Perspektif

1 Mayıs 2022 konuşması

NATO-Rusya savaşı ve uluslararası işçi sınıfının görevleri

Aşağıda, 1 Mayıs’ta düzenlenen 2022 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nda David North tarafından sunulan açılış raporunu yayımlıyoruz. North, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin Uluslararası Yayın Kurulu başkanı ve ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ulusal başkanıdır

Bu yılki 1 Mayıs olağanüstü koşullarda düzenleniyor. Dünya, bu gezegendeki yaşamın yok etme tehdidi oluşturan bir nükleer dünya savaşının eşiğinde duruyor. 2022 1 Mayıs’ının zorlu görevi, işçi sınıfının uluslararası birliğinin bu kutlama gününü, dünya nüfusunun geniş kitlesinin, NATO-Rusya savaşının canice ve pervasızca nükleer bir çatışmaya dönüşmesini durduracak ve onu zorla sona erdirecek küresel hareketinin başlangıcı yapmaktır.

Bu hareketin örgütlenmesi, gelişmesi ve zaferi, savaşın nedenlerinin ve hizmet ettiği çıkarların net bir şekilde anlaşılmasını gerektirir.

Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı

Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi, yani Sosyalist Devrimin Dünya Partisi, açık bir şekilde, ABD ve Avrupa emperyalizmini Rusya ile çatışmayı kışkırtmakla suçluyor. Bu, Ukrayna’da veya dünyanın herhangi bir yerinde demokrasiyi savunmakla ilgili bir savaş değildir. Amacı dünyanın yeniden paylaşılması, yani yerkürenin maddi kaynaklarının bölüşümü olan bir savaştır.

Rusya, ABD emperyalizminin hedefi haline gelmiştir. Bunun nedeni, Putin rejiminin otokratik karakteri değildir. Bunun nedeni, 1) Rus kapitalistlerinin çıkarlarını savunmasının, ABD’nin Çin ile savaş hazırlıklarına odaklanan küresel hegemonya güdüsüyle çatışması; 2) geniş Rus toprakları, altın, platin, paladyum, çinko, boksit, nikel, cıva, manganez, krom, uranyum, demir cevheri, kobalt ve iridyum gibi son derece değerli ve stratejik açıdan kritik hammaddelerin, metallerin ve madenlerin kaynağıdır. ABD, bunları kendi kontrolü altına almaya kararlıdır.

ABD ile müttefik olan diğer büyük emperyalist güçler de aynı şekilde kendi gerici ekonomik ve jeostratejik çıkarlarının peşindedir. Ukrayna’daki çatışma, 1941-1945 yılları arasında Sovyetler Birliği’ne karşı bir imha savaşı yürüten Alman emperyalizmine, Nazi rejiminin çöküşünden bu yana en büyük silahlanma hamlesine girişme fırsatı verdi.Britanya emperyalizmi, her zaman olduğu gibi, ABD ile olan “özel ilişkisinin” kendisine savaş ganimetlerinden tatminkar bir paysağlayacağı umuduyla, Amerika liderliğindeki bir savaşa katılmaya heveslidir. Fransız emperyalistleri, Amerika’nın Rusya’ya karşı savaşını isteksizce de olsa onaylayarak, ABD’nin Fransızların Afrika’daki operasyonlarına müdahale etmeyeceğini umuyorlar. NATO ittifakının daha küçük güçleri bile ABD önderliğindeki savaşı destekledikleri için ödüllendirilmeyibekliyor. Örneğin Polonya, Lviv’in bir zamanlar Polonya’nın Lwow şehri olduğunu unutmuş değil.

ABD’nin, egemen bir ulus olarak Ukrayna’nın isterse NATO’ya katılma “kutsal hakkından” söz etmesine gelince, Washington, ulusal savunma çıkarları Amerikan güvenliğine tehdit olarak görülen hiçbir ülkeye bu hakkı tanımamaktadır. Tam da Ukrayna’daki kriz gelişirken, ABD, Batı Kıyısı’ndan 10.000 km uzaklıktaki Solomon Adaları’nı Çin ile savunma anlaşması yapmaktan alıkoymak için askeri harekat tehdidinde bulunuyor.

NATO’nun, kayıp “Sovyet imparatorluğunu” restore etme niyetindeki saldırgan Rusya tarafından siyasi olarak suçsuz Ukrayna’nın “sebepsiz” istila edilmesine yanıt verdiği iddiaları birer yalandır. Savaşın arka planına ilişkin nesnel bir araştırma, Rusya’nın 24 Şubat 2022’deki istilasının NATO’nun amansız genişlemesine umutsuz bir yanıt olduğunu açıkça göstermektedir. Son iki aydaki savaşın gelişiminin açıkça gösterdiği üzere, ABD ve NATO, Rusya’ya karşı bir vekil savaşı yürütmek için, Azak Taburu ile bağlantılı neo-Nazi unsurlarla yakın işbirliği içinde çalışan Ukrayna kuvvetlerini silahlandırdı ve eğitti.

