Hüsnü Mübarek’in serbest bırakılması ve Mısır Devrimi’nin dersleri

Johannes Stern
22 Nisan 2017

Mısır’ın eski diktatörü Hüsnü Mübarek, 24 Mart’ta resmen tahliye edildi. Avukatı, kamuoyuna, kışkırtıcı bir şekilde, 88 yaşındaki Mübarek’in Kahire’nin Maadi semtindeki askeri hastaneden ayrıldığı ve Mısır başkentinin doğusundaki aile evinde bazı arkadaşlarıyla kahvaltı yaptığı bilgisini verdi.

Temyiz mahkemesinin kararı nihai. Mart ayının başında, Mısır Yüksek Mahkemesi, Mübarek’i, Mısır devriminin ilk günlerinde güvenlik güçleri tarafından katledilen 800 göstericinin ölümündeki her türlü sorumluluktan aklamıştı. Mübarek, 18 günlük kitlesel protestoların ardından 11 Şubat 2011’de devrilmeden önce, ülkeyi, 30 yıl boyunca, emperyalist güçlerin tam desteğiyle, demir yumrukla yönetmişti.

Mübarek’in serbest bırakılması, Müslüman Kardeşler’in İslamcı cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı 3 Temmuz 2013’te düzenlenen kanlı askeri darbeden bu yana gelişen karşı-devrim açısından semboliktir. Dört yıldan kısa bir süre sonra, Kahire’deki yeni askeri egemenler, Batılı güçlerin teşvikiyle, eski liderlerinin itibarını tamamen iade ediyor ve Mısırlı kitleleri daha da vahşi yöntemlerle bastırıyorlar.

ABD’nin eğittiği General Abdül Fettah El Sisi’nin önderliğindeki cunta, 40.000’i aşkın rejim karşıtını hapsetti ve 1.000’den fazla kişiyi ölüme mahkum etti. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, darbeden kısa süre sonra, “Mısır’ın modern tarihindeki en kötü toplu yargısız infazlar” gerçekleşti. Ordu ve polis, rejim karşıtlarınca kurulan iki protesto kampını basmış ve kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere 1.000’i aşkın insanı katletmişti.

Mısır devriminden altı yıl sonra ondan geriye hiçbir şeyin kalmaması ve eski rejimin çirkin yüzü olan Mübarek’in yeniden serbestçe ortaya çıkması nasıl mümkün oluyor? Bunun siyasi sorumluluğu kime ait ve yaklaşan sınıf çatışmaları için siyasi dersler neler?

Mısır ve uluslararası işçi sınıfının karşı karşıya olduğu bu belirleyici soruları yanıtlamanın anahtarı, Rus Devrimi’ne ilişkin bir çalışmada bulunmaktadır. Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North, “Rus Devrimi’ni Neden İncelemeliyiz?” başlıklı konferansında, işçi sınıfının zaferi için belirleyici önkoşulu şöyle açıklıyordu:

“Devrimci bir köylü ayaklanmasıyla desteklenen Rusya işçi sınıfı hareketi, 1917’de devasa boyutlar edindi. Ancak o yılın olaylarına ilişkin hiçbir gerçekçi okuma, işçi sınıfının Bolşevik Parti’nin sağladığı önderlik olmaksızın iktidarı alacağı sonucuna varmaya izin vermez. Bu deneyimden gerekli dersleri çıkaran Troçki, daha sonra şunu vurgulamıştı: ‘Devrimci bir çağda [işçi sınıfının] önderliğin[in] rolü ve sorumluluğu son derece büyüktür.’ Bu çıkarım, mevcut tarihsel durumda, 1917’de olduğu kadar geçerli olmaya devam ediyor.”

Mısır devrimi, kuşkusuz devasa bir ayaklanmaydı ve işçi sınıfı onun itici gücüydü. 25 Ocak 2011’de, on binlerce insan Kahire’nin ve diğer büyük sanayi kentlerinin sokaklarına dökülmüştü. 28 Ocak “Öfke Cuması”nda, sayıları durmadan artan göstericiler, sokak çatışmalarında Mübarek’in kötü ünlü güvenlik güçlerini geri püskürttü. Bunu izleyen günlerde, tüm Mısır’da milyonlarca kişi gösteri yapıyordu. 7-8 Şubat’ta, ülke genelinde patlak veren bir grev ve fabrika işgalleri dalgası, Mübarek’e nihai darbeyi vurmuştu.

İşçi sınıfı, 11 Şubat’ın ardından belirleyici devrimci güç olarak ilerlemeye devam etti. Mübarek’in devrilmesinden hemen sonraki günlerde, günde 40 ile 60 grev düzenleniyordu. Sadece Şubat ayında, 2010’un tamamından daha fazla grev gerçekleşti. Grevler ve toplumsal protestolar 2012 ve 2013 yılları boyunca artmaya devam etti. Ancak, Rusya’dan farklı olarak, Mısır’da eksik olan şey, devrimci programa sahip bir siyasi önderlikti.

