Suriye’deki hava saldırıları ve Amerikan emperyalizminin savaş yönelimi

12 Nisan 2017

Suriye’ye yönelik geçtiğimiz haftaki güdümlü füze saldırısının ardından, askeri tırmanmanın amansız mantığı Washington’daki kararları yönlendiriyor. ABD siyaset kurumu ve medya, bu eylemi Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirme ve Rusya ile cepheleşmeyi tırmandırma yönünde “kapsamlı bir strateji”nin izlemesini talep ediyor.

Trump yönetiminin Birleşmiş Milletler temsilcisi Nikki Haley, Pazar günü, “[Suriye’deki] rejim değişikliği, olacağını düşündüğümüz bir şey.” dedi. Halley, Rusya ve İran konusunda ise, “Biz onlara sesleniyoruz. Ama ben bu noktada herhangi bir şeyin masanın dışında olduğunu düşünmüyorum… Amerika Birleşik Devletleri’nin, gerektiğinde harekete geçtiğini görmeye devam edeceksiniz.” diye konuştu.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Pazar günü, Suriye’ye “beş-altı bin” ABD askeri konuşlandırılması ve Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlar uygulanması çağrısı yaptı. Graham, Esad “ciddi bir hata” yapıyor; “çünkü eğer ABD’nin bir düşmanıysanız ve Trump’ın herhangi bir günde ne yapabileceği konusunda endişelenmiyorsanız, o halde delisiniz.” dedi.

Rusya hükümetine karşı eylem çağrıları hem Demokratlardan hem Cumhuriyetçilerden geldi. Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio “Onlar suç ortakları. Vladimir Putin bir diğer savaş suçlusuna yardım eden bir savaş suçlusu.” derken, onun Demokrat meslektaşı Ben Cardin, BM Güvenlik Konseyi’nin hem Esad’ı hem de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i savaş suçlarından yargılamak için bir mahkeme kurması gerektiğini ilan etti.

Bu söylem, savaş dilidir. Şu ya da bu yabancı liderin bir savaş suçlusu olarak suçlanması, askeri harekatın standart başlangıç biçimidir.

ABD, kasıtlı provokasyonlarında yalnız değil. Avrupa’daki tüm emperyalist güçler, ABD hava saldırılarının arkasında hizaya geçtiler. Britanya Savunma Bakanı Michael Fallon, Pazar günü, Rusya “geçtiğimiz haftaki her sivil ölümünden vekaleten sorumludur.” diye yazdı. Bu iddialar, elbette, geçtiğimiz ay Musul’daki ABD katliamıyla ilgili olarak ileri sürülmemişti.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, bugün İtalya’da başlayan G7 dışişleri bakanları toplantısına katılıyor. Toplantıda ABD ile Avrupalı müttefikleri, Moskova’ya, tüm birliklerini Suriye’den çekmesi ve Esad hükümetine olan desteğini kesmesi yönünde bir ültimatom vermeyi ele alacaklar. Tillerson, bu talebi, Rusya Dışişleri Bakanı ile Moskova’da yapacağı yüzyüze görüşmede yineleyecek. Haberlere göre, buna, Rusya’nın “savaş suçları”nda suç ortağı olduğu suçlamaları eşlik edecek.

Pazar günü, Georgetown Üniversitesi Profesörü Colin Kahl, bu tür tavırların sonuçlarına dikkat çeken az sayıda yorumdan birinde, Washington Post’ta, ABD’nin tırmanma, rejim değişikliği ve uçuşa yasak bölgeler yolunda gitmesi durumunda “Moskova ile bir askeri çatışma olasılığı gerçek olur.” diye yazdı. Şu anda Trump yönetiminin izlediği ve tüm siyaset kurumu ve Avrupa’nın emperyalist devletleri tarafından desteklenen yol, tam da budur.

Eğer Rusya Suriye’den çekilme yönünde bir ültimatomu reddederse, ABD ve müttefikleri buna nasıl tepki gösterecek? Amerikan egemen sınıfını ve medyasını sımsıkı saran histerinin ortasında, hiç kimse Rusya ile bir savaşta kaç yüz milyon insanın öleceğini veya nükleer bir çatışmanın ardından hala yaşanabilir bir dünyanın olup olmayacağını sormuyor.

