ABD-NATO Rusya’ya karşı tehditlerini artırırken, Karadeniz bir barut fıçısına dönüşüyor

ABD ve NATO, Ukrayna meselesi üzerinden Rusya’ya karşı tehditleri tehlikeli bir şekilde artırıyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Salı günü yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın NATO üyeliğine karar vereceklerini ve hızla üye olmak için bastıran Ukrayna’nın “üyelik başvurusu yapma” hakkına sahip olduğunu söyledi. Rusya’nın Ukrayna sınırına asker gönderdiği iddiasını kınayan Stoltenberg, bunu “haksız, açıklaması olmayan, son derece kaygı verici” bir adım olarak nitelendirdi.

Donetks yakınlarındaki bir Ukrayna askeri, 12 Nisan 2021. (AP Photo)

Hem Stoltenberg hem de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Brüksel’de ülkesinin NATO’ya katılmasını isteyen Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba ile bir araya geldi. Bir gün önce CNN, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile yaptığı bir video haberi yayınladı. Zelenskiy de, Rusya ile çatışma pahasına, NATO’nun bir an önce Ukrayna’yı üyeliğe kabul etmesini talep ediyor.

Salı günü, ABD Başkanı Joe Biden, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile konuştu ve bir kez daha ABD’nin Ukrayna’ya desteğini vurguladı. Biden ayrıca önümüzdeki aylarda ABD-Rusya ilişkilerini görüşmek üzere bir zirve yapılmasını önerdi ve Rusya’yı durumu “yatıştırmaya” çağırdı.

Gerçekte ise bölgedeki gerilimleri saldırgan biçimde tırmandıran NATO ve Ukrayna’dır. Çatışmadaki son parlamanın altında, Zelenskiy hükümetinin Kırım’ı “geri alma” stratejisini benimsemesi ve Doğu Ukrayna’da bir saldırı başlatma planları yatıyordu. Bunların her ikisi de, Ukrayna’nın Rusya ile topyekûn savaşa hazırlandığını ilan etmeye denkti.

Rusya, Şubat 2014’te Moskova yanlısı Viktor Yanukoviç hükümetine karşı aşırı sağcı güçlerin Kiev’de ABD ve AB’nin desteğiyle düzenledikleri darbeye cevaben, kendisinin Karadeniz Filosu’nun deniz üssüne ev sahipliği yapan Kırım yarımadasını ilhak etmişti. Darbe aynı zamanda ülkenin doğusunda Rusya destekli ayrılıkçılar ile Ukrayna ordusu arasında yedi yıldır süren bir savaşı tetikledi. Savaşta 14 binden fazla insan hayatını kaybederken, milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu.

Ukrayna hükümeti, Demokratik Partili ABD Başkanı Joe Biden’ın göreve başlamasından birkaç hafta sonra bu provokasyonlarını devreye soktu. Biden, hem Rusya’ya hem de Çin’e karşı saldırgan bir rota belirlemiş durumda.

Bu arada ABD 14 Nisan’dan itibaren Karadeniz’e iki savaş gemisi konuşlandırıyor. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun açıklamasına göre, NATO, başta Karadeniz ve Baltık bölgeleri olmak üzere Rusya sınırları boyunca 40.000 asker ve 15.000 parça askeri teçhizat yığdı.

Karadeniz bölgesinin haritası

NATO, Salı günü, dünyadaki en büyük siber savaş tatbikatı olarak tanımlanan 2021 Locked Shields (Kilitli Kalkanlar) tatbikatını başlattı. Baltık bölgesine odaklanan tatbikat, NATO’nun uluslararası çatışma durumunda su arıtma ve enerji tesisleri gibi sivil ve askeri altyapının nasıl korunacağının uygulamalarını içeriyor.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Riyabkov, ABD hükümeti temsilcilerinin provokatif açıklamalarına, ABD’yi bir “düşman” olarak adlandırarak tepki verdi. ABD’nin iki savaş gemisi konuşlandırmasını kınayan Riyabkov, ABD’yi “Kırım’dan ve Karadeniz kıyılarından uzak durması” konusunda uyararak ekledi: “Bu kendi iyiliklerine olur.” Rusya şu anda kendi güney cephesinde ve Karadeniz’de askeri tatbikatlar düzenliyor.

