Ağustos 2019’dan bu yana ülkeyi yöneten ortak sivil-askeri organ olan Egemen Konsey Başkanı General Abdülfettah el-Burhan, Pazartesi günü Başbakan Abdullah Hamdok’un hükümetini devirdi.
Hamdok, 2023 için planlanan tam sivil yönetime sözde geçiş sürecini yönetiyordu. Bu hamle, el-Burhan’ın makamını bir sivile devretmesine birkaç hafta kala geldi.
El-Burhan, Hamdok’un, eşinin ve o zamandan beri görünmeyen birkaç kabine üyesinin tutuklanmasını emretti. Hamdok hükümetinin feshedildiğini duyurmak için televizyona çıkan el-Burhan, ülke çapında olağanüstü hâl ilan etti ve interneti kesti. Geniş çapta nefret edilen Hızlı Destek Güçleri (RSF) mensupları, Nil Nehri’ndeki köprülerin ve Hartum’daki diğer kilit altyapıların kontrolünü ele geçirdiler. Hamdok’un rakibi ve yardımcısı olan, Hemedti olarak da bilinen General Muhammed Hamdan Dagalo tarafından komuta edilen RSF’den ülke çapında nefret edilmesinin sebebi, Darfur savaşı sırasında yürüttükleri gaddarca faaliyetlerdir.
Hamdok, el-Burhan’ın iktidarı ele geçirmesini, devam eden askeri yönetim için geçici sivil cepheyi kuran 2019 anlaşmasının “yırtılması” olarak kınadı ve Sudanlıları barışçıl bir şekilde “direnmeye” çağırdı. 2018’in sonunda ülke çapında başlayan protestolara öncülük eden Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin (FFC) bir parçası olan Sudan Meslek Odaları Derneği ve Direniş Komiteleri, kitlesel protestolar ve genel grev çağrısında bulundu. Ümmet Partisi ve Stalinist Sudan Komünist Partisi de aynı çağrılarda bulundu.
El-Burhan, seçimlerin Temmuz 2023’te yapılacağı vaadiyle darbenin sadece geçici bir önlem olduğunun sinyalini vererek muhalefeti azaltmaya çalıştı. Ancak binlerce kişi başkent Hartum ve diğer kasaba ve şehirlerde sokaklara dökülerek “Halk daha güçlüdür, daha güçlüdür” ve “Geri çekilme bir seçenek değil!” sloganları attı. Askerler kalabalığa göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermiler ile karşılık verdi; yedi kişi öldü, onlarcası yaralandı ve ticari hayat durma noktasına geldi.
El-Burhan, Nisan 2019’da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle, uzun süredir diktatör olan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’i devirerek iktidara gelmişti. Darbenin amacı, el-Beşir’in liderlik ettiği, Müslüman Kardeşler’e bağlı askeri rejime karşı aylarca süren protestolar karşısında tüm devlet aygıtının devrilmesini önlemekti.
Birkaç ay sonra, 22 burjuva ve küçük burjuva muhalefet örgütünden oluşan bir şemsiye grup olan Özgürlük ve Değişim Güçleri (FFC), orduyla rezil bir anlaşma imzaladı. Orduya, Afrika Kalkınma Bankası’nda eski bir ekonomist olan ve daha sonra Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu’nda görev yapan Dr. Hamdok’un başkanlık edeceği “teknokratik” bir geçiş hükümeti paravan olacaktı.
Bu ihanet, 1956’daki bağımsızlıktan bu yana ülkeyi askeri zor altında kontrol eden az sayıda rüşvetçi seçkinin gücünü koruyan bir hükümete yol açtı. Pratikte ülke, el-Burhan’ın yardımcısı olan Dagalo tarafından yönetiliyordu. Dagalo’nun kontrolündeki RSF, Sudan ordusundan daha güçlü ve Sudan’ın kasaba ve şehirlerinin çoğunu kontrol ediyor.
Pazartesi günkü darbe, aylardır hoşnutsuzluğu arttıran çok sayıdan olayın ardından geliyor: hükümetin Haziran 2019’da Hartum’daki kitlesel oturma eyleminde 1.800 protestocunun ölümünden sorumlu olanları adalete teslim etmemesi; yüzde 400’e ulaşan enflasyon; ülke çapında gıda, akaryakıt ve tıbbi malzeme kıtlığı; pandeminin kötü yönetilmesi ve yakın zamanda yaşanan sel. 2018 yılında ülkedeki 40 milyon insanın en az yüzde 80’i günde 1 ABD dolarının altında bir gelirle yaşıyordu ve yardım muhtaç 5,8 milyon insan vardı (2017’ye göre 700.000 kişilik bir artış). 2,7 milyondan fazla insan ise akut dengesiz beslenmeden mustaripti.
Hamdok ülkenin borçlarını hafifletmek için ABD egemenliğindeki Uluslararası Para Fonu’na (IMF) başvurduğunda, IMF’nin bunun için bir takım siyasi istekleri oldu: El Beşir’in Darfur’daki savaş suçları ve soykırımla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi, diğer üst düzey yetkililerin rolünün araştırılması ve İran karşıtı geniş bir ittifakın parçası olarak İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi. IMF’nin ekonomik istekleri arasında ise; akaryakıt sübvansiyonlarının sona ermesi, pompa fiyatlarının iki katına çıkarılması, Sudan’ın sabit döviz kurunun terk edilmesi ve dalgalı bir para birimine geçilmesi vardı. Bu da bir önceki yıl yüzde 144 olan enflasyonu yüzde 400’ün üzerine çıkardı. Ancak IMF’nin, çoğu ordu ve istihbarat aygıtı tarafından kontrol edilen 600 devlet şirketinin özelleştirilmesi talebi, cuntanın mali çıkarlarını can evinden vuruyor.
