AB ve Japonya ticaret anlaşması imzaladı

25 Temmuz 2018

Japonya ve Avrupa Birliği (AB), serbest ticareti savunma gereksinimi hakkındaki hatırı sayılır tantananın ortasında ve Trump yönetiminin korumacı önlemlerini açıkça geri püskürtmek için, dünyanın en büyük iki taraflı ticaret anlaşmasını imzaladı.

Anlaşma beş yıldır yapım aşamasındaydı ama onu sonuçlandırma dürtüsü, ABD’nin her iki tarafı da hedef alan ticaret savaşı önlemleriyle hızlandırıldı. Japonya, Trump’ın, Obama yönetimi tarafından geliştirilen Pasifik Ötesi Ortaklığı’ndan (TPP) çekilmesiyle darbe aldı ve ona, ABD’nin çeliğe ve alüminyuma gümrük vergisi uygulamasından bir istisna tanınmadı.

AB de bu önlemlerin dışında tutulmadı ve şu anda, ABD’nin, “ulusal güvenlik” gerekçesiyle, otomotiv ihracatına yüzde 25’lik bir gümrük vergisi getireceği tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor.

AB ile ABD arasındaki gerilimler, Avrupa Komisyonu’nun Google’a tröst karşıtı bir kararla 4,3 milyar dolarlık rekor bir ceza uygulama kararıyla daha da arttırılmış durumda. İki yıl önce Apple’dan 13 milyar dolar geri alma talimatı veren AB’nin rekabet kurulu şefi Margrethe Vestager, Google’ın, Android’i tüketicilere ve rakiplere zarar verecek şekilde arama motorunun egemenliğini sağlamlaştırma aracı olarak kullanarak “çok ciddi yasadışı tutum” içinde olduğuna hükmetti.

Uygulamaya konmadan önce her iki tarafın parlamentolarının önüne gelecek olan AB-Japonya ticaret anlaşması, küresel ekonominin üçte birini kapsıyor. Her iki taraftan da önemli tavizler içeren anlaşma, Japonya’nın Avrupa’dan gelen şaraba, peynire ve diğer gıda maddelerine uyguladığı gümrük vergilerinde belirgin indirimler getirirken, AB Japon arabalarına ve araba parçalarına yönelik gümrük vergilerini sona erdirecek.

Anlaşma, toplamda, AB’ye satılan Japon mallarına yönelik gümrük vergilerinin yaklaşık yüzde 99’unu; Avrupa’nın Japonya’ya ihracatına yönelik gümrük vergilerinin ise yaklaşık yüzde 94’ünü (ileride yüzde 99’a yükselecek) kaldırıyor. Aradaki fark, Japonya’da siyasi açıdan hassas bir konu olan pirinç ithalatına yönelik devam eden korumayı yansıtıyor.

Japonya ve AB, 17 Temmuz Salı günü Tokyo’da düzenlenen imza törenindeki ortak bir açıklamada, şunu belirtiyordu: “Bizler, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) kurallara dayalı çok taraflı ticaret sisteminin onun temeli olarak çok önemli rolünün altını çiziyor ve korumacılıkla mücadele etmeyi sürdürüyoruz.”

Taraflardan herhangi biri Trump’tan söz etmemiş olsa da, onun AB’yi uluslararası ticaretteki bir “düşman” olarak adlandırmasının ardından gelen bu mesajın kime yönelik olduğu konusunda kuşku yoktu.

Ortak açıklamada, “Japonya ve AB, bu anlaşmayı tümüyle yürürlüğe koyarken, serbest, adil ve kurallara dayalı ticareti teşvik etme yönünde ve korumacılığa karşı güçlü bir mesaj veriyor.” deniyordu.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile bir ortak basın toplantısında anlaşmayı öven Japonya Başbakanı Şinzo Abe, şunları söyledi: “AB ve Japonya, serbest ticaret bayraktarı olarak dünyaya öncülük etme yönündeki azimli kararlılıklarını gösterdiler.”

Tusk ise, bu, “şimdiye kadarki en büyük iki taraflı ticaret anlaşması” ve korumacılığa karşı “net bir mesaj veriyor” dedi.

Tokyo’daki imza töreninden önceki gün, Tusk, Pekin’deki yıllık AB-Çin zirvesindeki tartışmaların ardından artan ticaret savaşı tehlikelerine dikkat çekmişti. İki taraf, üç yıldır ilk kez ortak bir açıklama yayınlama konusunda anlaşma sağladı. Açıklamada, iki taraflı bir yatırım anlaşması yönünde ilerlemeden ve DTÖ’nün işleyişini geliştirmenin yollarını incelemek üzere bir çalışma grubu oluşturulmasından söz ediliyordu.