NATO’nun bu eylemleri, özellikle de Ukrayna’nın NATO’ya üye yapılmasına dair tehditler, nükleer silahlı Rusya ile NATO güçleri arasında savaş riski doğuran, son derece pervasız provokasyonlardır.

Rusya, uzun süredir, Ukrayna’nın NATO’ya üye yapılmasının bir kırmızı çizgi olduğu uyarısında bulunuyor. Stalinistlerin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasından beri, NATO, aksi yöndeki taahhütlerine rağmen, Rusya sınırlarına doğru durmadan genişlemeyi sürdürdü. Polonya, Romanya, Bulgaristan ve Baltık devletleri NATO’ya üye yapıldı. ABD ve Almanya’nın 2004 ve 2014 yıllarında Ukrayna’da iki ayrı darbe düzenlemesi de Rusya’nın kuşatılmasının bir parçasıydı.

Karadeniz bölgesi, ABD’nin hem Rusya’ya hem de Çin’e karşı koymayı amaçlayan stratejisinin önemli bir bileşenidir. Washington merkezli Avrupa Politika Analiz Merkezi (CEPA) tarafından yakın zamanda yayımlanan bir raporda şunlar vurgulanıyordu: “[Karadeniz bölgesinde] artan Rusya ve Çin etkisi, Batı’nın Ortadoğu, Akdeniz ve Güneybatı Asya’daki daha geniş çıkarlarını etkiliyor.”

ABD’nin Avrupa Ordusu’nun eski bir komutanı tarafından yazılan raporda NATO, “Gürcistan’ı NATO’ya davet etmeye, Ukrayna’yı da hızlı bir şekilde üye yapmaya” çağrılıyordu. Rapor ayrıca, Rusya’nın Karadeniz filosunun Kırım açıklarında “savunmasız” hale getirilmesi gerektiğini savunuyordu. Bunun için “insansız hava araçlarının ve seyir füzelerinin konuşlandırılması, mayın döşeme sistemlerinin getirilmesi” önerilenler arasındaydı.

Diğer düşünce kuruluşlarının yakın tarihli raporları da, Ukrayna da dahil olmak üzere çeşitli ülkelerle yakın ekonomik ilişkiler kuran Çin'in bölgedeki etkisine karşı koyma ihtiyacını vurguluyordu.

Karadeniz bölgesindeki kriz, tam da çeşitli jeopolitik çatışmaların ve çıkarların kesişmesi nedeniyle, feci bir bölgesel, hatta küresel savaşı tetikleme potansiyeline sahiptir. Çatışma şimdiden Türkiye, Polonya ve Belarus’u içine çekmiş durumda.

Bu hafta sonu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zelenskiy ile bir araya geldi ve savaşçı “Kırım Platformu”nu destekledi. Dahası, ABD, Karadeniz’e savaş gemilerini ancak Ankara’nın verdiği izin sayesinde yasal olarak konuşlandırabiliyor.

Erdoğan-Zelenskiy görüşmesinden önce Putin, Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde onu çatışmada Ukrayna’yı desteklememeye ve 1936 Montrö Sözleşmesi’ni iptal etmemeye çağırmıştı. Boğazlardan geçişi düzenleyen ve savaş gemilerinin konuşlanmasını sınırlayan Montrö Sözleşmesi, bir Duma milletvekilinin ifadesiyle, Karadeniz’in bir “Amerikan gölü” haline gelmesinin önlenmesi açısından Rus egemen sınıfı tarafından kritik önemde görülüyor.

