlenen Ifop-Fiducial anketine göre, Macron oyların yüzde 22’sini alıyor. Aynı anket, Macron’un, ikinci turda Le Pen’in yüzde 39 oranına karşılık yüzde 61’le kazanacağını tespit etmiş ki Le Pen’in yüzde 39’luk oranı, FN’nin ikinci tura kalabildiği tek seçim olan 2002 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde baba Jean-Marie Le Pen’in yüzde 18’lik puanının iki katından fazla.

Her ne kadar Le Pen mevcut durumda cumhurbaşkanlığını kaybedecek olsa da, son anketten bu yana yüzde 1,5-2’lik bir yükselişle, ikinci tur üzerine anketlerdeki puanını istikrarlı bir şekilde arttırıyor. Seçmenlerin yüzde 53’ü hala kararsız olduğu için, Le Pen lehine bir son dakika kayması göz ardı edilemez.

PS’nin kemer sıkma politikalarına yönelik yaygın öfkenin ortasında, FN, beden işçileri arasında yükseliyor. Beden işçilerinin yüzde 44’ü Le Pen’e oy vermeyi tasarlıyor. Onların yüzde 17’sinin Sol Cephe’nin adayı Jean-Luc Mélenchon’a, yüzde 15’inin Macron’a, yüzde 12’sinin PS adayı Benoit Hamon’a ve yüzde 7’sinin Fillon’a oy vermesi bekleniyor. Anketlere göre, 2002’de toplam oyların yaklaşık yüzde 10’unu almış olan Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) ve İşçi Mücadelesi (LO), beden işçilerinden sadece yüzde 3 (NPA) ve yüzde 2 (LO) oy alacak.

FN’nin ciddi bir iktidar adayı olarak yükselişi, II. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin egemen olduğu dünya düzeninin uluslararası çöküşünün parçasıdır. Britanya’nın geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği’nden (AB) çıkma oyu kullanmasının ardından, NATO ittifakını “demode” olarak reddeden, Rusya’ya sempati işareti veren ve AB’ye Almanya’nın aracı diye saldıran Trump göreve geldi. Avrupa kapitalist politikasının uluslararası çerçevesi parçalanıyor.

Eğer Le Pen’e medya erişimi sağlanmış ve o saygın bir aday muamelesi görmüşse, bunun nedeni, Fransız mali aristokrasisi içinde, çıkarlarının artık nasıl ileri sürüleceği konusunda yaşanan derin bölünmelerdir. Sosyalist Parti ve onun eski ekonomi bakanı Macron’un kampanyası, NATO’nun Rusya’ya karşı savaş yönelimini ve Berlin’in önderlik ettiği AB kemer sıkma politikalarını destekliyor.

Bununla birlikte, FN, kendisini avro, Almanya’nın yeniden silahlanması ve AB’deki Alman ekonomik hegemonyası tarafından tehdit edilmiş hisseden ve bir dereceye kadar Fransa’nın Berlin’e karşı Moskova ile geleneksel ittifakını canlandırmak isteyen bir hizbi temsil ediyor. Milliyetçi dış politikası Trump’ınkini hatırlatan Le Pen, Trump’ın seçilmesini “yeni bir dünya”nın başlangıcı olarak selamlamıştı. O, ayrıca, Brexit’i övmüş ve Fransa’nın, ulusal para birimi Frank’a dönecek şekilde, AB’den ve avrodan ayrılması çağrısı yapmıştı.

Le Pen, “Avro, ekonomimizin gelişmesinin önünde önemli bir engeldir.” demiş ve tüm AB anlaşmalarını yeniden görüşmek üzere bir Avrupa zirvesi örgütlemeyi kapsayan bir dizi sarsıcı teklifte bulunma sözü vermişti. O, defalarca, Fransız sanayisini canlandırmak için para birimini devalüe etmek istediğini ve bu tür görüşmelerin başarısız olması durumunda, Fransa’nın avro para biriminden çıkması üzerine bir referandum önereceğini söyledi.

FN, iktidara gelmesi durumunda, burjuva Avrupa’nın siyasi parçalanmasını büyük ölçüde hızlandıracak bir savaş ve şiddetli toplumsal gericilik yönetiminin başını çekecektir. Onun ilan edilmiş politikaları, özellikle Almanya’yı hedef alan bir rekabetçi devalüasyon politikasıyla işçilerin alım gücünü düşürmeye çalışmanın yanı sıra, temel sosyal ve demokratik haklara yönelik amansız saldırıları içeriyor. Bu yönetim, halk muhalefetini ezmek için, PS’nin olağanüstü hali eliyle fiilen keyfi yetkiler verilmiş olan polis içindeki yaygın FN desteğine dayanacak.

