Yunanistan ile gerilimlerin ortasında Türkiye’nin yeni sondaj gemisi Akdeniz’e açıldı

Türkiye’nin Kasım 2021’de 180 milyon dolara satın aldığı Abdülhamid Han sondaj gemisi, 9 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı bir törenle Mersin’den denize açıldı.

Gemi, Doğu Akdeniz’de bulunan Antalya’nın 55 kilometre açığındaki Türk karasularında 2 ay boyunca petrol ve doğal gaz arayacak. Milli Savunma Bakanlığı konu ile ilgili olarak “Abdülhamid Han sondaj gemisine Deniz Kuvvetlerimize ait yüzer ve uçar unsurlar tarafından refakat sağlandığı” açıklamasını yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Ege kıyısındaki İzmir yakınlarında bulunan Seferihisar’da düzenlenen askeri tatbikatın son gününde savaş uçaklarının geçişini izliyor, 9 Haziran 2022 Perşembe. (AP aracılığıyla Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdülhamid Han gemisinin denize açılması töreninde yaptığı konuşmada isim vermeden Yunanistan’a ve onu destekleyen ülkelere sert sözlerle yüklendi. Erdoğan “Abdülhamid Han gemisi çalışmalarına başladığında arkalarına aldıkları ağa babalarına güvenerek bize efelik etmeye yeltenenler muhtemelen çıkacaktır. Onları ciddiye almayıp, muhatap görmedikçe şımarıklarını artıranların sonu bir gün kafayı duvara çarpıp kendilerine gelmek olacaktır,” dedi.

Erdoğan bu sözlerle, Yunanistan ile sıkı askeri-stratejik bağlar kuran Fransa ve ABD’yi kastediyordu. Yunanistan ABD-NATO’nun Rusya’ya karşı savaşında önemli bir askeri aktarma üssü haline gelirken, Türkiye Rusya ile olan önemli ekonomik ve askeri bağları nedeniyle bir arabulucu rolü oynamaya çalışıyor. Mayıs ayında Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Washington ziyaretine, Miçotakis’in artık kendisi için “var olmadığını” ilan ederek tepki vermişti.

Bununla birlikte, geminin Doğu Akdeniz’deki ihtilaflı sularda değil de Türkiye’nin kendi münhasır ekonomik bölgesinde sondaj çalışmaları yapacağının açıklanması, Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs arasında yeni bir gerilimin parlamasını şimdilik engelledi.

Erdoğan hükümeti, özellikle 2017 yılından itibaren hız verdiği sondaj politikasıyla, enerji konusunda yaklaşık yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türk burjuvazisinin çıkarlarını ilerletmeye ve bölgesel rakiplerine karşı avantaj elde etmeye çalışıyor. Türkiye’nin dördüncü sondaj gemisi olan Abdülhamid Han’ın 2 ay sürecek çalışmasının yanı sıra üç sondaj gemisi de Karadeniz’de hidrokarbon arama çalışmalarını sürdürüyor.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) 2021 petrol ve doğal gaz sektör raporuna göre, Türkiye 2021 yılında tükettiği 59,6 milyar metreküp doğal gazın 59,2 milyar metreküpünü ithal etti. Yani Türkiye’nin doğal gaz arzında ithalata bağımlılığı 2021 yılında yüzde 99,3 oldu. Türkiye 2021’de tükettiği doğal gazın yüzde 44,9’unu Rusya’dan, yüzde 16,1’ini İran’dan, yüzde 15’ini ise Azerbaycan’dan aldı.

Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs, İsrail ve Mısır gibi bölge ülkeleri, Doğu Akdeniz’deki devasa hidrokarbon rezervlerinin paylaşımı üzerine mücadele veriyor. Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaş yürüten ve Moskova’ya sert yaptırımlar uygulayan ABD ve Avrupalı emperyalist güçler ise, bu kaynakları Avrupa için Rus doğal gazına alternatiflerden biri olarak görülüyor. Bu, ABD Dışişleri Müsteşarı Victoria Nuland’ın Nisan ayı başında Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’a yaptığı ziyaretlerde başlıca konulardan biriydi.