Tüm bunlar olurken, ABD, Asya’daki savaş tehditlerini de tırmandırıyor. Trump yönetimi, geçtiğimiz hafta sonu, Beyaz Saray’ın “baş kesme” saldırıları ve Kuzey Kore hükümetine karşı başka askeri harekatlar (ki bu, bu hafta olabilir) üzerine düşündüğü yönündeki medya haberlerinin ortasında, Kore Yarımadası’na savaş gemileri konuşlandırdı.

Emperyalist dış politikanın pervasızlık düzeyi, nesnel bir temele sahiptir. Onu yönlendirmekte olan birbiriyle ilişkili iki etmen bulunuyor.

İlk olarak, şu anda Trump yönetiminin politikasını büyük ölçüde dikte eden ordunun baskın kesimleri, Obama yönetiminin 2013’te Suriye’de savaş konusunda attığı geri adımı ne pahasına olursa olsun tersine çevirmeye kararlıdır. 2013’te, Suriye’nin kimyasal silahlarının imhasını denetleme konusunda Rusya ile bir anlaşmaya varılmıştı. Onlar bu tersine çevirme adımını, ABD egemenliğini yalnızca Ortadoğu’da ve Doğu Avrupa’da değil; küresel ölçekte sürdürmek için son derece önemli görüyorlar.

Pazar günü New York Times’ta yazan Cumhuriyetçi Senatör Tom Cotton, Suriye’ye yönelik hava saldırıları “dünyada kötü bir şekilde zarar gören güvenilirliğimizi yeniden kurmaya yardımcı oldu.” diye belirtti. Cotton şunu ilan ediyordu: “Başkan Trump, bir gecede durumu tersine çevirdi. O, dünyaya, Amerika Birleşik Devletleri bir uyarı yaptığında, sözlerini eylemle destekleyeceğini gösterdi… Güvenilirliğimizin yeniden kurulmasıyla birlikte, ABD dünya çapında saldırıya geri dönebilir.”

Cotton’un savları, kimyasal silah saldırısının bir başka üretilmiş müdahale bahanesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Savaş suçlarının işlenmiş olduğuna ilişkin emperyalist suçlamaların yeni-sömürgeci ve yağmacı bir gündemi meşrulaştırmak için bütünüyle uydurulmuş olduğu, sonradan defalarca kanıtlanmıştır.

Silahlı kuvvetleri atakta olan Esad yönetiminin, gerileyen düşmanlarına bir kimyasal saldırı emri vermekten elde edeceği hiçbir şeyi yoktu. ABD ise apaçık siyasi gerekçelere sahipti. CIA ve ordu, jeostratejik değerlendirmeler temelinde Suriye hükümetine yönelik hava saldırılarına girişmek için bir gerekçe arıyordu.

Onlar şimdi bunu yapmışken, Cotton şöyle övünüyordu: “Amerika Birleşik Devletleri’nin sadece eşsiz bir güce sahip olmayıp, ama aynı zamanda çıkarlarımızı, amaçlarımızı ve müttefiklerimizi korumak için gücünü kullanacağı dosta ve düşmana bir kez daha hatırlatılmıştır.”

Askeri operasyonların tırmanmasının ikinci nedeni, Avrupa genelinde ve ABD içinde derinleşen kriz ve istikrarsızlık ile ilgili kaygılarla ilişkilidir. Avrupa Birliği ve NATO, Brexit’in ardından milliyetçi hareketlerin yükselişinin ortasında parçalanıyor.

Rusya’ya karşı mücadele, “birleştirici” bir temadır. Delaware’den Demokrat Senatör Chris Coons, bunu, geçtiğimiz hafta Brookings Enstitüsü’ndeki sözleriyle ayrıntılı biçimde açıkladı. Coons, “Rusya ile savaş halinde miyiz?” başlığı altında, “Amerika önderliğindeki uluslararası düzen”in, “dar görüşlü milliyetçiliği destekleyen ve onun [Rusya'nın] birleşmiş bir Avrupa Birliği’ne ve güçlü bir NATO’ya muhalefetini paylaşan Avrupalı liderlerin seçilmesinden doğrudan faydalanan” Rusya’nın eylemlerinden dolayı tehdit altında olduğunu ilan etti.