Pazartesi günü, Rusya, ülkedeki koronavirüs vakalarının artmasını gerekçe göstererek Türkiye ile tüm hava ulaşımını askıya aldı. Birleşik Krallık gibi başka ülkeler de pandemi nedeniyle Türkiye ile hava ulaşımını kapatmış olsa da, yorumcular Rusya’nın bu adımının Erdoğan’ın Zelenskiy’i desteklenmesine bir cevap olduğunu öne sürüyor.

Belarus ve Polonya’da da askeri hareketlilik söz konusu. Haberlere göre, bu hafta, Polonya hükümeti, Belarus sınırına asker göndermeye başladı. Varşova, söz konusu konuşlandırmanın Karadeniz’deki krizle bir ilişkisi olmadığını iddia etti. Ancak bu gelişme, Rusya’nın Ukrayna-Belarus sınırına asker gönderdiğine dair haberlerin çıkmasından yaklaşık bir hafta sonra meydana geliyor. Salı günü, Belarus Savunma Bakanlığı, kimliği belirsiz bir uçağın Polonya-Belarus sınırında hava sahasını ihlal etmesi üzerine Polonya büyükelçiliği ataşesini çağırdı.

Varşova’nın Lukaşenko karşıtı muhalefeti açıkça desteklemesi nedeniyle, Belarus ile Polonya arasındaki gerginlikler son aylarda artmış durumdaydı. Varşova ayrıca NATO’nun Rusya’ya karşı savaş yönelimiyle ve “Kırım Platformu”nu desteklediği Zelenskiy hükümetiyle sıkı işbirliği içinde bulunuyor.

Buna karşılık, başlangıçta işçi sınıfının belirgin bir kısmını da kapsayan kitlesel protestolarla kuşatılan Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, yakın zamanda Belarus’un Kiev ile daha önceki yakın bağlarını tehlikeye atarak siyasi ve askeri destek için Rus oligarşisine yöneldi.

Mevcut savaş krizinin altında, Stalinistlerin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasının feci sonuçları yatıyor. Bu, Stalinist bürokrasinin Ekim Devrimi’ne onlarca yıllık ihanetinin doruk noktasını temsil ediyordu.

Kapitalizmin restore edilmesinden otuz yıl sonra, işçi sınıfının yaşam standartları her yerde kırılıp geçirilmiş ve ABD emperyalizminin sonu gelmeyen savaşları Kuzey Afrika’nın ve Ortadoğu’nun büyük kısmını harap etmiştir. Bizzat eski Sovyetler Birliği toprakları, jeopolitik bir barut fıçısına dönüşmüş durumda.

İşçi sınıfının, hazırlanmakta olan yıkıcı savaşlarda hiçbir çıkarı bulunmamaktadır. Egemen sınıfın pandemiye verdiği canice yanıt nedeniyle, bölge genelinde hastaneler COVID-19’dan dolayı şimdiden doluyor, her gün binlerce insan hayatını kaybediyor. ABD’de pandemiden dolayı ölenlerin sayısı, iki dünya savaşında ölen Amerikalıların toplam sayısından fazla.

Ukrayna’da, Rusya ile çatışmanın genişlemesi bir yana, herhangi bir şekilde devam etmesine karşı büyük bir halk muhalefeti var. Ne var ki, uluslararası işçi sınıfının emperyalist savaşa yönelik muhalefetinin, siyasi bir program ve önderlik ile donatılması gerekiyor.

Kasım 1991’de, yeni bir savaş ve toplumsal devrim dönemini öngören Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, Berlin’de “Emperyalist Savaşa ve Sömürgeciliğe Karşı İşçi Konferansı” düzenlemişti. Neredeyse tam 30 yıl önce, 1 Mayıs 1991’de yayımlanan ve Kasım ayındaki konferansa çağrı yapan Bildirge şöyle son buluyordu: “Emperyalizmin yenilmesi, sömürgecilik ve savaş tehdidinin yok edilmesi, ancak işçi sınıfının uluslararası birliği yoluyla güvence altına alınabilir. Bu ise yalnızca Sosyalist Devrimin Dünya Partisi Dördüncü Enternasyonal’in inşasıyla mümkündür.

Loading