NATO’nun Rusya’ya karşı geniş çaplı seferberliğinin, istilaya karşı öngörülmemiş, planlanmamış ve doğaçlama bir tepki olduğu iddiası, siyaseten saf olanlara yönelik bir peri masalıdır. Bu, ABD ve NATO’nun istediği, senaryo oluşturduğu, hazırlandığı ve kışkırttığı bir savaştır. 2005'teki ilk “Turuncu Devrim”den ve özellikle Obama yönetimi tarafından 2014 yılında Rusya yanlısı Yanukoviç hükümetini devirmek için düzenlenen Maydan darbesinden bu yana ABD, Rusya ile savaş rotasına girmiştir.

ABD ve NATO’nun savaşı planlamadığı veya kışkırtmadığı şeklindeki sinik iddia, Uluslararası Komite tarafından yinelenen uyarılarla en güçlü şekilde çürütülmektedir. 2014 yılında Uluslararası Komite ve Dünya Sosyalist Web Sitesi tarafından düzenlenen ilk çevrimiçi 1 Mayıs toplantısında, Maydan darbesinden sadece birkaç ay sonra şu uyarıda bulunmuştuk: “Ukrayna krizi, ABD ve Almanya tarafından, Kiev’de bir darbe düzenleyerek, kasıtlı olarak başlatıldı. Bu darbenin amacı Ukrayna’yı ABD ve Alman emperyalizminin doğrudan denetimine sokacak bir yönetimi iktidara getirmekti. Washington’daki ve Berlin’deki komplocular, bu darbenin Rusya ile bir cepheleşmeye yol açacağını çok iyi biliyorlardı. Gerçekte, ABD ve Almanya, bir cepheleşmeyi önlemeye çalışmak şöyle dursun, kendi uzun vadeli jeo-politik çıkarlarının gerçekleşmesi için Rusya ile bir çatışma gerektiğine inanıyor.”

Tam altı yıl önce bugün, 2016 1 Mayıs toplantısında, ABD’nin küresel hegemonya yöneliminin onu Rusya ve Çin ile savaş rotasına soktuğu uyarıda bulunmuştuk:

Pentagon ve CIA stratejistlerinin önemli bir bölümü, Çin'in stratejik yalıtılmasının, ABD’nin Asya-Pasifik ve Hint Okyanusu bölgelerini denetlemesinden daha fazlasını gerektirdiğini düşünüyor. ABD'nin, aynı zamanda, uluslararası jeopolitikçilerin kitaplarında ‘dünya adası’ olarak nitelendirilen Avrasya’ya egemen olması gerekiyor. ABD ile Rusya arasındaki artan çatışmanın altında yatan stratejik hedef budur.

Uluslararası ilişkiler, eğer şimdiden onları aşmadıysa, 1930’ların sonlarında, II. Dünya Savaşı’nın öngününde var olan gerilim düzeyine ulaşmıştır. Almanya ve Japonya dahil olmak üzere bütün emperyalist güçler askeri yükümlülüklerini arttırıyor. ABD ile Çin ve Rusya arasında bir çatışmanın nükleer silah kullanımını içereceği zaten kabul ediliyor. Emperyalist devletlerin siyasi ve askeri liderlerinin ya da onların Pekin ve Moskova’daki ürkmüş düşmanlarının nükleer savaşın yıkıcı sonuçlarını göze almayacaklarını düşünmek, hataların en ağırı olacaktır.

Bir yıl sonra, 2017’deki 1 Mayıs toplantısında, ABD stratejistleri arasında yürütülen, gelecekteki bir askeri çatışmada nükleer silah kullanmanın olabilirliğine ilişkin tartışmalara dikkat çektik. Bu tartışmalar şunları içeriyordu: 1) Nükleer silah sahibi olmayan bir düşmana karşı nükleer güç kullanımı; 2) düşman ülkenin misilleme yapma kapasitesini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir ilk saldırı; 3) rakibini geri adım atmaya zorlamak içinnükleer silah kullanmakla tehdit etmek; ve 4) sınırlı nükleer savaşın başlatılması. Şu soruyu sormuştuk:

Bu stratejiyi geliştirmiş olan manyaklar kimler? Bu stratejilerden herhangi birini göz önünde bulundurma istekliliği,başlı başına bir çılgınlık işaretidir. Nükleer silahların kullanılmasının hesaplanamaz sonuçları olacaktır. Bu gerçek, egemen sınıfı savaşa başvurmaktan alıkoyacak mı? Bütün bir 20. yüzyıl tarihi -21. yüzyılın ilk 17 yılının deneyimlerinden söz etmiyoruz bile- bu tür iyimser varsayımların yanlış olduğunu gösteriyor. İşçi sınıfının siyasi stratejisi, kendi kendisini kandırmaya yönelik umutlar değil, gerçeklik üzerine kurulmalıdır.

