“Sarı yelek” meclisleri Commercy’de toplandı

Sahte sol partiler Fransa’daki “sarı yelek” hareketine müdahale etmeye çalışıyor

V. Gnana ve Alex Lantier
12 Şubat 2019

26 Ocak’ta, “sarı yelek” meclisleri kurulu, Commercy Halk Meclisi’nin hareketin başlamasından beri iki toplantı düzenlemesinden sonra, Commercy’de bir araya geldiler.

Toplantıya, Fransa’nın dört bir yanından çeşitli “sarı yelek” gruplarından 350 dolayında temsilci katıldı. Ne var ki, toplantıya, devlet ve sendika bürokrasisi ile bağlantılı küçük burjuva siyasi partilerin “sarı yelek” hareketinin dizginlerini ele alma girişimi hakim oldu.

Commercy Halk Meclisi’nin önceki toplantısı, halkın geniş kesimleri içinde mali aristokrasiye, iktidar partilerine ve sendikalara karşı var olan patlayıcı öfkeyi dile getirmişti. Bu, onlarca yıldır Stalinizm, Pabloculuk ve sendikalar eliyle bastırılmış olan uluslararası sınıf mücadelesinde süregiden patlamanın parçasıydı. Sri Lanka’daki plantasyon işçileri, ABD’li öğretmenler ve Matamoros’taki Meksikalı otomotiv işçileri gibi, Fransız işçiler de sendikalardan ve tüm siyaset kurumundan bağımsız ve onlara karşı bir şekilde harekete geçiyordu.

İşçileri, organik ürün bakkallarını bir araya getiren ve özellikle örgütleyicileri arasında Pablocu Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) ve Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) gibi küçük burjuva partilerin siyasi bağlılıklarını gizleyen alt düzey üyelerinin bulunduğu Commercy Meclisi çok unsurluydu. WSWS için haber yapan Sosyalist Eşitlik Partisi (Parti de l’égalité socialiste, PES) üyelerinin konuşmasına izin verilmişti. WSWS, toplantıyı Facebook’ta canlı olarak yayınlamasının dışında, toplantı hakkında görünür bir şekilde haber yapan tek haber kaynağıydı.

Oysa 26 Ocak’ta toplanan meclisler kurulu çok farklı bir sınıf karakterine sahipti. Aralarında Libération ile sağcı Le Figaro’nun da bulunduğu bütün büyük Paris gazeteleri toplantıda hazır bulunuyordu. Aline Leclerc, Le Monde’un sayfalarında, “herkesin görüşüne oldukça saygılı” bir şekilde düzenlenen toplantıyı, “sarı yeleklilerin ortak değerlerini ve taleplerini birlikte belirleme” girişimi olarak övdü. Libération, konuşmacıların “sendikalarla birlikte bir hareket oluşturmak için” toplanma istekliliğini memnuniyetle karşılıyordu.

Büyük kapitalist medya davet edilmişken, WSWS edilmemişti. Meclisler kurulu toplantısının Commercy’deki koordinatörü olan ve NPA’nın Meuse bölgesi örgütleyicisi olduğu orta çıkan kişi, toplantının nerede düzenleneceği konusunda WSWS ile iletişim kurmayı reddetti.

PES üyeleri yine de toplantıya gelince, Commercy meclisinden olan ve organizatörlerin PES’e karşı çıkması nedeniyle özür dileyen başka bir organizatör ile görüştüler. O, şunları söyledi: “Sizi savunmak istedim ama sizi yanlış anlamışlar. Gördüğüm kadarıyla, siz yalnızca işçileri savunuyorsunuz. Önceden burada çok sayıda işçi vardı ama artık burada değiller.” Organizatör, toplumdaki bütün sınıfların çıkarları için mücadele etmenin gerekli olduğuna inandığını ekledi.

Gerçekten de, önceki Commercy meclisine katılmış olan işçilerin çoğu toplantıda yoktu. Bunun yerine hakim olan şey, hareketin kendinden menkul çeşitli temsilcilerinin milliyetçi ve kapitalizm yanlısı politikasıydı. Onların “sarı yelekliler” tarafından reddedilen NPA, LFI ya da İşçi Mücadelesi (Lutte ouvrière, LO) gibi partilerle bağları, önemsiz gibi gösterilse de, açıktı.

NPA’lı organizatör WSWS’ye röportaj vermeyi reddetti ama WSWS Commercy’deki Halk Meclisi’nin başka bir organizatörü ile konuştu. O, 2017’de yenilgiye uğrayan adaylardan birinin devlet başkanlığı kampanyası için çalışma yürütmüş ama hareketin “apolitik” karakterine saygı göstermek amacıyla siyasi fikirlerini deşifre etmemesi gerektiğini iddia ederek hangi aday olduğunu söylemeyi reddetti.

