Perspektif

Avustralya’da COVID patlaması: İşçiler virüsün dünya çapında ortadan kaldırılması için mücadele etmeli

Omicron’un uluslararası yükselişiyle birlikte, dünyanın dört bir yanındaki kapitalist hükümetler, ölümcül virüsü kontrol altına almaya ya da en kötü etkilerini azaltmaya çalışma gibi iddialardan giderek vazgeçtiler. Açıkça ifade ettikleri politikaları, öngörülebilir gelecek için kitlesel enfeksiyonlara izin vermektir, bu da savaş zamanı dışında eşi görülmemiş sürekli küresel hastalık ve ölüm dalgaları anlamına gelmektir.

Trafik polisleri, Avustralya’nın Sidney kentindeki Bondi Plajı’nda COVID-19 test kliniğine araçları yönlendiriyor, 8 Ocak 2022 [Kaynak: AP Photo/Mark Baker, File]

Dünyadaki durumda yaşanan değişim, en keskin ifadelerinden birini, daha önce bulaşmayı başarılı bir şekilde bastırmak için halk sağlığı önlemleri uygulayan ancak sonradan “virüsle yaşama” programını benimseyen ülkelerde buluyor.

Avustralya bunun tipik bir örneğidir. Pandeminin ilk iki yılında, 15 Aralık’a kadar toplamda sadece 235.000 kişi enfekte olmuştu. O zamandan beri geçen beş buçuk hafta içinde, 25 milyon nüfuslu ülkede 1,9 milyon onaylanmış vaka var.

Avustralya’daki toplam COVID-19 enfeksiyonları

Geçtiğimiz yılın Temmuz ayının sonuna kadar, yani COVID krizinin kabaca ilk 18 ayında toplam enfeksiyon sayısı 32.000’di. Şimdi ise resmi günlük vaka sayısı bunun iki veya üç katı, 70.000 ile 100.000 arasında dalgalanıyor. Epidemiyoloji uzmanları, önü alınmayan bulaşma nedeniyle gerçek vaka sayılarının birkaç kat daha yüksek olabileceği konusunda uyarıyor.

Virüs, en büyük eyaletler olan Yeni Güney Galler (NSW) ve Victoria’da her tarafa yayılmış durumda. Hükümet yetkilileri herkesin COVID’e yakalanacağını veya temaslı olacağını ilan ediyor. Bununla birlikte, değişikliğin en belirgin olduğu yerler, daha önce bulaşmanın çok az olduğu veya hiç olmadığı eyaletlerdir. Örneğin, beş milyonluk nüfusuyla Queensland, tüm pandemide Aralık ortasına kadar 2.000’den fazla vaka ve yedi ölüm kaydetmişti. Son altı haftada ise 300.000’den fazla vaka ve 88 ölüm kaydetti.

Queensland’da günlük COVID-19 enfeksiyonları

Ölü sayısının artması ulusal bir olgudur ve hükümetin Omicron’un “hafif” olduğu, ciddi hastalık ve ölümün enfeksiyondan “ayrıştığı” iddialarını çürütmektedir. Bu yılın ilk üç haftasında, COVID-19’dan 800’den fazla ölüm meydana geldi. Önceki iki yılda ise toplam 2.200 kişi ölmüştü. Fakat doktorlar bu trajedilerin sadece bir başlangıç olduğu konusunda uyarıyorlar.

Avustralya’nın ulusal hükümeti ve eyalet yönetimleri, uluslararası benzerleri gibi, bu bedeli kaçınılmaz olarak resmediyor. Onlara göre, Omicron’un şiddetle yayılması neredeyse bir takdir-i ilahi ve onların bunda hiçbir etkisi yok. Bu iddialardaki amaç, mevcut felaketin, şirketlerin sınırsız kâr elde etme koşullarını yaratmak için temel halk sağlığı önlemlerini kaldırmalarının bir sonucu olduğu gerçeğini örtbas etmektir.