Son bir alıntı daha: 2019 1 Mayıs toplantısında, ABD’de artan siyasi kriz bağlamında şunları söyledik:

İç politikanın yönetiminde anayasal kuralların ihlali ve dış politikada çete yöntemlerine başvurma, son tahlilde, kapitalist sistemin krizinden kaynaklanmaktadır. ABD’nin, Avrupa’daki ve Asya’daki rakiplerinden gelen jeopolitik ve ekonomik meydan okumalar karşısında,küresel egemenlik konumunu sürdürme yönünde her şeyi göze alan çabaları, sürekli ve tırmanan bir savaş durumunu gerektirmektedir.

Bu pervasız politika, Trump’la ya da Trump’sız yürürlükte olacaktır. Doğrusu, Demokratik Parti’yi sımsıkı sarmış olan Rusya karşıtı histeri, Demokratların Beyaz Saray’ı geri kazanması durumunda, bir dünya savaşı tehlikesinin daha da büyük olacağından kuşkulanmayı haklı kılmaktadır.

Gelişmeler uyarılarımızı doğruladı. Emperyalist savaşın korkunç mantığınınve sonuçlarının ortaya çıkmasını,işçi sınıfının kapitalizme karşı devrimci hareketi dışında hiçbir şey durduramaz. Bu perspektif, yalnızca ABD-NATO emperyalizmini kınamamızın değil, aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’yı istilasınayönelik tutumumuzun da temelini oluşturmaktadır.

Uluslararası işçi sınıfı açısından, NATO tarafından yürütülen savaşın emperyalist karakteri, Rus hükümetinin Ukrayna’yı istila etme kararını haklı çıkarmaz. Uluslararası Komite,siyasi olarak gerici olan bu istilayı kınıyor.Putin hükümetinin istila kararı, yozlaşmış Kiev hükümetinin politikalarından hiçbir şekilde sorumlu olmayan binlerce masum Ukraynalıyı öldürdü veya yaraladı, Rus ve Ukrayna işçi sınıfını böldü ve Washington DC ile Langley, Virginia’daki (CIA genel merkezi) emperyalist stratejistlerin ekmeğine yağ sürdü. Alman emperyalizmine büyük çapta silahlanma fırsatı verdi.

Rusya’nın şu anda karşı karşıya olduğu tehlikeler, son tahlilde,Sovyetler Birliği’nin 1991’de Stalinist bürokrasi tarafından dağıtılmasının ve kapitalizmin restorasyonunun sonucudur. Sovyetler Birliği’nin, 1917 Ekim Devrimi’ne yol gösteren sosyalist enternasyonalizm ilkelerinin Stalinist reddinin sonucunda yok edilmesi, Sovyet bürokrasisi tarafından coşkuyla benimsenmiş olan felaket derecesinde yanlış üç anlayışa dayanıyordu.

Birincisi, kapitalizmin restorasyonunun Rusya’nın hızla zenginleşmesiyle sonuçlanacağıydı. İkincisi, bürokratik rejimin dağılmasının burjuva demokrasisinin gelişmesiyle sonuçlanacağıydı. Üçüncüsü, kapitalist Rusya’nın devrimci mirası reddetmesinin, mutlu bir uluslar topluluğu ile barışçıl bütünleşmesiyle sonuçlanacağıydı. Bu hayali beklentiler gerçeklik eliyle paramparça edildi.

Lev Troçki’nin, 1936 tarihli İhanete Uğrayan Devrim adlı eserindeparlak bir şekilde ayrıntılandırılan uyarıları doğrulanmıştır. Kapitalist restorasyonun sonuçları şunlar oldu:Rus nüfusunun büyük bir kısmının yoksullaşması; bürokratik rejimin yerinidiktatörce bir oligarşik yönetimin alması ve Rusya’nın, emperyalist güçler tarafından kontrol edilen yarı sömürge devletçiklere bölünmesi şeklindeki yakın tehdit.

Putin rejiminin Rusya’nın karşı karşıya olduğu tehlikelere Ukrayna’yı istila etmekten başka bir çözüm bulamamış olması ve şimdi NATO’nun provokasyonlarına nükleer bir yanıt verme tehdidinde bulunması, kapitalist restorasyon rejiminin siyasi iflasına tanıklık etmektedir. Zenginliği, işçi devletinin ulusallaştırılmış mülkiyetininsistematik olarak yağmalanmasından gelen Rus kapitalist oligarşisi, Sovyetler Birliği’nin toplumsal ve siyasi temellerinde ilerici olan her şeyi reddetti.

