Binlerce kişi Paris’te Liu Shaoyo’nun polis tarafından öldürülmesini protesto etti

Alex Lantier
22 Nisan 2017

Asyalı örgütlerin Çinli göçmen Liu Shaoyo’nun 26 Mart’ta polis tarafından öldürülmesine karşı Pazar günü Paris’te düzenlediği protestoya yaklaşık 8.000 kişi katıldı. Protestocular, ayrıca, Fransız iç istihbarat servisleri tarafından başlatılan ve insanların 56 yaşındaki beş çocuklu adama yönelik yargısız infaza muhalefetlerinin Çin tarafından başlatılmış bir devlet operasyonu olduğunu ima eden gerici medya kampanyasına da meydan okuyorlardı.

Cumhuriyet Meydanı’nın ortasındaki heykelin etrafına, “Katil polis, adalet istiyoruz” yazılı bir pankart asıldı. Protestocular, “Gerçek, adalet, onur” ve “Fransa’yı seviyoruz” yazılı pankartlar taşıdılar.

Chen Hui, basına, protestoya “polis tarafından öldürülen bir sonraki kişi olmamak için” katılmış olduğunu söyledi ve Asya toplumunun artık polis şiddetinin bir “hedefi” olacağından korktuğunu ekledi.

“Fransa’da yaşayan Çinliler” adlı sivil toplum örgütüne (STÖ) önderlik eden ve protestonun örgütleyicilerinden biri olan Sacha Lin-Jung, Twitter’da, “Polis şiddeti tüm Fransa halkını etkiliyor. Sorumluluklarımızı yerine getirmek için, bugün burada sesimizi yükseltiyoruz.” diye yazdı. O, gösterinin amacının, “basınç uygulamak, aileye destek olmak, gerçeği ortaya çıkarmak ve polis şiddetine karşı mücadele” olduğunu ekledi.

İşçi sınıfı semti Aulnay-sous-Bois’de polisin Théo’ya tecavüz etmesinden sadece birkaç hafta sonra meydana gelen cinayet, tüm etnik kökenlerden insanlara yönelik polis vahşetinin, Fransa’daki olağanüstü hal altında hızla arttığını göstermektedir.

Liu’nun kızlarına göre, polis, Paris’in ucuz bir mahallesindeki apartman dairelerinin kapısını yumruklamış ve pişirdiği balığı dilimlemek için elinde makas bulunan babalarını uyarı yapmaksızın vurmuştu. Onlar, Liu’nun, polis ile hiçbir fiziksel temas kurmadığını söylüyorlar.

Liu’yu neden vurduklarını hiçbir şekilde açıklamayan polisler ise, olaya ilişkin çok sayıda versiyon sundu. Önce, Liu’nun makası alıp polislerden birine saldırdığı ve birini yaralayarak “görece acil bir durumda” hastaneye gitmek zorunda bıraktığı iddia edildi. Daha sonra, aslında polisin hiçbir şekilde yaralanmadığı ve kurşun geçirmez yeleğinin Liu’nun makasını durdurduğu açıklandı. Her halükarda, her iki açıklama da, polisin Liu’yu neden vurup öldürmek zorunda kaldığını açıklamıyor.

Olay, Çin hükümetini, resmen, Fransa’dan topraklarındaki yurttaşlarını korumasını ve ayrıca “bu meselede ne yaşandıysa tamamen aydınlatılmasını” istemeye zorladı.

Fransız iç istihbaratı, protestolara, Liu ailesinin destekçilerini ve daha genel olarak Çinliler içinde polis şiddetine muhalif olan herkesi karalamak amacıyla (onların Pekin’in veya Çin çetesinin ajanları olduğunu ima eden) gerici bir medya kampanyası başlatarak karşılık verdi.

30 Mart’ta, Le Parisien, İç Güvenlik Genel Müdürlüğü’nün (DGSI) bir açıklamasını özetleyen bir yazı yayınladı. Habere göre, açıklama, fuhuş ve kumarla bağlantılı bir “büyük balığı” içeren Çin çetesinin protestolara “sızmaya” çalıştığını ileri sürüyor. Ayrıca, “her ikisi de Fransa’daki sivil toplum örgütü (STÖ) hareketine sızmış olan Çin Komünist Partisi’ne yakın birinin ve bir gizli ajanın” protestolara katıldığı iddia ediliyordu. Bu kişilerin protestolara katılmasının nedeni olarak, “Pekin, mafya ağlarının operasyonları konusunda çok sinirli” deniyordu.

