BM Suriye savaşındaki sivil ölümleri belgelerken nedenlerini görmezden geliyor

BM İnsan Hakları Ofisi tarafından toplanan verilere göre, Suriye’deki savaş, 1 Mart 2011 ile 31 Mart 2021 tarihleri arasındaki on yılda 306.000’den fazla sivilin hayatına mal oldu. Bu rakama, sayılarının on binleri bulduğuna inanılan askerler ve savaşçılar ile aileleri tarafından yetkililere haber verilmeden gömülen sivil kurbanlar dâhil değildir.

BM ofisi savaşta ölen sivillerin sayısına ilişkin ilk kez veri açıklıyor. Bu veriler belgelenmiş sivil ölümlerinin toplam sayısını ve belgelenmemiş ölümlere ilişkin tahminleri içeriyor. BM tarafından daha önce yayımlanan rakamlar siviller ve sivil olmayanlar arasında ayrım yapmıyordu ve sadece belgelenmiş ölümlere odaklanıyordu.

Ukrayna’da Rusya’ya karşı hızla tırmanan ABD-NATO vekil savaşı nükleer bir çatışmaya dönüşme tehdidi oluştururken, uluslararası medya geniş çaplı sivil ölümleri olduğunu kabul ettiğini doğrulayacak şekilde, bu rakamların açıklanmasını büyük ölçüde görmezden geldi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, BM’nin verilerinin iç savaşta “çatışmaya bağlı ölümlerin şimdiye kadarki en yüksek tahmini” olduğunu söyledi. Ölümler “toplam nüfusun yüzde 1,5’ini” temsil ediyor ve “çatışmanın şiddeti ve ölçeği hakkında daha net bir fikir” veriyor. Bachelet ayrıca şunu vurguladı: “Açık konuşayım, bunlar savaş operasyonlarının doğrudan sonucu olarak ölen insanlar. Bu rakamlara, sağlık hizmetlerine, gıdaya, temiz suya ve diğer temel insan haklarına erişimin kaybedilmesi nedeniyle ölen ve henüz değerlendirilmeyi bekleyen çok daha fazla sayıda sivil dâhil değildir.”

BM’nin rakamları Şam İnsan Hakları Çalışmaları Merkezi, Suriye İstatistik ve Araştırma Merkezi, Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, İhlal Belgeleme Merkezi, Suriye Şüheda kayıtları, Suriye Hükümeti kayıtları ve BM İnsan Hakları Ofisi’nin kayıtlarından elde edildi. Veri tabanı, mağdurun tam adını, ölüm tarihini ve yerini, sorumlu olduğu iddia edilen aktörleri ve silah türüne göre ölüm nedenini de kaydetmektedir.

BM, belgelenen ölümlerin çoğunun çatışmalar, pusular ve katliamlar sırasında birden çok silah kullanımından kaynaklandığını, diğerlerinin ise ağır patlayıcı silahlar, hafif silahlar, yerleştirilmiş patlayıcılar, kimyasal silahlar ve patlamamış savaş kalıntılarından kaynaklandığını belirtti. Ölenlerin önemli bir kısmı gözaltındayken hayatını kaybederken, cinsel şiddet, işkence, kafa kesme veya asma sonucu hayatını kaybedenler de var.

BM, ölümlerin çoğuna Suriye hükümeti ve müttefiklerinin yanı sıra hükümet karşıtı silahlı grupların neden olduğunu iddia etti.

Bachelet, sivil ölümlerin sayısının “çatışmanın taraflarının sivillerin korunmasına ilişkin uluslararası insani hukuk normlarına saygı göstermemesi” konusunda ciddi endişelere yol açtığını söyledi ve savaş devam ettiği sürece sivil ölümlerin artmaya devam edeceği uyarısında bulundu.