Putin’in 21 Şubat 2022’deki konuşmasında, Ukrayna’ya yönelik yaklaşan istilayı, Bolşevik rejiminin, daha önce çarlık rejimi tarafından vahşice bastırılan milliyetlerin demokratik haklarını savunmasını açık ve sert bir şekilde kınayarak haklı göstermeye çalışması tesadüf değildir. Putin, Sovyet Ukrayna’nın yaratılmasının “Bolşevik politikasının bir sonucu olduğunu”ve oranın “haklı olarak ‘Vladimir Lenin’in Ukrayna’sı’ olarak adlandırılabileceğini” ilan etti.“Onun yaratıcısı ve mimarı Lenin’di.”

Vladimir Lenin

Evet, Sovyet Ukrayna’nın yaratıcısı Lenin’di ve Bolşeviklerin ezilen ulusların, özellikle de Ukrayna’daki ezilen ulusun haklarını savunması, Troçki liderliğindeki Kızıl Ordu’nun Ekim Devrimi’ni takip eden İç Savaş’taki zaferinde önemli bir faktördü. Putin, şunu belirtmekten dikkatle kaçındı: Sovyetler Birliği’ndeki bürokratik yozlaşma sürecinin ilk ifadesi, Stalin’in, Lenin’in Rus olmayan milliyetlerinhaklarını savunmasını baltalama çabalarıydı.

Bu ilkeler, Mart 1920’de Troçki tarafından hazırlananve özellikle kritik Ukrayna meselesine değinen bir belgedegüçlü ve etkili bir biçimde detaylandırılmıştı. Troçki, gerici burjuva milliyetçilerine hiçbir taviz vermeden şunları yazıyordu: “Ukrayna kültürünün … yüzyıllar boyunca çarlık ve Rusya’nın sömürücü sınıfları tarafından bastırılmış olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak, Rusya Komünist Partisi Merkez Komitesi, Partinin tüm üyelerinin, Ukrayna dili ve kültürünün özgür gelişimi önündekitüm engelleri ortadan kaldırmaya her yolla yardımcı olmasını zorunlu kılmaktadır.” 

Sosyalizmin ve Ekim Devrimi’nin mirasının amansız bir düşmanı olan Putin, Ukrayna işçi sınıfına gerçek anlamda demokratikve ilerici bir çağrıda bulunmaktan acizdir. Bunun yerine o, çarcı ve Stalinist Büyük Rus şovenizminin gerici mirasına başvuruyor.

Dördüncü Enternasyonal’in Putin’in Ukrayna’yı istilasına muhalefeti, Lenin ve Troçki’nin muhafaza ettiği ilkelerin savunulmasına dayanmaktadır. Ancak bu ilkelerin savunulması, ABD ve Avrupa emperyalizminin gerici entrikalarına karşı amansız bir muhalefeti gerektirir.

Bir nükleer Üçüncü Dünya Savaşı yönündeki yakın tehlike, Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasını izleyen küresel sosyoekonomik ve siyasi gericilik ve emperyalist şiddet dalgasının doruk noktasıdır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçtiğimiz hafta Kiev sokaklarında dolaşırken, umutsuz bir havayla, 21. yüzyılda savaşın bir “saçmalık” olduğunu ilan etti. Bay Guterres bu felsefi anlayışa ancak Ukrayna’yı ziyaret ettikten sonra ulaştıysa, onun son 22 yıldır nerede saklandığını merak etmek gerekir. Henüz genç olan bu yüzyıl, bir an olsun huzur yüzü görmedi. Doğrusu, son 30 yıldır, bitmek bilmeyen ve kontrol edilemeyenemperyalist şiddet patlamasınatanık olunuyor. Bunu başlıca kışkırtıcısı, Beyaz Saray sakinleri olmuştur.

Guterres’in yorumu, Ukrayna’daki savaşın ondan önce olan her şeyden ayrı tutulmasına örnek oluşturmaktadır. Sanki son otuz yılın Amerikan ve NATO savaşları hiç yaşanmamış gibi. Ukrayna’daki şiddet ve can kaybı, kitle iletişim araçlarında modern emsali olmayan bir dehşet olarak sunuluyor. İddiaya göre Ruslar tarafından işlenen suçlar o kadar uç bir karaktere sahip ki, ancak Nazilerin vahşeti ile kıyaslanabilir. Ukrayna’nın istilası, bir savaş suçları mahkemesinin kurulmasını ve Vladimir Putin’in yargılanmasını gerektiren bir soykırım eylemi ilan edildi. Soykırım iddiaları, Başkan Biden tarafından Putin’in görevden alınması, yani Rusya’da rejim değişikliği çağrısı yapmayı meşrulaştırmak için öne sürülmüştür.

