ABD’nin Afganistan’a nükleer olmayan en büyük bombayı atması bir insanlık suçudur

16 Nisan 2017

ABD ordusunun Perşembe günü Afganistan-Pakistan sınırına cephaneliğindeki nükleer olmayan en büyük bombayı atması, bir insanlık suçudur. Amerikan ordusu, tam da ABD hükümetinin ve medyanın Suriye’yi ve Rusya’yı zehirli gaz kullanmakla suçlayan bir yalan propagandası sürdürdüğü sırada, en büyük bombayı (Büyük Ordonat Hava Bombası - MOAB) Afganistan’da kullanmak üzere konumlandırıyordu.

Pentagon bombalamanın etkisi hakkında birkaç ayrıntı yayınlamış olsa da, MOAB’ın atılmasından kaynaklanan toplam ölü sayısının, gaz saldırısının gerçekleştiğini varsaydığımızda bile (ki bu, hiçbir şekilde kesin değil), Suriye’nin iddia edilen gaz saldırısında öldürülenlerin sayısının kat kat fazlası olduğundan şüphe duyulamaz.

Hiroşima ile Nagazaki’nin imhasından 72 yıl sonra, Amerikan emperyalizmi gezegendeki en zalim ve cani güç olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

MOAB’ın kullanılmasının, Afganistan’ın ötesine uzanan sonuçları bulunuyor. Bu, ABD ordusunun Amerikan emperyalizminin çıkarları uğruna her şeyi yapmaya hazır olduğunu göstermektedir ki aslında, saldırının başlıca amacı budur.

Kore yarımadasından Suriye’ye ve Doğu Avrupa’ya kadar tırmanan gerilimler bağlamında, Afganistan’da devasa bombanın patlatılması, Rusya’ya, İran’a, Kuzey Kore’ye ve Washington’ın çıkarlarına meydan okumaya cüret eden her ülkeye, ABD emperyalizminin onlara karşı dizginlerinden boşaltacağı şiddetin sınırı olmadığı yönünde bir uyarıyı temsil etmektedir.

Pentagon tarafından MOAB adıyla tasarlanan, resmi olarak GBU-43/B Büyük Ordonat Hava Bombası ya da “bütün bombaların anası” olarak bilinen silah, atmosferi tutuşturacak ve yaklaşık 1.000 metrelik bir yarıçap içindeki her şeyi yok eden devasa bir sarsıntı yaratacak şekilde, yaklaşık 9 tonluk patlayıcıları havada patlatıyor. Onun şok dalgaları, 3 kilometrelik bir yarıçap içindeki insanları öldürme kapasitesine sahip. Patlamanın etkisi, hedef alınan bölgede bulunanlar için bir nükleer silahınkine eşdeğer.

ABD’nin 2003’teki Irak istilasıyla dizginlerinden boşalan “şok ve dehşet” harekatı için tasarlanmış olan silah, 14 yıl boyunca savaşta hiç kullanılmadı. Bu silah, Pentagon 1 milyon dolayında Iraklının yaşamına mal olan bir savaşı ve işgali gerçekleştirirken bile, ABD’nin stratejik hedeflerine hizmet için fazla yıkıcı olarak görülüyordu.

Bu korkunç silahın Afganistan’da kullanılması planı, Obama yönetimi altında başlamıştı.

Pentagon komutanlığına göre, bu gerçek “kitle imha silahı”, ilk kez, IŞİD’in Afgan uzantısı unsurlarının kullandığı mağaraları ve tünelleri yok etmek için, Afganistan’ın doğusundaki Nangarhar vilayetinin ücra bir bölgesine atılmış.

Küçük, zayıf bir şekilde silahlanmış bir İslamcı gerilla çetesine (IŞİD amblemini benimsemiş olan Pakistan merkezli bir grup) böylesine büyük bir bombanın atılmasının, stratejik şöyle dursun, hiçbir acil taktiksel gerekçesi yoktur. Buna karşılık, saldırı, Amerikan ordusunun hesaplanmış bir güç gösterisinin (bir nükleer saldırı dışında yapılabilecek en dehşet verici güç gösterisi) tüm belirtilerine sahiptir.

Bombalama, Washington’ın Suriye’ye karşı, bir hava üssüne 59 güdümlü füze atarak ve çoğu sivil en az 15 Suriyeliyi öldürerek açık bir saldırganlık eylemi gerçekleştirmesinden sadece bir hafta sonra yapıldı.

O saldırı, Suriye hükümetinin sorumlu tutulduğu, iddia edilen bir kimyasal silah saldırısına misilleme olarak gerekçelendirildi. Şam bu tür silahları kullandığını reddetti. Batı medyasının bitmek bilmez yalanlarına rağmen, tüm nesnel kanıtlar, CIA’in ve onun desteklediği Suriye’deki El Kaide bağlantılı savaşçıların düzenlediği bir provokasyona işaret ediyor.

ABD hükümeti ve medyası Suriye’deki uydurulmuş “kimyasal silahlar” hakkında seri üretim yaptığı sırada, Washington Afganistan’a nükleer olmayan en büyük silahını atmaya hazırlanıyordu.

Pentagon, “bu saldırıda sivil kayıpları önlemek için her türlü önlemi aldığı”nı iddia etti. ABD ordusu Ortadoğu genelinde milyonlarca kişiyi katlederken defalarca verilen bu tür sözlerin hiçbir değeri bulunmamaktadır. İlk haberlere göre, hedef alınan alanın yakınında birçok köy vardı ve büyük ihtimalle, sivil ölü ve yaralı sayısı çok büyük olacak.