Bachelet, İsrail’in yoğun nüfuslu bölgelere yönelik neredeyse her hafta gerçekleştirdiği hava bombardımanlarına ya da Türkiye’nin Suriye’de ABD destekli Kürt milislere yönelik –kaçınılmaz olarak daha fazla çatışmaya ve can kaybına yol açacak olan– saldırı planlarına değinmedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 23 Mayıs’ta “ Güney sınırlarımız boyunca, 30 kilometre derinliğinde güvenli bölgeler oluşturmak için başlattığımız çalışmaların eksik kalan kısımlarıyla ilgili yeni adımları atmaya yakında başlıyoruz,” diyerek Suriye’yi istila etme niyetinin sinyalini vermişti.

Raporun hiçbir yerinde “çatışma” olarak tanımladığı savaşın tarafları ya da savaşın nasıl ve neden ortaya çıktığı belirtilmiyor. Bunun, ABD ve Avrupa emperyalizmi, Türkiye, gerici Körfez ülkeleri ve İsrail tarafından desteklenen, finanse edilen ve silahlandırılan gerici paralı askerler tarafından Devlet Başkanı Beşar Esad’ın burjuva ulusal rejimini devirmek ve Washington’a itaat eden bir kukla hükümet kurmak amacıyla yürütülen bir vekil savaşı olduğundan bahsedilmiyor.

BM hiçbir noktada, yüz binlerce sivilin ölümünde ya da Suriye’nin orta gelirli bir ülkeden, günde iki saatten fazla elektriğe erişimi olmayan bugünkü cehennem çukuruna dönüşmesinde ABD ve müttefiklerinin oynadıkları rolü açıklamıyor, hatta bunu ima bile etmiyor. Suriye’nin büyük bölümünün harabeye dönmesinden sorumlu olan aynı ülkeler, tıpkı Rusya için Ukrayna’da yaptıkları gibi, Esad rejiminin insan hakları sözleşmelerini ihlal etmesi üzerinden sürekli ellerini ovuşturuyorlar.

BM’nin ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Türkiye ve İsrail’in Suriye’nin bazı bölgelerini yasa dışı işgali ya da ABD’nin ülkenin doğusundaki Deyrizor kenti çevresindeki petrol ve gaz altyapısını tahrip etmesi veya Suriye’nin arkeolojik eserlerini yağmalaması hakkında söyleyecek hiçbir şeyi yok.

2001’de Afganistan’ın, 2003’te Irak’ın ve 2011’de Libya’nın ABD öncülüğündeki istila edilmesinin hemen ardından gelen Suriye savaşı, Washington’ın Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini şiddet yoluyla yeniden yapılandırma çabalarının bir parçasıydı ve milyonlarca insanın hayatına mal oldu. Obama yönetimi, Esad rejiminin Mart 2011’de ülkenin güneyindeki Dera’da patlak veren protestoları acımasızca bastırmasını, birkaç yıldır aktif olarak düşünülen bir rejim değişikliği operasyonu için bahane olarak kullanmaya ve böylece Suriye’nin en önemli destekçisi olan İran’ı izole etmeye çalıştı.

Libya’daki Kaddafi rejimine karşı yürütülen operasyonda olduğu gibi, ABD yetkilileri ve medyasının da itiraf ettiği üzere, Washington’ın en önemli vekilleri, El Kaide ile bağlantılı Sünni mezhepçi güçlerdi: Libya İslami Mücadele Grubu, El Nusra Cephesi ve daha sonra Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), Heyet Tahrir el-Şam, Ceyş-ul İslam ve Suriye’deki diğer İslamcı gruplar. 1979’daki Sovyet işgalinden sonraki dönemdeki Afganistan örneğinde olduğu gibi, ABD, Türkiye ve İsrail’in erişim alanını kısıtlayacağına inandığı için İslamcıların zaferine göz yummaya hazırdı.

Bu gerici güçler, Fransa’daki Yeni Anti-Kapitalist Parti, Britanya’daki Sosyalist İşçi Partisi ve ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt gibi sahte sol grupların yanı sıra akademisyenler Juan Cole ve Gilbert Achcar tarafından “devrimciler” olarak yüceltildi. Emperyalizmin hizmetindeki bu siyasi şarlatanlar, Suudi Arabistan ve Katar gibi içeride her türlü muhalefeti yasaklayan gericilerin dışarıda ilerici bir devrimi nasıl destekleyebilecekleri bir yana, bu “devrimcilerin” programını ve perspektifini açıklama zahmetine bile katlanmadılar.