Generallerin, kendilerini savaş suçlarından yargılanmaktan koruyan dokunulmazlıklarından ve devlet fonlarına erişimden mahrum bırakacak bu adımların atılmasından duydukları korku, onları Hamdok hükümetine karşı çıkmaya yöneltti.
Savaş ağaları, komutanlar, milis liderleri ve defalarca taraf değiştiren el-Beşir yandaşlarından oluşan bir ittifak olan Askeri Geçiş Konseyi (TMC), çekişmelerle parçalanmış durumda. En tepedeki iki adam, el-Burhan ve Dagalo, birincisi Kahire’ye, ikincisi ise Riyad ve Abu Dabi’ye yakın olan iki rakip konumunda.
TMC, Ekim 2020’de yedi silahlı isyancı gruptan beşi ile Cuba Barış Anlaşması’nı imzalarken, batıda Darfur ve güneyde Güney Kordofan ile Batı Nil merkezli en büyük iki grup anlaşmayı imzalamayı reddetmişti. Anlaşma, isyancı gruplara ve onların bölgelerine verilen daha fazla temsil nedeniyle konumlarının daha da zayıflamasından korkan eski lider el Beşir ile müttefik olan Doğu Sudan merkezli aşiret liderlerini ve yoksul etnik grupları kızdırmıştı.
Aşiret liderleri ve yoksul etnik gruplar, Sudan’ın Kızıldeniz’deki ana limanı olan Port Sudan’a ve Hartum’a giden yollara abluka uygulayarak başkentte petrol dahil olmak üzere temel emtia kıtlığına yol açtılar. FFC liderleri, orduyu, etnik bölünme tohumları ekmek için ablukayı teşvik etmekle suçladı. Geçen ay ordu, Pazartesi günkü darbenin provası olarak görülen bir darbe girişiminde bulundu. Bu girişim, başkentte sivil hükümetin devrilmesi çağrısı yapan ordu yanlısı gösterileri kışkırttı, birçok kişi Hartum dışından otobüsle geldi ve hükümet binalarını ve personelini koruyan güvenlik güçleri geri çekildi.
El-Burhan’ın darbesi, ABD’nin Afrika Boynuzu Elçisi Jeffrey Feltman’ın Hartum ziyaretinin bir gün sonrasında gerçekleşti. Feltman, Sudan’ın IMF’nin siyasi ve ekonomik taleplerine bağlı kalmaya devam etmesini istemişti. Washington’ın başlıca kaygısı, bölgede tekrar tekrar artan toplumsal gerilimlerin, kendi işçi sınıflarından ve yoksul köylülerinden korkan Suudi Arabistan, BAE ve Mısır gibi müttefiklerine yayılmasını önlemektir. Kızıldeniz’in yanında, bölgedeki petrolün büyük kısmının geçtiği Süveyş Kanalı’nın giriş kapısında ve Afrika Boynuzu’nda stratejik bir konuma sahip olan Sudan’da istikrarsızlık çıkması ve Avrupa’ya doğru yeni bir sığınmacı dalgasının başlaması, ABD’nin ve Avrupa’nın isteyeceği son şeydir.
Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği, darbeden “derin endişe duyduklarını” açıklayarak, “tüm tarafları” 2019 anlaşmasına saygı duymaya çağırdı. Şu anda Sudan’ın başkanlığını yaptığı ana bölgesel örgüt olan Hükümetlerarası Kalkınma Birliği (IGAD), darbeyi kınadı. Bu açıklamalar, ABD ve Avrupa Birliği’nin kınama açıklamalarını takip etti. Washington, Sudan ordusunun sivil liderleri derhal serbest bırakmasını ve geçiş hükümetini yeniden kurmasını talep etti ve ülkeye yönelik 700 milyon dolarlık yardım programını askıya aldığını ilan etti.
Generaller, Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el-Sisi’nin desteğine sahip olduklarına inanıyorlar. Kahire, Hartum’da, Etiyopya hükümetinin Nil üzerindeki Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’na karşı çıkacak bir hükümet istiyor. Bu barajın tamamlanması ve elektrik üretmeye başlaması, bir kuraklık durumunda Sudan ve Mısır’a akışları muhtemelen kısıtlayabilir. Ancak el-Sisi, Burhan’ın darbesini açıkça desteklemekten kaçındı. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri’nin ülkesi için “varoluşsal bir tehdit” olarak nitelendirdiği krizin çözümüne yönelik görüşmelerin durmasıyla tansiyon yükselmiş durumda.
İşçilerin el-Burhan’ın iktidarı ele geçirmesine karşı muhalefeti, Ortadoğu ve Kuzey Afrika genelinde artan militanlığın ortasında meydana geliyor. Cezayir, Tunus, Lübnan ve İran’da yolsuzluk, yoksulluk ve toplumsal eşitsizliğe karşı protestolar ve grevler bunlar arasındadır.
Sudan’da demokratik bir rejim kurmanın tek yolu, liberal ve sahte sol güçlerden bağımsız ve onlara karşı işçi sınıfının önderlik ettiği bir mücadeleden geçmektedir. İşçi sınıfı, kapitalizme karşı geniş bir uluslararası mücadele bağlamında iktidarı ele geçirmeli ve rejimin haksız yere elde edilmiş servetine el koymalıdır.