Avustralya’da, halk sağlığı önlemlerinin etkinliği teorik bir soru değildir. Avrupa, ABD ve başka yerlerdeki felaketlerle karşılaştırıldığında, pandeminin ilk iki yılındaki düşük enfeksiyon ve ölüm sayısı, kitlesel halk desteği alan test, temaslı takibi, izolasyon ve karantina önlemlerinin sonucuydu.

Avustralya ulusal hükümet ve eyalet yönetimleri bu politikaları halk sağlığı için iyi niyetli bir kaygı duyduklarından dolayı uygulamadılar. Pandeminin ilk aşamalarında, virüsü ortadan kaldırmaya yönelik bilime dayalı bir programı çok “maliyetli” olacağı gerekçesiyle reddetmişlerdi. Ancak işçi sınıfının, özellikle de sağlık emekçileri ve öğretmenler gibi kilit kesimlerin yoğun baskısıyla, salgınların ortasında bir “güçlü bastırma” politikası benimsediler.

Bu önlemler, ulusal/yerel yönetimler tarafından isteksizce, gecikmeli olarak ve iş dünyası için bir dizi muafiyetle alınmış olsa da, bastırma ve kapanma önlemleri virüs salgınlarını durdurmada defalarca başarılı oldu. Belirtilen amaçları bu olmamasına rağmen, bu politikalar Avustralya’nın tüm yetki alanlarında en az bir kez, bazı durumlarda uzun süreler boyunca bulaşmayı ortadan kaldırdı.

Geçtiğimiz yılın ortalarında, halkın “kapanma bağımlılığına” karşı uzun süredir dizginlenmiş olan şirket seçkinleri ve onların siyasi temsilcileri, Delta’nın ortaya çıkmasını önceki politikaların artık geçerli olmadığını iddia etmek için kullandı. Temmuz ve Ağustos aylarında, ülkenin tüm yönetimleri, İşçi Partisi ve Liberal-Ulusal Koalisyon, isteğe bağlı aşılama hedefleri temelinde güvenlik kısıtlamalarını kalıcı olarak sona erdirme stratejisini benimsedi.

Yönetimler, epidemiyoloji uzmanlarının, ne kadar kritik önemde olursa olsun, aşılamanın pandemiyi tek başına sonlandıramayacağına dair uyarılarını görmezden geldiler. Onlar, sağlıkçıların değil iş dünyasının tavsiyelerini dikkate aldılar. İş dünyasının tavsiyesi; dünyanın en büyük 80 şirketinin Financial Times’ta yayımlanan ve Avustralya’nın “açılması” gerektiğini ilan eden mektubunda özetlenmişti.

Hâlihazırda devam eden bu “geri açılma” ile Avustralya egemen seçkinleri, Omicron’un ortaya çıkışını sevinçle karşıladılar. Yeni varyantın bir Güney Afrika laboratuvarında tanımlanmasından bir haftadan kısa bir süre sonra, Avustralya’nın baş sağlık görevlisi Paul Kelly, itfaiyecinin kundakçıya dönüşmesi gibi, Omicron’un kitlesel yayılımının “başlıca Noel hediyesi” olacağını açıkladı.

Yeni varyant nüfus içinde çoktan yayılmaya başlamışken, NSW eyalet yönetimi 15 Aralık’ta bir “Özgürlük Günü” düzenledi. Gece kulüplerine ve diğer süper yayıcı etkinliklere kitle katılımını teşvik eden yönetim, kapalı alanda maske takma dahil tüm kısıtlamaları sona erdirdi. Victoria’daki İşçi Partili eyalet yönetimi de benzer politikalar benimserken, sıfır COVID durumunda olan eyaletler ve bölgeler sınırlarını açarak Omicron’u kelimenin tam anlamıyla memnuniyetle karşıladılar.

Hükümetlerin, bunun yeni bir “özgürlük” ve “normale dönüş” çağını başlatacağına dair iddiaları, halka karşı işlenen büyük bir toplumsal suçun doğru olmayan gerekçeleri olarak teşhir oluyor. Büyük devlet sübvansiyonları verilen özel şirketlerin hakim olduğu test sistemi haftalar içinde bozuldu. Hastaneler son 100 yılın en büyük krizini yaşıyor. Kanser ve hayati tehlike arz eden kalp rahatsızlıkları olan hastalara tedavilerinin süresiz olarak ertelendiği söyleniyor.