Obama yönetimi ancak IŞİD’in operasyon alanını Irak’a doğru genişletmesi, Irak topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirmesi ve 2014 yılında Bağdat’a ulaşmasına ramak kalması üzerine ona karşı harekete geçmiştir. ABD, ülkenin egemenliğini ihlal ederek Suriye içinde üsler kurdu, ülkedeki isyancı Kürt güçlerini IŞİD’e karşı destekledi ve hem IŞİD’in hem de Suriye hükümeti ve müttefiklerinin tesislerine karşı bombardıman harekâtları düzenledi.

Emperyalist güçlerin ve onların bölgesel müttefiklerinin cömert desteğine rağmen, bu “devrimciler” Esad’ı deviremediler ve aşırı sağcı, genellikle cihatçı politikalarının halk desteğinden yoksun olduğu kanıtlandı.

BM, büyük güçler ve dünya medyası, muhaliflerin elindeki İdlib vilayeti dışında, emperyalistlerin vekil savaşının yol açtığı korkunç acıları büyük ölçüde görmezden geldi ve savaş çığırtkanlıklarının doğrudan ve dolaylı olarak yol açtığı korkunç can kayıplarını umursamadı. IŞİD’e karşı ABD öncülüğündeki çok uluslu koalisyon, 2014’ten bu yana Irak ve Suriye’deki hava saldırılarında en az 1.417 sivilin öldüğünü kabul ederken, izleme grubu Airwars gerçek rakamın 8.192 ile 13.244 arasında olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, ABD ordusu tarafından yürütülen soruşturmalarda, askerlerinin savaş kanunlarını ihlal etmediği ya da kasıtlı olarak sivil kayıplara neden olmadığı iddia ediliyor.

Suriye savaşı, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik gerici istilasına kadar dünyanın en büyük sığınmacı ve yerinden etme krizini doğurmuştu. Yaklaşık 5,6 milyon insan ülkeden kaçtı, 6,9 milyon kişi de Suriye içinde yerinden edildi ve çatışmalar ülkenin çeşitli yerlerinde devam ediyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yaklaşık 14,6 milyon insan (nüfusun yaklaşık yüzde 80’i ve savaşın başlangıcından bu yana kaydedilen en yüksek sayı), insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Gıda fiyatlarının yükselmesi ve gıda bulunabilirliğinin azalması nedeniyle 2022 yılında yaklaşık 12 milyon kişinin gıda sıkıntısı çekmesi bekleniyor. Aynı zamanda, asilerin elindeki İdlib vilayetine yönelik olmadığı sürece, insani yardım çağrılarına rutin olarak kulak asılmıyor.

Ortadoğu’nun ve enerji kaynaklarının kontrolü için yürütülen vekil savaşında Suriye’nin ekonomisinin, tarımının, eğitim ve sağlık sistemlerinin yok edilmesi, ABD ve NATO müttefiklerinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i devirmek ve Rusya’nın geniş enerji ve maden kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek amacıyla Ukrayna’daki savaşı tırmandırması nedeniyle yaşanacaklara dair keskin bir uyarı işlevi görmelidir.

Emperyalist güçlerin kontrolü altında bir kurum olan BM, Suriye’de yüz binlerce sivilin ölümünden ve 11 yılı aşkın süredir devam eden korkunç acılardan sorumlu olanların ne kim olduklarını söylemekte ne de onlardan hesap sormaktadır. Bu görev işçi sınıfına düşmektedir. İşçi sınıfının bunu gerçekleştirmesinin yolu, savaşa ve onun kaynağı olan kapitalist sisteme karşı birleşik bir mücadele vermesinden geçmektedir.

Loading