ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, önümüzdeki 24 saat içinde, ABD-Çin çatışmasını tırmandırmak amacıyla bir ABD uçak gemisi, bir destroyer, bir kruvazör ve onlarca F-35 uçağı eşliğinde Tayvan’a gelecek.
Pelosi’nin Tayvan’a gelişi, Çin’e karşı kasıtlı ve hesaplı bir provokasyondur. Sonuçları potansiyel olarak felakettir.
ABD’deki emekçiler, Beyaz Saray’ın onayıyla gerçekleştirilen ve kontrolden çıkarak Tayvan, Çin, Asya/Pasifik bölgesi ve bizzat ABD’de sayısız hayatı riske atma tehlikesi oluşturan bu kasıtlı provokasyona karşı çıkmalıdır.
ABD siyaset kurumunun önde gelen isimleri, Çin’in herhangi bir askeri müdahalesine ABD’nin de askeri bir karşılık vereceğini açıkça ifade ettiler. Eski Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Zack Cooper, Washington Post’a verdiği demeçte şunları söyledi: “Eğer Çinliler kasten bir harekette bulunursa ya da gerçek bir çatışmaya yol açacak bir kaza olursa –gemiler ya da uçaklar birbirine temas ederse ya da Tayvan’ın çok yakınından geçen bir uçağa ya da füzeye radar kilitlenirse– ABD’nin buna oldukça güçlü bir şekilde karşılık vermesi gerektiğini hissedeceğini düşünüyorum.”
Başkan Barack Obama’nın eski Asya danışmanı Evan Medeiros, New York Times’a yaptığı açıklamada, “Tırmanma riskleri aşikâr ve azımsanmayacak seviyede” uyarısında bulundu. “Bu son derece tehlikeli bir durum, belki de Ukrayna’dan daha tehlikeli.”
Çinli yetkililer ise Pelosi’nin ziyaretini bir “kırmızı çizgi”nin aşılması olarak gördüklerini söylediler. ABD Başkanı Joe Biden, Aralık 2021’de “Kimsenin kırmızı çizgilerini kabul etmiyorum” diyerek ABD-NATO’nun Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı savaşının önünü açmıştı.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, “ABD devam etmekte ısrar ederse, Çin ulusal egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için sağlam ve güçlü önlemler almak zorunda kalacaktır” dedi.
Çin devleti ve ordusu içindeki önemli grupların sözcülüğünü yapan Global Times gazetesi, planlanan ziyarete Çin’in vereceği yanıtın “askeri ve aynı zamanda stratejik” olacağını ilan etti.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping geçen hafta Biden ile yaptığı bir telefon görüşmesinde Biden’a “Ateşle oynayanlar ateşle yok olurlar” diyerek yakın tarihte bir Çin devlet başkanı tarafından yapılan en açık askeri misilleme tehdidinde bulundu.
Beyaz Saray’ın Pelosi’nin Tayvan’a seyahat etmesini engelleyemeyeceği iddiası yalandır. Pelosi, en az yarım düzine savaş gemisi tarafından desteklenen askeri bir uçakla seyahat edecek ve muhtemelen ona savaş uçakları eşlik edecektir. “Başkomutan” olarak bu askeri araçları alıkoymak tamamen Biden’ın yetkisi dahilindedir.
Bunun yerine Beyaz Saray, yetkililerin çekincelerine rağmen Pelosi’nin gezisine izin vermeyi tercih etmiştir. New York Times gazetesi bu sabah şu haberi verdi: “Bazı yetkililer, görüşmenin ardından yönetimin ziyareti durdurmaya çalışmanın yaratacağı potansiyel iç ve jeostratejik risklerin ... Bayan Pelosi’ye izin vermekten daha büyük olduğu sonucuna vardığını söylüyor.”
Pelosi’nin gezisi Çin’e yönelik bir dizi provokasyonun en sonuncusu ve en büyüğüdür. Buna ABD’li yetkililerin gülünç, utanmaz ve yüzsüz yalanları eşlik etmektedir.
Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, “Pekin’in, çoktandır devam eden ABD politikasıyla uyumlu potansiyel bir ziyareti bir tür krize dönüştürmesi ya da Tayvan Boğazı’nda veya çevresinde saldırgan askeri faaliyetlerini arttırmak için bir bahane olarak kullanması için hiçbir sebep yok” dedi.
Hiçbir sebep yok mu? Amerikan hükümetinin 1962’de Sovyetler Birliği’nin Küba’ya nükleer füze yerleştirme hamlesine, neredeyse nükleer bir çatışmaya yol açacak bir ablukayla karşılık verdiği unutulmamalıdır. Bugün Çin, ABD’yi askeri olarak kuşatma politikasının bir parçası olarak Küba’yı –ya da daha iyi bir benzetmeyle Porto Riko’yu– büyük çapta silahlandırıyor olsaydı ABD buna nasıl karşılık verirdi?