WSWS, devrimin başından itibaren, işçilere, burjuvazinin demokratik karakterine ilişkin her türlü yanılsamaya karşı uyarıda bulundu. David North, 1 Şubat 2011’deki perspektif yazısında, şöyle yazıyordu: “Bir devrimci sarsıntının ilk aşamalarında her zaman olduğu gibi, ağır basan sloganlar, genel olarak demokratik bir karakter taşıyor. Uçurumun yakınlaşmasından korkan egemen seçkinler, eski düzeni koruyabilmek için umutsuzca çabalıyorlar. ‘Reform’ vaatleri dudaklarından kolaylıkla çıkıveriyor…

“Bununla birlikte, […] önerilen demokratik birlik biçimi, işçi sınıfına, kır yoksullarına ve sokaklara dökülen gençliğin geniş kesimlerine hiçbir maddi içerik sunmayacaktır. Mısır toplumunun geniş kesiminin yaşamsal ihtiyaçları, mevcut mülkiyet ilişkileri en geniş ölçüde altüst edilmeksizin ve siyasi iktidar işçi sınıfının eline geçmeksizin karşılanamaz.”

Rusya işçi sınıfının Ekim 1917’de iktidarı ele geçirmesine yol gösteren stratejik perspektif, Lev Troçki’nin geliştirmiş olduğu sürekli devrim teorisiydi. Bu teori, gecikmiş bir kapitalist gelişmeye sahip ülkelerde, demokratik devrimin, yalnızca iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi yoluyla ve sosyalist devrimin bir ürünü olarak gerçekleştirilebileceğini; tek ülkede gerçekleşen bir devrimin zaferinin, yalnızca işçileri dünya çapında birleştiren uluslararası bir strateji temelinde mümkün olduğunu belirtiyordu.

Mısır devrimi, sürekli devrim perspektifini tersinden doğruladı. Burjuvazinin her kesimi, devrimin her aşamasında emperyalizmle işbirliği yaparak ve ordununkiyle aynı temel sınıfsal çıkarları savunarak, karşı-devrimci bir güç olduğunu bizzat kanıtladı. Bu, şimdi yasadışı ilan edilen Müslüman Kardeşler ve “liberal” burjuva partiler (Muhammed El Baradey’in Değişim İçin Ulusal Birlik’i veya Hamdeen Sabahi’nin Nasırcı Halk Akımı) için de aynı ölçüde geçerlidir.

En haince rol, uluslararası alanda ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt’e, Britanya’daki Sosyalist İşçi Partisi’ne ve Almanya’daki Sol Parti kesimlerine bağlı olan Devrimci Sosyalistler (RS) gibi küçük-burjuva sahte sol gruplar tarafından oynandı. RS, devrimin her evresinde, işçi sınıfını burjuvazinin şu ya da bu hizbine tabi kılmak için çalıştı.

Onlar, Mübarek’in devrilmesinin hemen ardından, onun generallerine ilişkin yanılsamaları desteklediler ve Muhammed Tantavi’nin önderliğindeki ordunun sosyal ve demokratik reformları yaşama geçireceğini iddia ettiler. Orduya karşı kitlesel bir muhalefet gelişirken, Müslüman Kardeşler’i desteklediler. RS, İslamcıların “devrimin sağ kanadı” olduğunu ilan etti ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mursi’nin seçilmesi yönünde çağrı yaptı. Mursi kazanınca, bunu, “devrimin bir zaferi” ve “karşı-devrime karşı büyük bir başarı” olarak kutladı.

RS, 2013’te Mursi’ye karşı kitlesel protestolar patladığında yeniden ordunun arkasına geçti. O, ordu ve istihbarat örgütleri tarafından finanse edilen Tamarod ittifakını “devrimin tamamlanmasına giden yol” olarak tanımladı. RS, El Sisi’nin karşı-devrimci terör rejiminin temelini oluşturan askeri darbeyi, başlangıçta “ikinci devrim” olarak betimlemişti.

RS, şimdi, cuntanın baskısının ve artan toplumsal felaketin yeni bir devrimci işçi dalgasını kışkırtabileceğinden korkuyor. O, son bir açıklamasında, “rejime ve politikalarına yönelik toplumsal ve siyasi muhalefeti, 25 Ocak devriminin güçlerini birleştirebilecek siyasi örgütler, işçi sendikaları, gençlik-öğrenci örgütleri ve siyasi cepheler üzerinden yeniden örgütlememiz gerekiyor.” diye ilan ediyor.

Başka bir ifadeyle, onlar, işçi sınıfını burjuvazinin partileri ve örgütleri ile “birlik”e tabi kılan yıkıcı politikalarında ısrar ediyorlar.

Mısır devriminin en önemli sorunu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Mısır şubesinin inşa edilmesi ve sürekli devrim perspektifinin Mısır işçi sınıfı içinde kök salması olmaya devam ediyor. Rus Devrimi’nin incelenmesinin, Mısır’daki ve tüm dünyadaki işçi sınıfının devrimci mücadelelerine hazırlık işlevi görmesi gerekiyor.

DEUK’un Rus Devrimi’nin 100. yıldönümü üzerine devam eden çevrimiçi konferans serisine kayıt olmak için wsws.org/1917 adresini ziyaret edin.