Dahası, Rusya’ya karşı yürütülen propaganda kampanyası, Rus halkına suçlu muamelesi yapacak şekilde genişletilmiştir. Rus yazarlar, müzisyenler, sporcular, bilim insanları ve hatta Rus kültürünün dünya tarihsel başarıları, toplu cezalandırmanın hedefi olmuştur. Bu vahşi saldırı, topyekûn savaş için gerekli olan gözü dönmüşatmosferi yaratmak üzere Rusya’ya karşı körü körüne nefreti teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu, iyi bilinen bir propaganda taktiğidir. Modern biçimiyle, I. Dünya Savaşı’nın ürünüdür. Tarihçi Robert Haswell Lutz tarafından daha 1933’te açıklandığı gibi amacı, “yeni arzuların yaratılması, grup hipnozu, karşı propagandanın tecrit edilmesi, halkın seçilmiş ve taraflı bilgileri özümsemesidir.”

Bu tekniklerin gelişimi, Amerika Birleşik Devletleri'nde mükemmelleştirildi ve en etkili kullanımı, Bush yönetiminin 2002-2003 yıllarında tamamen uydurulmuş, Irak’ın “kitle imha silahları”na sahip olduğu iddiasıydı. Columbia Journalism Review’un 2003’te açıkladığı gibi, bu kampanyanın etkinliği, “büyük ölçüde, ABD yönetiminin, Saddam Hüseyin’in Amerika’ya tehdit oluşturduğuna dair her uydurma iddiasını eleştirmeden tekrarlayan itaatkar bir basına bağlıydı.”

Henüz Buça vahşeti gibi iddiaların inandırıcı bir kanıtı bulunmamış olsa da, Rus ordusuna atfedilen tüm suçlar doğru olsa bile, bunlar ABD’nin son otuz yılda yürüttüğü savaşlar sırasında işlenen belgelenmiş suçların yanına bile yaklaşamazlar.

ABD, 1991’den beri Irak, Somali, Sırbistan, Afganistan, Libya, Suriye ve Sudan’ı bombaladı veya istila etti. Bu tam liste değildir ancak bu istilalardan kaynaklanan toplam ölüm sayısı birkaç milyon insandır.

Amerikan medyası, ABD emperyalizminin hedeflerini gizlemenin ve bu süreçte,bu kelimenin gerçek anlamını önemsizleştirmenin bir yolu olarak “soykırım” iddialarıyla oynuyor. Ama illa bu kelime kullanılacaksa, Amerika’nın sadece son otuz yılda Ortadoğu ve Orta Asya’daki müdahalelerinin sonuçları için kullanılabilir. Biden, Putin’i Lahey’deki mahkeme önüne çıkarılması gereken bir savaş suçlusu olarak kınıyor. Belki öyledir. FakatABD tarafından işlenen suçların belgelenmiş kayıtlarına göre, Putin'in yanında sanık sandalyesinde oturması gereken birçok Amerikan başkanı,  yüksek devlet yetkilisi ve generalbulunmaktadır. 

Tek kurgu; NATO’nun Rusya’ya karşı savaşının, Ukrayna’ya karşı sebepsiz saldırganlığa bir yanıt olduğu iddiası değildir. Geçtiğimiz Perşembe günü Beyaz Saray’da yaptığı son açıklamalarda Biden, Kongre’den “Ukrayna’yı özgürlük mücadelesinde desteklemek için”33 milyar dolar dahatahsis etmesini istediğini söyledi. Oysa ABD Dışişleri Bakanlığı 2020 raporunda Ukrayna’daki “özgürlük” durumunu şöyle tarif etmişti:

Önemli insan hakları sorunları şunları içermektedir: yasa dışı veya keyfi öldürme; kolluk kuvvetleri tarafından tutuklulara yapılan işkence ve zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırma vakaları;cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerinde ağır ve yaşamı tehdit eden koşullar; keyfi tutuklama veya gözaltı; yargı bağımsızlığıyla ilgili ciddi problemler.

Rapor ayrıca şunları belirtiyordu: “ciddi yolsuzluk olayları; kadına yönelik şiddetin soruşturulmaması ve hesabının sorulmaması; antisemitizm güdülü şiddet veya şiddet tehditleri; engelli kişileri, etnik azınlık gruplarının üyelerini ve lezbiyen, gey, biseksüel, trans veya interseks bireyleri hedef alan şiddet veya şiddet tehditlerini içeren suçlar ve çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin varlığı.”