Dahası ABD, Çin ile yaptığı güvenlik paktı nedeniyle ABD’den 12.000 kilometre uzaklıktaki Solomon Adaları’nı istila etmekle tehdit etmiştir.
Kirby’nin kendisinin ya da Beyaz Saray’daki hiç kimsenin inanmadığı açıklamaları tamamen içeriye yöneliktir; haber bültenlerine ve ABD emperyalizminin hali vakti yerinde üst orta sınıf destekçilerine argüman sağlamayı amaçlamaktadır.
Çin devriminin ardından Tayvan, ABD destekli sürgündeki hükümetin merkezi haline geldi. Ülke 1949’dan 1987’ye kadar ABD destekli acımasız bir askeri diktatörlük tarafından “dünyanın herhangi bir yerinde bir rejim tarafından uygulanan en uzun süreli sıkıyönetim” altında yönetildi. Tayvan hükümeti bugün bile Çin anakarasının tamamının kendi kontrolü altında olduğunu iddia etmektedir.
Pelosi’nin ziyareti, ABD’nin on yıllardır Çin ile ilişkilerini yöneten “tek Çin” politikasını sistematik olarak ortadan kaldırmaya yönelik bir dizi eylemin sonuncusudur. Bu eylemler önce Trump yönetimi altında başlamıştır ve Biden yönetimi altında sürdürülmektedir.
Tek Çin politikası 1972 tarihli Şanghay Bildirisi ile oluşturulmuştur. Bu politika, “Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti’ni Çin’in tek yasal Hükümeti olarak tanıdığını” taahhüt eden 1972 tarihli Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına İlişkin Ortak Bildiri ile daha da somutlaştırılmış ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Tayvan ile “gayri resmi ilişkilerini” sürdüreceği belirtilmiştir.
Bu anlaşmalara meydan okuyan ABD, Tayvan ile resmi diplomatik bağlar kurmayı amaçlayan bir dizi provokasyon başlattı:
- Mayıs 2020’de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Tayvan Başkanı Tsai Ing-wen’e tebriklerini iletti.
- Trump yönetimi, Tayvanlı diplomatları ABD Dışişleri Bakanlığı ve diğer federal binalardaki etkinliklere katılmaya davet etti; bu uygulama Biden yönetimi altında da devam etti.
- Eylül 2021’de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Tayvan’dan bir ülke olarak bahsetti.
- Biden yönetimi Tayvan’ın ABD’deki temsilcisini ilk kez Biden’ın yemin törenine katılması için davet etti.
- Biden yönetimi yetkilileri, ABD askeri personelinin Tayvan’da askeri kuvvetleri eğittiğini ABD medyasına sızdırdı ve o zamandan beri Tayvan’daki Amerikan kuvvetlerinin iki katına çıkarıldığını duyurdu.
Açıkça görülüyor ki, Biden yönetimi, Çin ile bir tür askeri çatışma çıkarmak istiyor. Öyle olmasaydı Pelosi’nin seyahatinin yarattığı riske izin vermezdi.
Amerikan egemen sınıfı küresel hegemonyasını sürdürmek için Çin ile çatışmaktan başka bir yol görmemektedir. ABD’li askeri stratejistler açısından Çin ile savaş bir “varsayım” değil, “ne zaman” meselesidir.
Jeopolitik kaygıların ötesinde, Amerikan emperyalizminin pervasızlığı iç faktörler tarafından yönlendirilmektedir. ABD’deki ekonomik ve sosyal kriz ne kadar derinleşirse, uluslararası çatışmaları savaş noktasına kadar tırmandırma eğilimi de o kadar artmaktadır.
Biden yönetimi için önemli bir husus, Beyaz Saray’ın işçi sınıfı muhalefetinin yükselmesinden korktuğu koşullarda, faşist önderlikli Cumhuriyetçi Parti’nin desteğini korumaktır. Florida’dan Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio, Çin ile çatışmasında Biden yönetimini kesin bir şekilde destekleyeceğini açıklayarak, “İç politikada derin farklılıklarımız olabilir ... ancak dışarıdan tehdit edildiğimizde kırılmaz bir birlik ile karşılık vereceğiz” dedi.
ABD’nin Rusya ve Çin ile olan çatışmalarını her geçen gün, her geçen ay ve her geçen yıl tırmandırma çabaları, ABD egemen sınıfının kasten savaş çıkarmaya çalıştığını açıkça ortaya koymaktadır.
Dünyanın her yerindeki emekçiler, Amerikan kapitalizminin pervasız askeri provokasyonuna karşı çıkmalıdır. Çinli kitlelere karşı bir savaş aynı zamanda Amerikan işçi sınıfına karşı da bir savaş olacak ve bu savaştan tek çıkar sağlayan Amerikan mali oligarşisi olacaktır.
İşçiler, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve tüm dünyada mücadeleye girerken, pankartlarına savaşa karşı mücadeleyi yazmalılar.