FN, Avrupa genelindeki aşırı sağcı partilerle aynı doğrultuda, işçi sınıfını bölmek ve militarist bir ortam geliştirmek için, göçmen ve Müslüman karşıtı histeriyi kışkırtmayı planlıyor. Belgesiz göçmenleri sınır dışı etmeyi, göçü sınırlamayı ve Fransız yurttaşlığı elde etmeye sert koşullar dayatmayı tasarlıyor. Le Pen, yabancı çocuklar için parasız eğitime son verileceğini taahhüt etti: “Ülkemize geliyorsanız, bakımınızın üstlenilmesini, tedavi görmeyi, çocuklarınızın parasız eğitim almasını beklemeyin; bu sona erdi, oyun bitti!”

Halk, özellikle de işçi sınıfı içinde, FN’nin gündemine yönelik derin bir muhalefet var. Fransa’da yüzde 80’i aşan Trump karşıtlığı, FN’nin aşırı sağcı milliyetçi programının ne kadar az desteklendiğine ilişkin bir fikir vermektedir.

Britanya’nın sağcı Spectator dergisindeki bir köşe yazarı, burjuvazinin, bir FN yönetiminin işçi sınıfı içinde muhalefeti kışkırtabileceğine ilişkin korkularını dile getirdi: “Eğer o [Le Pen] cumhurbaşkanı olursa, Fransa gerçek bir krizle, son yarım yüzyıl içindeki en kötü kriziyle karşılaşacak. Kesinlikle, kendilerini faşizme karşı Cumhuriyet’in savunucuları olarak görecek olanların grevleri ve şiddetli gösterileri olacak. Onun yaşayabilir bir hükümeti nasıl kurabileceği veya parlamentoda çoğunluğu nasıl kazanabileceği belirsiz.”

İşçi sınıfı, FN’nin yarattığı tehditleri, Macron’u, PS’yi veya PS’nin çeşitli uydularını (Sol Cephe, NPA, LO) destekleyerek savuşturamaz. Onların hepsi, neo-faşistlerin ortaya çıkmasının önünü açmaya yardımcı olmuştur. Onlar, kemer sıkma politikaları, savaşları ve demokratik haklara yönelik saldırıları için bir sosyal taban oluşturmaya çalışırken, olağanüstü halin sürekli uzatılmasını dayatan ve Le Pen’i bir saygınlık işareti olarak Elysée cumhurbaşkanlığı sarayına davet eden PS’ye destek verdiler.

Daha da önemlisi, onlar, PS’nin ve küresel kapitalist düzenin başarısızlığı sonucunda saygınlıklarını yitirmiş durumdalar. Dün finans gazetesi Les Echos’ta ekonomiye ilişkin önerilerini özetleyen Macron, kamu harcamalarında 25 milyar avroluk kesintiyi ve 125.000 kamu sektörü işçisinin işten çıkarılmasını kapsayan, 60 milyar avroluk [63,5 milyar dolar] sert harcama kesintileri çağrısında bulundu. O, aynı zamanda, Berlin’i, daha uygun politikalar oluşturmak için “açık sözlü ve zorlu” görüşmelerle tehdit etti.

Haberler, tam bir moral bozukluğunun hüküm sürdüğü PS içinde, bir Le Pen zaferinin kaçınılmazlığı düşüncesinin zemin kazanmakta olduğu izlenimi uyandırıyor. Le Point, 16 Şubat’ta, “PS, Marine Le Pen’in zaferine neden inanıyor?” başlıklı bir yazıda, “Gezegenlerin sıralanışı, Marine Le Pen için hiç bu kadar elverişli olmamıştı.” diyen PS Ulusal Sekreteri Jean-Christophe Cambadélis dahil PS yetkililerinin sözlerini aktarıyordu.

Yazı, Le Pen’i neden kazanabileceğine ilişkin, Brexit’i, Trump’ın seçilmesini ve Fransa’da olası yeni terör saldırılarının etkisini içeren 10 neden sıralıyordu. Sayılan nedenlerden birisi, dikkat çekici biçimde, gazeteci Eric Zemmour ile yazar Michel Onfray gibi neo-faşist ve FN yanlısı aydınların, düşüncelerin “kültürel savaşını kazanmış” olması idi. Fransa’daki önde gelen liberal bir yayında yapılan bu yorum, egemen sınıfın, kendi tarihsel iflasına ilişkin çarpıcı bir öz ithamı anlamına gelmektedir.