Tusk, Trump’ı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ve Çin önderliğini, “çatışmayı ve kaosu önlemek” amacıyla teklifi benimsemeye çağırdı. DTÖ’yü iyileştirme hamlesi, AB’nin, Çin sanayilerindeki devlet sübvansiyonlarına ve Pekin’in teknolojik ve endüstriyel temelini geliştirme yönelimine yönelik ABD eleştirileri ile fikir birliği içinde olduğunu yansıtıyor. Her iki taraf da, Çin’in, yatırım faaliyetleri ve fikri mülkiyeti kendine mal etme konusunda hesap vermesi gerektiğini iddia ediyor.

Ancak AB, bu konular üzerine eylemin, DTÖ kurallarında değişiklikler yoluyla gerçekleşmesi ve tek taraflı gümrük vergilerinin olmaması gerektiğini savunuyor.

Şu anda Trump yönetiminin saldırısı altında bulunan savaş sonrası uluslararası ticaret sisteminin meydana getirdiği istikrara dikkat çeken Tusk, “Avrupa’nın ve Çin’in ama aynı zamanda Amerika’nın ve Rusya’nın ortak görevi, bu düzeni yıkmak değil geliştirmektir.” diyordu.

Ona göre, bu, “tarihimizde çok sık olan sıcak çatışmalara dönüşen ticaret savaşları başlatmak değil ama kurallara dayalı uluslararası düzeni cesur ve sorumlu bir şekilde iyileştirmek” anlamına geliyordu.

Tusk’ın “sıcak çatışmalar”a değinmesi, dünya pazarının fiilen parçalanmasına yol açan ve II. Dünya Savaşı’nın patlamasının koşullarının oluşturulmasında önemli bir rol oynayan 1930’ların ticaret savaşlarına bir göndermeydi.

Ticaret savaşının ekonomik etkisine ilişkin bir uyarı, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) küresel ekonomi üzerine bu hafta başında yayınladığı son güncellemede geldi. IMF, bu ve gelecek yıl için küresel büyüme tahminini yüzde 3,9’da tutuyor ama tırmanan ticari gerilimlerin bir iyileşmeyi raydan çıkarabileceği uyarısında bulunuyordu.

IMF’nin baş ekonomisti Maurice Obstfeld, güncelleme üzerine önceden hazırlanmış açıklamasında, “Mevcut ticari gerilimlerin (güven, varlık fiyatları ve yatırım üzerindeki olumsuz etkiler ile birlikte) daha da tırmanması riski, küresel büyümeye yönelik kısa vadeli en büyük tehdittir.” diyordu.

IMF, gümrük vergileri getirme tehditlerinin gerçeğe dönüştürülmesi durumunda, küresel hasılanın 2020’ye kadar öngörülmüş olan seviyesinin yüzde 0,5 kadar altına düşeceği uyarısında bulundu. Obstfeld, ABD’nin, misilleme eylemlerinin hedefi olacağı için, özellikle “zarar görebileceği”ni söyledi.

O, mali yatırımcıların, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu riskler konusunda “açıkça ilgisiz” göründüğünü söyledi ve mali piyasaların “büyümenin ve beklenen şirket karlarının durması halinde, ani yeniden fiyatlamaya duyarlı” olduğu uyarısında bulundu.

AB-Japonya anlaşması serbest ticaret lehine korumacılığa karşı bir darbe olarak alkışlansa da, daha yakından yapılan bir inceleme, farklı bir sonuca götürmektedir.

Financial Times, anlaşma üzerine yayınlanan bir başyazıda, “küresel ticaret sistemi için karanlık günler” diye adlandırdığı süreçte yalnızca “ölçülü bir tezahürat”ta bulundu. Gazete, anlaşmanın, memnuniyetle karşılanmakla birlikte, “küresel ticarete yönelik tehditlere yeterli bir karşılık olmaktan uzak kaldığını” belirtti.

Anlaşmanın Çin’i ve ABD’yi kapsamıyor olduğu gerçeği, onun esas karakterini göstermektedir. Bu anlaşma, daha serbest bir küresel ticaretin gelişmesinin işareti olmaktan çok, dünya pazarının, ülkelerin ortak bir düşmana karşı bir araya geldiği bir dizi rakip blok biçiminde parçalanmasına doğru bir adımı temsil etmektedir.

Bu tehlike, Abe hükümetinin eylemlerinde görülebilir. Japon hükümeti, ABD’de yükselen korumacılık karşısında, ABD olmaksızın TPP’yi canlandırmaya çalışarak ve şimdi de Avrupa ile anlaşmayı güvence altına alarak, kendi gündemi doğrultusunda ilerliyor.

Nick Beams