O, şunları söyledi: “Sizinle, sizin bakış açınızdan ‘düşmanlarımız’ (düşman sözcüğünü sevmem de) ulusötesi şirketlerden olduğu ya da en azından sorunlarımız onlardan kaynaklandığı için bunun uluslararası bir mücadele olduğunu söyleyen iş arkadaşınızla daha önce konuşmuşuz sanırım… Pekala, uluslararası bir kriz olası falan değil. Size de, buradayken arkadaşınıza verdiğim cevabı vereceğim: Şimdilik belediye ve bölge düzeyinde örgütlendiğimizi söylemiştim.”

Aynı kişi, meclisler kurulunun neden kapitalizme karşı bir karar kabul etmediği sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Bir çözüme sahip olmadığımızı söylüyorsunuz, değil mi? Ama aslında bir çözümümüz var, az önce biraz konuştuk. Bu, bir özyönetim sorunu. … Bu hareket bir şeyler, aramızda dayanışma meydana getirdi.”

Bu, LFI’nın etrafında bulunan Stalinistlerin önderliğinde sendikaların onlarca yıldır pazarladığı çizgidir. Onlar, işçi sınıfının seferberliği dolayımıyla Avrupa genelinde firmaları ulusallaştıracak ve bankalara el koyacak devrimci ve sosyalist bir politikayı reddederek, işçilerin fabrikaları patronlarından satın alıp rekabetçi olmayan bir “öz yönetim” uygulayabileceklerini iddia ettiler. Bunun, neredeyse kaçınılmaz olarak, bunlara dahil olan işçiler için mali bir yıkım olduğu ortaya çıktı. Hala dünya piyasasında karlılığa dayanan diktaya tabi olan firmalar, genellikle birkaç yıl içinde kapandılar.

Toplantının düzenleyicilerinin sosyalist ve enternasyonalist bir politikayı reddetmesi, küçük burjuva sendika bürokrasilerinin sınıf mücadelesini reddetmesi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu yüzden o, şunu ekliyordu: “Biraz daha somut konuşmak gerekirse, hareketi yaymak istiyoruz. Kendimizi sınıf mücadelesiyle sınırlamak istemiyoruz; sınıf meselesini bir şekilde bastırmak istiyoruz, bir şekilde.”

Bu tür yorumlar, “sarı yelek” hareketindeki geniş işçi tabakaları ve ezilen orta sınıf kesimler ile sendikalar ve siyasi partiler arasındaki nesnel sınıfsal çatışmayı göstermektedir. Hatırlatmak gerekir ki, NPA ve başlıca sendikalar, hareket başladığında ona katılmaya kesin bir şekilde karşı çıkmışlardı. İşçi kitleleri “zenginlerin başkanı” Emmanuel Macron’a karşı harekete geçerken, onların sınıf mücadelesini bastırma yönündeki milliyetçi girişimleri siyasi olarak gericidir.

Çok açık bir uyarının yapılması gerekiyor: bu güçlerin denetimindeki örgütler, işçilere ve “sarı yelekliler”e düşman bir politika izleyecekler. “Sarı yelek” hareketi bir istisna değil ama sınıf mücadelesinde yaşanan uluslararası kabarmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Bunun ilerleyebilmesinin tek yolu, kapitalizme ve savaşa karşı sendikalardan ve onların siyasi müttefiklerinden bağımsız bir şekilde yürütülecek bir mücadelede, Fransa’da ve tüm dünyada mali aristokrasiyi mülksüzleştirmeyi amaçlamaktan geçmektedir.

Diğer taraftan, küçük burjuva partilerin “sarı yelek” hareketi üzerinde etkide bulunma becerisi, hareketin gerçek çelişkilerini ve zayıf yanlarını yansıtmaktadır. Bizzat “sarı yelekliler”, sınıf mücadelesinden ve büyük şirketlerin Sosyalist Partisi’nin (PS) onlarca yıldır işçilerin gözünde adını lekelemeye çalıştığı sosyalizmden değil ama gevşek bir “halk”tan ve “demokrasi” mücadelesinden söz ediyorlar. Ayrıca, hakim siyasi partileri reddettiklerini ifade edip, kendilerini “apolitik” olarak tanımlıyorlar.

Bu “apolitik” ve popülist dil, Fransa’da ya da başka yerlerde, daha geniş işçi kitlelerinin “sarı yelek” protestolarına katılan on binlerce insanın yardımına koşması için yeterli olmamış ama bunun yerine, yaygın şekilde gözden düşmüş küçük burjuva partilerin kadrolarına hareket üzerinde yarı gizlice bir etkide bulunma olanağı vermiştir.

Bu partiler, “sarı yelekliler”in “demokratik” çıkarlarını değil ama toplumun tepesindeki yüzde 10 içinde yer alan; sendika bürokrasisinin, akademik araştırmanın ve medyanın resmi olarak finanse edilmesinden çıkar sağlayan orta sınıfın belirli tabakalarının maddi çıkarlarını temsil ediyorlar. Onların, PES’in Marksist-Troçkist çizgisine karşı “sarı yelekliler”in savunucuları pozu takınma girişimleri, sinik ve sahtedir. Onlar, hareketin yönetimini ele geçirmeye ve onu sendikalara ve kapitalist egemen sınıfa tabi kılmaya çalışıyorlar.