Rapor şunlardan şikayetçiydi: Ukrayna hükümeti, “suistimaller gerçekleştiren yetkililerin çoğunu kovuşturmak veya cezalandırmak için yeterli adımları atmadı ve bu da bir cezadan muaf olma ortamına yol açtı. İnsan hakları grupları ve Birleşmiş Milletler, hükümet güvenlik güçleri tarafından işlendiği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin soruşturmalarda önemli eksiklikler olduğunu kaydetti.”

Ukrayna hükümeti, Komünist Parti’yi ve diğer birçok siyasi örgütü yasaklamışve ayrıca milyonlarca Ukraynalının dili olan Rusçanın kullanımını engellemeyi amaçlayan yasalar çıkarmıştır.

Bu “eksikler” artık Ukrayna’nın “yeni gelişmeye başlayan demokrasisini” ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i yücelten medya tarafından haber yapılmıyor. Ama yakın geçmişte, IMFve Batı bankaları, Ukrayna’ya sert bir mali kemer sıkma rejimi uygularken, Zelenskiy’i yolsuzluğa batmış bir hükümetin lideri olarak sert bir şekilde kınamıştı. Rus oligarklarını kınamakta sınır tanımayan Biden, bir avuç milyarderin bu yoksul ülkenin ekonomisini kontrol ettiği bilinen bir gerçek olmasına rağmen, Ukrayna’daki oligarklara karşı saygılı bir sessizlik içindedir.

Ancak NATO’nun Rusya’ya karşı savaşta Ukrayna’yı bir vekil olarak kullanmasını meşrulaştırmak için kullanılan tüm yalanlar ve yanlış haberler arasında en sinsi ve politik olarak açıklayıcı olanlar, Ukrayna’daki faşist milliyetçiliğin kirli tarihini örtbas etmeye çalışanlardır. Ukraynalı faşistler, II. Dünya Savaşı sırasında Polonyalılara ve Yahudilere yönelik toplu katliamlar yapmıştır.

Medya, II. Dünya Savaşı sırasında Ukraynalı Milliyetçiler Örgütü’ne (OUN) önderlik edentoplu katliamcı Stepan Bandera’nın kült benzeri bir figür statüsüneyükseltilmesi konusunda sessiz kalıyor. Bandera’nın, OUN üyelerinin ve örgütün silahlı kanadı Ukrayna İsyan Ordusu’nunulusal kahramanlar olarak yüceltilmesi, Turuncu Devrim’den sonra Viktor Yuşçenko’nun devlet başkanlığıyla başladı. 2014’ten sonra, soykırımcı milliyetçiliğin bu faşist ve yeminli antisemitik kahramanlarını kötülemek suç haline getirildi.

1 Ocak 2019'da Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlenen mitingde aşırı sağcı partilerin destekçileri meşaleler ve Stepan Bandera’nın portresininin bulunduğu bir pankart taşıyor. Pankartta “Zamanı gelen bir fikri hiçbir şey durduramaz” yazıyor. (AP Fotoğrafı/Efrem Lukatsky)

Tarihin tahrif edilmesi, günümüz Ukrayna ordusu içindeki silahlı faşist birliklerin meşrulaştırılmasının başlıca ideolojik temeli işlevi gördü. Bu birliklerin en kötü ünlüsü Azak Taburu’dur. Azak Taburu, Doğu Ukrayna’da 2014’ten bu yana 14.000’den fazla cana mal olankanlı iç savaşta merkezi bir rol oynadı. Onun etkisi Ukrayna ile sınırlı değildir. Azak’ın faaliyetlerini inceleyen bir uzmanın açıkladığı gibi, “Bu, dünyadaki diğer aşırı sağcı hareketler için bir model ve ilham kaynağı işlevi görmüşve görmeye edecek bir harekettir. Şiddeti ikiyüzlücebenimsemesive giderek güçlenen ulusötesi aşırı sağın parçası olma hırsları, onu Ukrayna sınırlarının ötesinde bir tehdit haline getiriyor.”

ABD emperyalizmi ve onun NATO müttefikleri, bu tür gerici güçlerle ittifak halinde, dünyayı nükleer bir felaketin eşiğine getiriyor. Biden yönetimi, canice seviyede çılgınca davranışlara eğilimli bir pervasızlık düzeyinde hareket ediyor. Soğuk Savaş boyunca, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki silahlı bir çatışmanın yıkıcı bir nükleer çatışmaya dönüşme potansiyeline sahip olduğu ve dolayısıyla bundan kaçınılması gerektiği, tartışılmaz bir doğru olarak kabul edilmişti. 1962 Küba füze krizi sırasında, Başkan Kennedy’nin en büyük korkusu, Washington ile Moskova’daki liderler tarafından hasmın niyetlerinin yanlış okunmasının nükleer bir savaşa yol açabileceğiydi. Biden yönetimi ile onun Londra ve Berlin’deki benzerleri, bu tehlikeye tamamen kayıtsız görünüyor.