Yine Le Parisien’e göre, DGSI, protestocuların, Pekin ya da çete tarafından manipüle edildikleri yönündeki tüm suçlamaları reddetmesinden yakınıyordu: “Doğrusu, hareket, oldukça militan olan ve Pekin’in etkisi ya da mafya grupları hakkında hiçbir şey duymak istemeyen çok sayıda genç insanı bir araya getiriyor.”

Sonraki gün, FranceInfo, DGSI’nın başka bir brifinginden, suçu bu kez doğrudan doğruya “protestolara aktif şekilde öncülük edecek şekilde bulaştığı”nı söylediği “Çinli yetkililer”e yükleyen pasajlar yayınladı. Bu açıklamadan aktarılan pasajlar, protestoculara karşı şüphe ve histeri kışkırtmayı amaçlıyordu. DGSI, Fransa’daki Çin STÖ’lerinin, “Çinli diplomatik ve konsolosluk yetkilileri tarafından doğrudan manipüle ediliyor” ve “alışılmadık biçimde harekete geçmiş” olduğunu ekliyordu.

Liu ailesinin avukatı Calvin Job, istihbarat servislerinin protestoculara yönelik imalarını reddetti ve bunları “karalayıcı” olarak adlandırdı.

Job, “Bu, ne zaman polis şiddetine ilişkin bir mesele söz konusu olsa, sistematik olarak gördüğümüz tepkidir.” dedi ve şunları ekledi: “Théo’nunkine benzer son vakaları göz önüne alalım, onlar gerçekten dikkat çekmeye başladığında, genç Théo’nun ailesinin sözde kamu fonlarını kötüye kullandığı hakkında bir şeyler yayınlandı. Bizden, Çin toplumundan yurttaşların mutlaka manipüle edildiklerine; çünkü onların örgütlenecek ve uğradıkları adaletsizlikleri protesto edecek olgunluğa sahip olmadıklarına inanmamız isteniyor!”

Cumhuriyet Meydanı’ndaki protesto ile ajanların ve çetenin faaliyetleri arasında bir bağlantı kurma yönündeki bu girişimler, esasen polis şiddetine ve Fransa’daki olağanüstü hale yönelik tüm muhalefetin meşruiyetini ortadan kaldırmayı ve nihayetinde yasadışı kılmayı amaçlayan kötü niyetli ve saçma bir provokasyondur.

Masum bir adam polis tarafından öldürüldü ve Fransa’nın kentlerinde ve varoşlarında yaşayan tüm etnik kökenlerden insanlar bir sonraki olabileceklerden korkuyor. Güvenlik güçleri, herhangi bir kanıt sunmaksızın, sadece ismi belirsiz istihbarat yetkililerinin iddiaları temelinde şu ya da bu STÖ’ye karşı suçlamalar yönelterek, anayasal olarak korunan protesto hakkını kullanan binlerce kişinin meşru öfkesini halkın gözünden düşürmeye çalışıyor.

Fransa’daki ve Avrupa genelindeki sınıfsal gerilimler patlayıcı seviyededir. On milyonlarca Avrupalı işçi işsiz; PS hükümeti gerici iş yasasına yönelik protestoları ezmesinin ardından halkın desteğini büyük ölçüde yitirmiş durumda ve Fransa, bir buçuk yıldır temel demokratik hakları askıya alan yarı sürekli bir olağanüstü hal altında bulunuyor. Ama Fransız casuslarına göre, bugünkü toplumsal öfke ve muhalefet Çinli ajanların kabahati!

Güvenlik güçlerinin bu tür savlar ileri sürme kararı, emekçilere yönelik bir uyarı olarak görülmelidir. Onlar, seçkinleri kitlelerden ayıran toplumsal uçurumun farkındalar ve tüm protestoları vatan hainliği ile bir tutan iddialar hazırlıyorlar. Böylece, protestoları ve bir engel olarak gördükleri herhangi bir STÖ’yü ya da örgütü yasaklamayı haklı gösterecekler. Nihayetinde, bu, Fransa’daki derin siyasi krizin; egemen sınıfın paniğinin ve yalıtılmasının bir işaretidir.