Abdülhamid Han gemisinin ihtilaflı sulara girip girmeyeceği Yunan siyaset ve medya çevrelerinde bir süredir tartışılıyordu. Yunan ve Kıbrıs makamları gemiyi takip ederken, CNN Greece, “Atina ve Lefkoşa’nın teyakkuzda olduğunu” yazdı.

Ankara’nın sondaj gemisinin rotasını açıklamasının ardından Yunan Ekathimerini gazetesi bir yazısında şunları belirtti: “Seçilen bölge, Salı günü Mersin’de sergilenen gösteriye ve retorik aşırılıklara rağmen, Doğu Akdeniz’de bir sükûnet dönemi arzusu olarak görüldü.”

Bununla birlikte, gazete şu uyarıda bulunuyordu: “Türkiye’nin dış politikasının uzun vadeli özellikleri göz önüne alındığında Atina’da bir rehavet hissi söz konusu değil. Erdoğan’ın Salı günü bizzat belirttiği gibi, Abdülhamid Han Ekim ayından sonra başka yerlerde sondaj yapmaya devam edecek.”

Ekathimerini, başka bir yazıda ise şunları belirtti: “Erdoğan’ın Abdülhamid Han’ın ilk seferinde seçtiği ‘daha ılımlı senaryo’, Rusya-Ukrayna savaşının en kritik aşamalarından birinde NATO’nun birliğini tehlikeye atmamak için ABD’nin müdahalesinden kaynaklanıyor. ... Yunanistan’ın Ankara’nın provokasyonlarına karşı Washington’ın ve bazı güçlü Avrupa Birliği ülkelerinin desteğini aldığı yönündeki yaygın algıya uygun olarak, bu kesinlikle olası bir senaryo.”

Bu durum, Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürütülen ve NATO ile Rusya arasında topyekûn bir küresel çatışmaya dönüşme tehdidi taşıyan savaş koşullarında şimdilik kontrol altında tutulan Türk-Yunan gerilimlerinin patlayıcılığına işaret etmektedir. Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) etrafında toplanan burjuva muhalefet güçleri de dahil olmak üzere, Türk egemen sınıfının önemli kesimleri Yunanistan’a karşı daha saldırgan bir dış politika çağrısında bulunuyor.

CHP’nin başlıca müttefiki olan aşırı sağcı İYİ Parti’nin Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, Akdeniz’de daha saldırgan bir sondaj faaliyeti yürütmediği gerekçesiyle, hükümeti sağdan eleştirdi: “ABD/AB’yi rahatsız etmeyecek bir noktada faaliyet gösterilmesi siyasi veya ekonomik bir kazanım olmaktan uzak bir hamledir. Aynı zamanda Yunanistan’ın hak iddiaları ile de uyumluluk göstermektedir” dedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki tartışmalı adalarıyla ilgili olarak 2017’de yaptığı bir açıklamada, “2019’da o adaların hepsini gelip alacağım,” demişti.

Hem Türk hem de Yunan egemen sınıfları, derinleşen ekonomik ve toplumsal krizin ortasında büyüyen bir işçi sınıfı muhalefetiyle karşı karşıya bulunuyor. Türkiye’de resmi yıllık enflasyon yüzde 80’e ulaşırken yeni bir grev dalgası patlak gelişiyor. Yunanistan’da ise hükümetin NATO’nun Rusya’ya karşı savaşına verdiği destek kitlesel protestolara ve grevlere yol açtı.

Hem Türkiye hem de Yunanistan’da hükümetler ve burjuva politikacılar işçi sınıfını bölmek, grevleri engellemek ve Ege Denizi’nin her iki kıyısında büyüyen mücadeleleri bastırmak için militarizmi ve milliyetçiliği kullanma girişiminde birleşiyor.

NATO’nun Rusya’ya karşı savaşının ve ABD’nin Çin’e karşı artan provokasyonlarının ortasında Doğu Akdeniz’deki çatışmanın gündeme getirdiği büyük görev, uluslararası işçi sınıfının devasa güçlerinin emperyalist savaşa ve kapitalizme karşı sosyalist devrim mücadelesinde birleştirilmesidir. Bu görev, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünya genelinde şubelerinin inşa edilmesini gerektirmektedir.

Loading