Biden’ın yaptığı yorumlar bariz çelişkilerle damgalanmıştır. Sadece birkaç hafta önce Biden, ABD ile Rusya arasındaki bir askeri çatışmanın III. Dünya Savaşı’na yol açabileceğini belirtmişti. Ama şimdi Ukrayna’ya silah akıtıyor ve doğrudan çatışma olasılığını artırıyor. Putin’in, Rus askerlerine karşı kullanılmak üzere Ukrayna’ya ölümcül silahlar sağlayan ülkelere, siyasi ve askeri gerekçelerle, doğrudan saldırmak zorunda hissedeceği bir senaryoyu hayal etmek zor değildir. Rusya bir NATO ülkesine misilleme yaparsa ve bu süreçte Amerikan kuvvetlerine saldırırsa, Biden yönetimi nasıl tepki verecek?

Bir yandan Biden, Putin’in nükleer silah kullanma tehditlerini yalnızca çaresizlik ifadeleri olarak ciddiye almıyor. Ancak nükleer silahlara başvurma tehlikesini artıran tam da bu çaresizlik hissidir. Ne var ki bu, Biden’ı endişelendirmiyor gibi görünüyor. Putin'in ABD ile savaşta olduğu inancıyla hareket edip etmeyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği doğrudan kendisine sorulduğunda, Biden “Ne yaparlarsa yapsınlar, hazırız,” diyerek omuz silkti.

Bunun tek anlamı, ABD’nin, NATO ile Rusya arasındaki savaşın nükleer savaşa dönüşme potansiyeline sahip olduğunu kabul ettiğidir. Ancak Biden ya da NATO ülkelerinin herhangi bir lideri bu tehlikeyi açıkça itiraf etmiş veya nükleer savaşın sonuçlarının ne olacağını kamuoyuna açıklamış değildir.

Rusya’ya karşı ABD-NATO savaşının potansiyel olarak feci sonuçlarının kasten gizlenmesi, tarihsel olarak devasa boyutlarda bir suçtur.

Savaş tehlikesini reddetmese de küçümseme yönünde genel bir eğilim var. Çoğu insan, nükleer savaşın sonuçları çok korkunç olduğu için, sadece delilerin bunun olmasına izin vereceğini varsayma eğilimindedir. Sonunda “akıl” galip gelmelidir.

Ancak bütün bir 20. yüzyılın ve 21. yüzyılın ilk yirmi yılının tüm tarihi, bu tür kendi kendine güven veren bir gönül rahatlığının aleyhine tanıklık ediyor. On milyonlarca kurbanıyla I. ve II. Dünya Savaşları yaşandı. Savaşın patlak vermesi, bireylerin deliliğinin değil, kapitalizmin ölümcül çelişkilerinin bir ürünüdür.

BM Genel Sekreteri Guterres, 21. yüzyılda savaşın bir saçmalık olduğunu söylüyor. Ancak bu “saçmalık”, ayrılmaz bir biçimde bir dizi başka “saçmalığa” bağlıdır: sınıflı toplumun saçmalığı, üretim araçlarının özel mülkiyetinin saçmalığı, milyarlarca insan ezici bir yoksulluk içinde yaşar ve açlıkla karşı karşıya kalırken, dünya nüfusunun çok küçük bir kısmının elindeakıl almaz bir zenginliğin toplanmasının saçmalığı, gezegenin ekolojisinin sistematik olarak yok edilmesi saçmalığı veen büyük saçmalık: insanlığın, yalnızca topluma egemen olan şirket-finans oligarşinin çıkarlarına hizmet eden, sonu gelmeyen ve gereksiz çatışmalara yol açan ulus devletkabilelerine bölünmesi.

Dünyanın en güçlü hükümetlerinin, yaklaşık 20 milyon cana mal olan Sars-CoV-2 virüsünü ortadan kaldırmak için bilinen ve gerekli halk sağlığı önlemlerini almayı reddetmesi ve pandeminin çözümünün basitçe onu görmezden gelmekten ibaret olduğuna inanması “saçma” değil mi?

Ancak pandemiye verilen feci yanıta karar veren aynı liderler, şimdi III. Dünya Savaşı’na doğru götüren kararlar alıyorlar.

Başkan Biden, Başbakan Johnson, Cumhurbaşkanı Macron, Şansölye Scholz, hatta Devlet Başkanı Putin, kendi aralarındaki özel görüşmelerde bir dünya savaşının toplumsal bir felakete yol açacağını kabul ediyorlar. Ama 20. yüzyılda, ülkelerini I. ve II. Dünya Savaşlarına sürükleyenler de küresel çatışmanın sonuçlarından korkuyordu. Hitler bile eylemlerinin felakete yol açabileceğini anlamıştı. Ama bu onları durdurmadı. Sonunda, savaşın, zorlu ve karmaşık siyasi ve sosyoekonomik krizlerden çıkmanın tek yolunu sunduğu sonucuna vardılar.