Coons’a göre, “Vladimir Putin yönetimi, bugün, Sovyetler Birliği’nin 1950’lerde yapmaya koyulduğu şeyi başarıyor… Batı’daki birliği yok ediyor, ABD’yi yalıtıyor ve Batı halklarını hükümetlerinden soğutuyor. O, Amerikalıların kurumlarımıza, birbirlerine ve demokrasimizin güvenilirliğine inancının altını oyuyor.”

Coons’un AB’nin parçalanmasını ve Avrupa ile ABD içindeki toplumsal hoşnutsuzluğu Rusya’daki Putin hükümetinin eylemlerine bağlama çabaları, açıkça saçmadır. Yaşam standartlarının gerilemesinin sıkıntısını çeken on milyonlarca emekçinin, siyasi ve ekonomik sistemin kendilerini yüzüstü bıraktığını anlamaları için Putin’e ihtiyaçları yok.

ABD içinde, ordu ve istihbarat kurumlarına bağlı Demokratik Parti, Avrupa’yı kendisi ile aynı eksende tutmak ve ABD içindeki toplumsal gerilimleri askeri çatışmaya doğru dışarı yönlendirmek için, Rusya karşıtı histeriyi körüklemede başrol oynuyor. Demokratlar Trump yönetiminin iç politikasına yönelik az rastlanan eleştirilerini rafa kaldırdılar. Geçtiğimiz hafta Suriye karşı düzenlenen hava saldırılarının ardından, Beyaz Saray’ı övmek için sıraya girdiler. Onlar, yalnızca, Esad’a ve Rusya’ya karşı daha tutarlı bir politika talep ediyorlar.

Coons, uğursuz bir şekilde, “tüm Amerikan istihbarat topluluğunun Rusya’nın seçim sürecimize müdahale ettiğini açıklığa kavuşturması”ndan sonra bile, son anketlere göre “bütün Amerikalıların yalnızca yarısı Rusya’nın başkanlık seçimlerimize fillen müdahale ettiğine inanıyor” olmasından kaygılanıyor. Coons’a göre, Kongre “Rusya ile çatışmamızın doğasını kavramalı ve Amerikan halkının bu kavrayışı paylaştığından emin olmalı.”

Peki, ya halk “bu kavrayışı” paylaşmıyorsa? O zaman, bu açıkça “düşman propagandası”nın sonucudur ve gayrimeşrudur.

Amerikan egemen sınıfı, kitlesel bilinç hakkında endişelenmekte haklıdır. Dünya kapitalizminin emperyalist savaşa yol açan çelişkileri, aynı zamanda, sınıf mücadelesinin dünya çapında yükselişi biçiminde, sosyalist devrimin nesnel temelini de üretmektedir. ABD’de, Rusya’ya karşı savaş yöneliminin sonuçları şoka ve öfkeye yol açacak. İşçilerin ve gençlerin geniş kesimleri arasında, siyaset kurumuna ve medyaya yönelik derin ve kalıcı bir şüphecilik ve nefret söz konusu.

Bununla birlikte, en büyük tehlike, bu muhalefetin siyasi olarak örgütlü olmamasıdır. Halkın dehşet verici sonuçlarından büyük ölçüde habersiz olduğu kararlar perde arkasında alınıyor. Medyada, hükümetin propaganda amaçlı iddialarına yönelik hiçbir eleştirel değerlendirme yok. Resmi politikanın bütün bileşenleri, Amerikan emperyalizminin yıkıcı savaş politikasını destekliyor.

ABD’nin Suriye’ye yönelik hava saldırısının doğrudan sonuçları ne olursa olsun, olaylar durmaksızın dünya savaşı yönünde ilerliyor. Bu gerçeklik, işçi sınıfının emperyalizmi ve ulus-devlet bölünmelerini ortadan kaldırma ve toplumu sosyalist temellerde yeniden örgütleme yönündeki siyasi olarak bilinçli müdahalesi uğruna mücadeleyi uluslararası ölçekte canlandırmalıdır.

Joseph Kishore