Pandemiyle mücadele, gitgide daha doğrudan bir sınıf mücadelesi biçimini alıyor.

Sağlık emekçilerinin hastane sisteminin çöküşü konusunda yaptığı vahim uyarılar “panik yaratıcı” denilerek reddediliyor. Başbakan Scott Morrison geçtiğimiz hafta, işyerlerindeki yaygın salgın nedeniyle tüm ulusal işgücünün yüzde 10’unun herhangi bir zamanda izne ayrılabileceğini açıkladı. Resmi politika, virüs temaslısı olan ve enfekte olabilecek işçileri işte kalmaya zorlamaktır.

Morrison, uzaktan eğitimin “işgücüne yüzde 5 devamsızlık daha ekleyeceği” konusunda uyardı, bu nedenle okulların bu ayın sonunda ve gelecek ayın başlarında ebeveynlerin tehlikeli işyerlerinde olmalarını sağlamak için yeniden açılması gerekiyor. Halihazırda NSW ve Victoria, binlerce öğretmenin hastalığa yakalanacağı öngörüsüyle, üniversite öğrencileri ve hastalık karşısında daha dayanıksız olan emekli eğitimcilerden oluşan yedek bir işgücü oluşturuyor.

Okulların geri açılmasına karşı yaygın muhalefetle ve işçi eylemlerinin ilk kıpırtılarıyla ifade edilen kitlesel bir muhalefet söz konusu. Hükümetler ve iş dünyası liderleri, sıradan insanların kendilerini olabildiğince izole ederek bir “gölge kapanma” oluşturma kurma girişiminde bulunduğundan yakınıyorlar.

Salgındaki yükseliş, pandemiye karşı mücadelenin, işçileri işte tutmak ve muhalefeti bastırmak için ellerinden gelen her şeyi yapan sendikalar da dahil olmak üzere, tüm siyaset kurumuna karşı bir mücadele gerektirdiğini göstermiştir. Tüm işyerlerinde, bulaşmayı sona erdirecek önlemlerin alınması için mücadele etmek üzere taban komiteleri oluşturulmalıdır: hayati olmayan sektörler derhal kapatılmalı, bundan etkilenen işçilere ve küçük işletmelere tam gelir desteği verilmeli ve uzaktan eğitime geçilmelidir.

Uluslararası bir öneme sahip olan Avustralya’daki gelişmeler, kapitalist hükümetlerin azaltma adı altında bir orta yol izleme döneminin sona erdiğini göstermektedir. Ortadan kaldırma (eliminasyon) stratejisini benimseyen birkaç kapitalist ülkeden biri olan Yeni Zelanda, bu stratejiyi terk etmiş durumda. Başbakan Jacinda Ardern, yeni varyant daha topluma girmeden Omicron’un yayılmasının kaçınılmaz olduğunu ilan etti. Çin’deki son derece başarılı sıfır COVID politikası, dünya çapında hükümetler ve şirket medyası tarafından amansızca kınanıp karalanıyor.

Avustralya deneyimi şu gerçeklerin altını çiziyor: pandemi tek bir ülkede sona erdirilemez; aşı bulaşmayı sona erdirmek için tek başına yeterli değildir; belirleyici olan, daha önce uygulanan ve şimdi terk edilen halk sağlığı önlemleridir.

En önemlisi de bu deneyim, virüsün ortadan kaldırılması için verilen mücadelenin, işçi sınıfının bilimsel ve siyasi bilgiyle donanmış uluslararası bir hareketini gerektirdiğini gösteriyor. Hayati olmayan sektörlerin kapatılmasını da kapsayan gerekli halk sağlığı önlemleri, şirketlerin kârlarını etkileyeceği gerekçesiyle engelleniyor. Bu, yalnızca kapitalizmin ortadan kaldırılması, büyük bankaların ve şirketlerin kamu mülkiyeti altına alınması ve sosyal ihtiyaçları karşılamak için toplumun sosyalist temelde yeniden örgütlenmesi gerektiğini gösteriyor.

Loading