NPA, LFI ve LO, şimdiye dek, sınıf mücadelesini onlarca yıldır bastırmış ve onu PS ile bir ittifaka tabi kılmış oldukları gerçeğinden çıkar sağladılar. Bu, halk kitlelerinin, PS’nin ve Avrupa’nın diğer sosyal demokrat partilerinin kemer sıkma politikalarını ve emperyalist savaşlarını yanlış bir şekilde sosyalizm ile ilişkilendirdiği, kafa karışıklığının hakim olduğu bir atmosfer yaratmaya yardımcı oldu. Macron’un “sarı yelek” protestocularına karşı acımasız polis şiddetine rağmen, protestocular ona karşı net bir devrimci perspektife sahip değiller.

Örneğin, WSWS, toplantıda, Britanya’daki “parlamento dışı sol” içinde arkadaşlarının olduğunu ve Paris bölgesinde, LFI’ya katılmış bir Stalinist yetkilinin önderlik ettiği bir “sarı yelek” grubuna katıldığını söyleyen Britanyalı bir genç ile konuştu. WSWS ona, uluslararası, devrimci bir strateji olmadan işçilerin Avrupa Birliği’nin militarizmiyle ve kemer sıkma programlarıyla nasıl mücadele edebileceğini sorunca, şu yanıtı verdi: “İyi bir soru. Bilmiyorum. Durumun henüz bu düzeyde ortaya konmasının gerekli olduğunu sanmıyorum. Bence şu anda olan şey, bizim hala Paris’te meydana gelen bu birkaç ayaklanmanın bir tür sonucunu yaşıyor olmamız olabilir.”

O, meclisler kurulunun sözde demokratik karakterini selamlarken, şu bilgileri verdi: “Kurul toplantısının büyük kısmı, insanların yerel meclislerini temsil etme hakkına ya da yetkisine sahip olup olmadığı sorunu etrafından döndü, çünkü onlar ülkenin dört bir yanından gelmiş temsilcilerdi… Talepler ve bu tür şeyler hakkında yaklaşık iki saatlik bir tartışmadan sonra oylama anı gelince, herkes, birden, mecliste bir karar alma yetkisine sahip olmadıklarını fark etti. Bu oldukça ilginçti.”

Binlerce işçinin “sarı yelek” hareketi içinde küçük burjuva sahte solun alt düzey üyeleri ile geçici olarak bir arada var olması, sınıf mücadelesinin gelişmesinin ilk aşamasını yansıtmaktadır. Fakat Macron ve onun arkasındaki uluslararası bankalar, işçilere ne alım gücü ne de başka bir şey verecek; kemer sıkmayı ve savaşı hızlandıracaklar. İşçi sınıfı içinde muazzam bir uluslararası kabarma başlıyor ve bu, sahte solun milliyetçilik yoluyla sınıf mücadelesini bastırma girişimlerini paramparça edecek.

Sahte solun Macron’a karşı mücadele içinde kurulan örgütlenmelere şu an için müdahale etme ve onları tekeli altına alma kapasitesi, PES’in bağımsız örgütlenmelerin yaratılmasının gerekli bir adım olduğuna ilişkin değerlendirmesini çürütmemektedir. Nihayetinde, sorun, “sarı yelekliler”in bu tür örgütlenmeler kurmaya girişmiş olması değil ama siyasi perspektif sorunudur. Şimdilik, mücadele içindeki kitleler için, siyasi konular, hareketlerine düşman olan küçük burjuva partilerin etkisini bilinçli bir şekilde geri çevirip bu etkiye karşı koyacak kadar net değildir.

Bu, her şeyden önce, bizzat PES’in inşası sorununu gündeme getirmektedir. PES, Commercy Halk Meclisi gibi örgütlenmelerin kurulmasının işçi sınıfının uluslararası devrimci mücadelesinin önünü açacağını açıklamıştır. Ulusal temelli sendikalardan bağımsız olan bu tür örgütlenmelerin uluslararası ağı, işçilerin üretim araçlarına el koyup siyasi iktidarı kendi meclislerine aktarmasına olanak sağlayabilir. Böylece bu meclisler, Stalinizm ve Pabloculuk tarafından reddedilmiş olan 1917 Ekim Devrimi’nin geleneklerini canlandıracaklar.

Fransa’da ve dünya çapında, işçi kitleleri, yaklaşan sınıf mücadelelerinde, sahte sol partilerin gerici rolü hakkında sert deneyimler yaşayacaklar. Bu mücadeleleri amacına ulaştırmadaki belirleyici mesele, işçileri uluslararası sınıf mücadelesine yönlendirmek ve sendika bürokrasileri ile sahte sol grupların devrim karşıtı rolünün üstesinden gelmek için, PES’in ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) diğer şubelerinin inşa edilmesi olacaktır.