“Eski Avrupa” Washington’a geliyor

30 Nisan 2018

On beş yıl önce, Irak’a yönelik ABD-Britanya istilası öncesinde, ABD medyası Almanya’yı ve özellikle Fransa’yı, ABD’nin savaş yöneliminin arkasında saf tutmadıkları için şiddetle kınıyordu. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, “Eski Avrupa”yı şiddetle eleştirmiş, Fransızlar korkaklar ve kalleşler olarak gösterilmiş ve medya uzmanları, Fransız cipsinin adının “özgürlük cipsi” olarak değiştirilmesi çağrısı yapmıştı.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, “Amerika ile nasıl başa çıkılacak? Avrupa’nın açmazı” başlıklı bir makalede, şu gözlemde bulunmuştu:

Bush yönetimindeki yetkililer, Avrupa’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin izinden gitmeyi reddetmesinin sonuçlarını sergilemekte giderek daha pervasız hale gelmiş durumda. Bir yetkilinin Perşembe günü New York Times’a söylediği gibi, “Bizim amacımız gerçekliği onların başına kakmak ve ardından ne yapacağımızı tartışmaya devam etmektir.”

Peki, bu gerçeklik ne? Bush yönetimi, Fransız ve Alman şirketlerinin savaştan sonra Irak’ın petrol sektörünün paylaşımından dışlanacağını hiç de zarif bir şekilde belirtmedi. Daha da ciddi olan, ABD’nin, Irak’ın işgalinin ardından, Batı Avrupa’nın son derece önemli bir petrol tedarikçisi olan İran’a baskı uygulayacağına ilişkin iddialar söz konusu.

Fransa ile Almanya’nın bakış açısından, Amerika Birleşik Devletleri’nin davranışı tamamen pervasızdır ve dünya kapitalizminin gidişatını düzenleyen tüm yasal ve kurumsal çerçeveden geriye ne kaldıysa tamamen çökmesi tehlikesini gündeme getirmektedir. Batı Avrupalılara göre, ABD’nin emirlerine boyun eğmek, muhafazakar Fransız gazetesi Le Figaro’nun sözcükleriyle, “basit bir ABD mandası” konumuna indirilmelerini kabul etmek anlamına gelecektir.

On beş yıl sonra, Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Washington’da, kendisini, ABD’nin Ortadoğu’daki yenilenmiş saldırısının bir küçük ortağı olarak sundu. Fransa Devlet Başkanı, Trump yönetiminde ilk kez, tam bir devlet yemeğiyle konuk edildi ve Amerikan basını tarafından demokrasi savunucusu olarak göklere çıkarıldı.

Macron onuruna verilen devlet yemeği, Suriye’ye yönelik 14 Nisan’daki ABD-Fransa-Britanya saldırısı için bir zafer turu işlevi gördü. O, “Eski Avrupa” devletlerinin, barışseverlik iddialarından vazgeçtikleri ve yeniden silahlanıp askerileşmek için koşturuyor oldukları gerçeğini vurguluyordu. Onlar, Ortadoğu’nun yeni emperyalist paylaşımında hak iddia etmek için, Suriye’deki ABD müdahalesine ya doğrudan katılıyor ya da onu destekliyorlar.

Görünen o ki, 15 yıl öncesine göre çok şey değişti. Ancak dış görünüşe ve Macron’un hırçın Amerikan başkanında Galyalı cazibesi diye betimlenen şeyi kullanma girişimine rağmen, perde arkasında, Paris ile Washington arasında, sadece iki gün sonra Merkel ile Trump arasındaki oldukça somurtkan görüşmede daha açık bir şekilde yansıtılanlara benzer gerilimler hakimdi.

Macron’a bir kuzu ızgaranın, keçi sütlü kremalı pastanın ve copilini soubisenin eşlik ettiği büyüleyici bir devlet yemeği ikram edilirken, Merkel kısa bir iş yemeği aldı. Eğer liderlerin yemek sonrası yüz ifadelerine dayanarak bir yargıya varılsa, yemeğin vıcık vıcık ton balıklı sandviçlerden oluştuğu sonucu çıkardı.

Merkel’e yönelik karşılama ile Macron için düzenlenen arasındaki çok büyük farklılığın, ABD ile Avrupa’nın dinamosu Almanya arasındaki daha yoğun rekabeti ve Fransa’yı Avrupa etkisinden uzaklaştırma girişimini ifade ettiğine kuşku yok.

Ancak Trump’ın zorbalık tehditleri karşısında Macron’un diz çökmesine ve Merkel’in ketum itaatine karşın, 15 yıl önce geçerli olan aynı sorunlar bugün de var. Avrupalı devletler ile ABD arasında, Trump’ın, Alman ve Fransız çelik ve alüminyum ihracatına gümrük vergisi uygulamaktan, İran nükleer anlaşmasını Avrupalı devletlerin ekonomik çıkarlarına aykırı şekilde yırtma planına kadar, ticaret ve dış politika konularında önemli anlaşmazlıklar söz konusu.

Çeliğe ve alüminyuma 1 Mayıs’tan itibaren uygulanacak yeni gümrük vergisi ile ilgili olarak, Trump, Alman başbakanı ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, ticaret savaşı önlemleri tehdidini geri çekmek şöyle dursun, bir ertelemeye bile razı olmadığını açıkça ortaya koydu. O, Avrupa Birliği’nin ABD ile ticaret fazlasının “büyük haksızlık” olduğunu belirtirken Merkel somurtuyordu. Almanya başbakanı, bir gazetecinin gümrük vergileri konusunda durumun ne olduğuna ilişkin sorusuna yanıt olarak, isteksizce, “Başkan karar verecek.” dedi.

Dahası, Trump, basın toplantısında, İran ile nükleer anlaşmayı terk etme yönündeki olası kararından hiçbir şekilde geri adım atmadı. Bunun yerine, Tahran’a karşı sert bir nutuk attı ve onu savaşla tehdit etti.

Avrupalı devletlerin ABD’nin pervasızlığı konusunda çok fazla kaygılı ve onu dizginleme becerilerinden son derece kuşkulu olduklarından kuşku duyulamaz.

Geçtiğimiz hafta boyunca, Avrupalı yetkililer, tekrar tekrar, Trump yönetiminin ulusalcı politikalarının uluslararası ilişkilerde olası hesaplanamaz sonuçları olacak bir çöküşe yol açma tehlikesi oluşturduğunu vurguladılar. Dünyanın en büyük ekonomileri arasındaki ticareti durduran ticaret savaşı ve nükleer silahlı devletler arasında askeri çatışma, ciddi olasılıklardır. Fransa Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, Avrupa’nın “ABD ile Çin arasındaki olası bir ticaret savaşının yan hasarı” olması konusunda uyarıda bulundu.

Almanya’nın iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik’ten (CDU) ve Yeşiller’den bir grup üst düzey yetkili, Rusya ile savaş uyarısında bulundu. Onlar, Frankfurter Allgemeine Zeitung’da, “Çok sayıda Batı Avrupalı bir savaştan kaygılı ve korkuyor… Bizler, Rusya ile Batı arasında artan anlaşmazlığı büyük bir kaygıyla izliyoruz.” diye yazdılar.

Fakat bu tür kaygılara karşın, hakim olan etmen şu: Fransız ve Alman emperyalistleri, Washington’ın Ortadoğu’yu yeniden parçalara ayırmasından ve dünyanın yeni sömürgeci yeniden paylaşımından kazanılacak ganimetten paylarını istiyorlar.

Alex Lantier ve Andre Damon