Bu noktada, hiç kimse saldırının yol açtığı gerçek ölü sayısını bilmiyor ve ABD medyasına kalırsa, bu kimseye söylenmeyecek. Hükümetin Suriye’deki kimyasal silah provokasyonu üzerinden Esad yönetimine yönelik suçlamalarını papağan gibi tekrarlayan New York Timesgibi CIA yayınlarının başyazarları ve televizyon haberlerinin gevezeleri, Afganistan’a atılan devasa ABD bombasının neden olduğu can kaybına tamamen kayıtsızlar.

Aynı şekilde, medya, Irak ve Suriye halklarına yönelik ABD bombalarının ve füzelerinin yol açtığı süregiden katliamı da büyük ölçüde görmezden geliyor. Çarşamba günü, Batı Musul’a yönelik bir ABD hava saldırısında 13 sivil öldü, çoğu ağır 17 kişiyi yaralandı. Aynı gün, bir BM kurumu, eğer binlerce değilse, yüzlerce erkeğin, kadının ve çocuğun öldüğü Irak kentine yönelik ABD kuşatmasının yarattığı yıkımı betimliyordu. Rapora göre, 300.000’den fazla insanı evsiz sığınmacılar haline getiren tahribatla, “Evler yıkılmış. Okullar ve sağlık merkezleri zarar görmüş ve elektrik ve su depoları dahil temel altyapı enkaz halinde.”

Bu arada, Suriye hükümeti, bir ABD bombasının, yüzlerce sivilin ölümüne yol açabilecek kimyasal maddeleri dışarı yayacak şekilde bir El Kaide silah deposunu vurduğunu bildirirken, ABD savaş uçakları Suriye’nin kuzeyinde 18 Kürt savaşçıyı öldüren bir “dost ateşi” hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu olaylar, Suriye hükümetinin düzenlediği iddia edilen kimyasal saldırının kurbanları hakkında timsah gözyaşları dökenlerin ahlaki öfkesine yol açmak şöyle dursun, kayda değer bir şekilde haber bile yapılmadı.

“Terörizm”in karşıtı pozu takınmaları bir yana, herkese “insan hakları” dersi veren bu insanlar kim? ABD emperyalizmi, dünyaya, ahlak şöyle dursun, uluslararası hukuka hiçbir şekilde bağlı olmadığını bir kez daha göstermiştir. Onun dünya sahnesindeki şiddetli ve yağmacı eylemleri, Amerikan kapitalist egemen sınıfının, Donald Trump’ın mide bulandırıcı kişiliğinde cisimleşen cani ve asalak karakterinin doğrudan ifadesidir.

Bu son hunharlık, ABD’nin, Taliban hükümetini devirip kukla bir rejim kurduğu ve o tarihten beri kanlı bir savaşı ve işgali sürdürdüğü Afganistan istilasından 15,5 yıl sonra gerçekleşiyor. Ölçülü tahminlere göre, 2001’den bu yana Afgan ölü sayısı 200.000 dolayında; yüz binlerce insan yaralanmış ve milyonlarcası sığınmacı haline gelmiş durumda. Bu müdahalenin amacı, başından itibaren, Afgan halkını ABD’nin yarı-sömürgeci egemenliği altına almak ve ABD emperyalizminin Orta Asya’nın enerji zengini bölgesi üzerindeki hakimiyetini ileri sürme yönelimini ilerletmekti.

Bombalamanın zamanlaması önemliydi. O, Moskova’da 14 Nisan’da yapılacak olan Afganistan üzerine bir barış anlaşması görüşmesinin hemen öncesinde gerçekleşti. Rusya, toplantının çağrısını, Hindistan’ı ve İran’ı kapsayan diğer 9 ülkenin katılımıyla, Çin ve Pakistan ile birlikte yapmıştı. Washington, davet edilmesine rağmen, katılıp katılmayacağını doğrulamadı ve ABD’li komutanlar, Rusya’nın Taliban’a desteği yönünde yinelenen temelsiz suçlamalarda bulundular.

ABD ile Rusya savaş uçakları arasında Suriye semalarında, Kuzey Kore’ye yönelik askeri bir saldırıda ya da Rusya’nın batı sınırlarındaki bir provokasyonda silahlı bir çatışma yaşansın ya da yaşanmasın, Afganistan’a atılan bombadan sonraki adım nükleer füzelerin fırlatılmasıdır.

ABD’deki ve diğer ülkelerdeki işçiler ve gençler, bu uğursuz olaylara, büyük bir ciddiyetle, ABD’nin ve küresel kapitalizmin gezegeni üçüncü, nükleer bir dünya savaşına sürüklemesini durdurma kararlılığıyla karşılık vermelidir.

ABD’nin Afganistan’daki, Suriye’deki ve Irak’taki son katliamlarına karşı, ABD genelinde ve dünya çapında, işçi sınıfına dayanan kitlesel bir savaş karşıtı hareketin inşası uğruna mücadelenin ve sosyalist enternasyonalizm programının parçası olarak protestolar örgütlenmelidir. Bu mücadelenin merkezinde, dünya emperyalizminin tek tutarlı karşıtları olan Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin işçi sınıfının devrimci önderliği olarak inşası ihtiyacı yatmaktadır.

Bill Van Auken ve David North