Bugün var olan durum budur. Dünya kapitalist sistemi, barışçıl bir çözümü olmayan bir dizi karmaşık toplumsal, ekonomik ve siyasi çelişkiden muzdariptir. Dünya kapitalist girdabının patlayıcı merkez üssü olan Amerika Birleşik Devletleri, aynı anda hegemonik küresel konumunun kaybıyla, ekonomisinin kontrol edilemeyen şekilde kötüleşmesiyle, iç siyasi kurumlarının ve sosyal dengesinin çok ileri düzeyde bozulmasıyla karşı karşıya bulunuyor.

Yaklaşan bir ekonomik çöküş tehlikesinden korkan ve işçi sınıfının artan toplumsal radikalleşmesinin işaretlerinden dehşete düşen egemen sınıf, savaşı iç gerilimleri dışa yansıtmanın, derinden bölünmüş bir ülkeyi savaşa sokarak yapay olarak “birleştirmenin” bir aracı olarak görüyor.

Ancak savaşa başvurulması, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve tüm dünyadaki krizi yoğunlaştıracaktır. Savaşın etkileri, enflasyonda, gıda ve diğer yaşamsal ihtiyaç maddelerinin hayati tehlike arz eden kısıntısında şimdiden hissediliyor. Bu koşullar kitlesel grevleri ve gösterileri kışkırtıyor.

Dünya savaşı tehdidi yaratan çelişkiler aynı zamanda dünya sosyalist devriminin koşullarını da oluşturuyor. İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu zorlu görev şudur: dünya savaşına yol açan nesnel eğilimleri baltalayıp zayıflatırken, devrime yol açan nesnel eğilimleri güçlendirmek ve hızlandırmak.

Savaşa karşı mücadelenin temeli, işçi sınıfı hareketidir. Savaşı durdurma, kapitalizme son verme, ulusal sınırları kaldırma ve bir dünya sosyalist toplumu inşa etme kuvvetine sahip olan büyük toplumsal güç işte budur.

Lev Troçki

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve ona bağlı Sosyalist Eşitlik Partileri/Grupları, ulusal devleti savunmaya yönelik tüm şovenist çağrıları reddeder. Biz, Lev Troçki’nin 1934’te ifade ettiği şu enternasyonalist ilkeleri savunuyoruz:

Ulusal savunuyu vaaz eden bir “sosyalist”, çürüyen kapitalizmin hizmetindeki bir küçük burjuva gericidir. Savaş zamanında kendini ulusal devlete bağlamamak, savaş haritalarını değil sınıf mücadelesinin haritasını takip etmek, ancak daha barış döneminde ulusal devlete karşı uzlaşmaz bir savaşı çoktan deklare etmiş bir parti açısından olanaklıdır. Bir proleter öncü, ancak emperyalist devletin objektif gerici rolünü tam olarak kavrayarak her türden sosyal yurtseverliğe göğüs gerebilir. Bu şu anlama gelir: “ulusal savunu” politika ve ideolojisinden gerçek bir kopuş ancak uluslararası proleter devrim bakış açısı sayesinde olanaklıdır.*

Bu nedenle, merkezi görev, uluslararası işçi sınıfının emperyalist savaş yönelimine karşı seferber edilmesidir. Bu pervasız tırmanış durdurulmalıdır. Ukrayna’daki savaşason vermek için işçi sınıfının gücü harekete geçirilmelidir.

Uluslararası Komite, Rusya ve Ukrayna’nın cesur ve sınıf bilinçli işçilerine özel bir çağrıda bulunuyor: Burjuva hükümetlerinizin gerici politikalarını reddedin. Bu korkunç savaşa yol açan tüm kapitalist restorasyon projesini reddedin.

Bir zamanlar ülkenizin emekçi halkına ilham vermiş olan Marksizm ve Bolşevizm geleneklerine geri dönün. Biz, bu geleneklerin hâlâ kitlelerin bilincinde yaşadığından ve kolektif eylemde yeniden ortaya çıkacağından eminiz.

Uluslararası işçi sınıfı, emperyalist savaşa karşı savaş açmalıdır. Tüm siyasi görevlerin en kritik olanı, Sosyalist Devrimin Dünya Partisi olarak Dördüncü Enternasyonal’in inşasıdır. Bu perspektifle hemfikir olan ve bu mücadeleyi sahiplenmeye hazır olan herkesi saflarımıza katılmaya çağırıyoruz.

* Alıntının Türkçe çevirisi: https://www.marxists.org/turkce/trocki/1934/haziran/10.htm

Loading