Bir gencin öldürülmesini protesto gösterilerine polis saldırırken Fransa genelinde şehirler yanıyor

Salı günü 17 yaşındaki Nahel M.’nin arabasında polis tarafından öldürülmesinin ardından öfke tırmanırken dün gece Fransa’da onlarca şehir alev alev yandı. Protestolar uluslararası alana yayıldı. Belçika polisi Brüksel’in merkezinde Nahel’in ailesiyle dayanışma gösterisi yapan gençlere tazyikli suyla saldırdı.

Paris'in Nanterre banliyösünde 17 yaşındaki bir sürücünün polis tarafından vurularak öldürülmesinin ardından başlayan protestoların üçüncü gecesinde bir gösterici koşarken, 30 Haziran 2023, Cuma. [AP Photo/Aurelien Morissard]

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron dün sabah kabinesini acil olarak topladı; bununla birlikte kabine derhal olağanüstü hal ilan edilmesine karar vermedi. Ancak İçişleri Bakanı Gérald Darmanin’in protestoları bastırmak üzere ülke çapında 40.000 polis görevlendirmesi kararına rağmen, isyan hükümetin kontrolü dışına çıkarak tırmanmaya devam ediyor.

Fransız polisi dün sabah Nahel’in ailesinin çağrısıyla Nanterre’de 6.000’den fazla kişinin katıldığı sessiz yürüyüşe saldırdı. Yürüyüş başlamadan önce Darmanin, ağır silahlı Arama ve Müdahale Tugayı (BRI) ekiplerinin zırhlı araçlarla şehre konuşlandırıldığını duyurdu. Yürüyüş sırasında polis, “Nahel için adalet” ve “Bir daha asla” yazılı pankartlar taşıyan yaslı insanlara göz yaşartıcı gaz sıktı.

Nanterre’de gece boyunca devam eden çatışmalarda protestocular bir bankayı yaktı ve göstericilere göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi sıkan çevik kuvvet polisine havai fişeklerle karşılık verdi.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Lille, Lyon, Marsilya, Toulouse, Bordeaux, Montpellier, Strasbourg, Nice, Rennes, Rouen, Tours ve Paris bölgesi dahil olmak üzere onlarca şehir isyana ve polisle çatışmalara sahne oldu. Lille’de çok sayıda belediye binası ve polis karakolu yakıldı. Göstericiler arabaları yakıp polisle taş ve havai fişeklerle çatışırken, Toulouse ve Marsilya’nın çeşitli yerlerinden dumanlar yükseldi.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Fransa’nın ikinci büyük metropol bölgesi Lyon’da protestocular bazı banliyölerde otobüs ve tramvayları yaktı ve şehir merkezinde polisle çatıştı.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Montpellier, Reims ve Orléans’ta polis karakolları yakılırken, Fransa genelinde protestocular güvenlik kameralarını kırmak ya da bir dizi şehirde mağazalara girip yağmalamak için iş makinelerine de el koydu. Marsilya’daki Eski Liman yakınlarında ve başka yerlerde, BRI birimlerinin protestoculara gerçek mühimmatla ateş açtığına dair doğrulanmamış birkaç haber var. Polis helikopteri birimleri Marsilya’da, kuzey Paris bölgesinde ve başka yerlerde konuşlandırıldı.

Paris bölgesinde, şehrin güneyindeki 12. ve 14. bölgelerde çatışmalar yeniden patlak verdi ve isyancılar Louvre müzesi yakınındaki birkaç büyük mağazayı da tahrip edip yağmaladı. Banliyölerde protestocular Clichy-sous-Bois belediye binasını ve çeşitli belediyelerdeki polis karakollarını yaktı. Paris’in kuzeyindeki Saint-Denis ve güneyindeki Montargis de dahil olmak üzere birçok yerde arabaları devirip yaktılar ve polisle şiddetli çatışmalara girdiler.

Macron’un emeklilik reformlarına karşı milyonlarca kişinin katıldığı kitlesel protestolardan bu yana, Macron hükümeti bu yıl ikinci kez işçi sınıfıyla doğrudan karşı karşıya gelerek potansiyel olarak ölümcül bir siyasi krize girdi. Macron’dan yaygın biçimde nefret ediliyor. Fransız halkının yüzde 75’inin muhalefetine rağmen emeklilik haklarında kesintiye giden Macron yönetimi, “halka karşı bir yönetim” olarak görülüyor. Nahel’in öldürülmesi, Macron’un gösterilere şiddetle saldırmak ve onları bastırmak için güvendiği polislerin yargıç, jüri ve infazcı olarak işlev gördüğünü ortaya koyuyor.

Olaya ilişkin dolaşımda olan videolar, polisin cinayetten hemen sonra kendini savunmak için ateş ettiğini iddia eden sahte anlatımı tamamen çürüttü. Aslında video, polislerin Nahel’i durduklarını, tehdit ettiklerini ve ardından kendilerine yönelik herhangi bir tehdit olmadığı halde onu yakın mesafeden vurduklarını gösteriyordu. Dün sabah Nanterre Savcısı Pascal Prache, devletin Nahel’i öldüren polise karşı dava açmak zorunda kalacağını resmen teyit etti.

Prache, “Soruşturmalar ve gözlemlediğimiz unsurlar göz önüne alındığında, savcılık silah kullanmak için gerekli yasal koşulların oluşmadığını düşünmektedir,” dedi. Ardından da kasten öldürme suçlamasıyla soruşturma başlatılacağını duyurdu.

Nahel’in ailesinin hukuk ekibi ise Prache’ın davayı ele alış biçimini, polise yönelik diğer bazı önemli suçlamaların üzerini örtmekle eleştirdi. Avukatlar, “savcı, [olay sırasında orada bulunan] ikinci polis memurunun kasıtlı cinayetteki olası suç ortaklığını ve tetiği çekenin ilk baştaki yalan beyanları nedeniyle sahte resmi belgelerin düzenlenmesi ihtimalini gizlemiştir,” diye yazdılar. Bu temelde, davanın “objektif, bağımsız ve tarafsız bir şekilde” ilerlemesini sağlamak için davanın başka bir yargı bölgesine taşınması çağrısında bulundular.

Fransız iç istihbarat örgütleri, Nahel’in öldürülmesinin yol açtığı kitlesel isyanla ilgili olarak hükümet için bir rapor hazırladı ve bu rapor daha sonra basına sızdırıldı. İstihbarat örgütleri dün gecenin, protestoların ne kadar büyüyeceğini ve Macron’un ne kadar ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu görmek açısından “belirleyici” olacağını iddia ediyordu.

“Olayların üzerinden üç gün geçmesine rağmen gerilim hala dinmiş değil,” diyen raporda şu ifadelere yer verildi: “Yaz öncesi dönem ve güzel hava, gençleri kamuya açık alanlarda bir araya gelmeye ve hızla çeşitli şiddet eylemleri gerçekleştirmeye teşvik etmektedir. Dolayısıyla bu olayların tüm ülke genelinde devam etmesi ve bu akşamdan itibaren şimdiye kadar sakin olan mahallelere de sıçraması beklenmelidir.”

Nitekim bu durum, sağcı ya da aşırı sağcı siyasetçilerin, 2015 yılında Paris’te meydana gelen terör saldırılarının ardından ilan edilen ve devletin tüm temel demokratik hakları askıya almasına olanak tanıyan olağanüstü halin yeniden uygulanmasını talep eden açıklamalarına yol açtı.

Ancak Fransız kabinesinin dün sabahki kriz toplantısının ardından Başbakan Élisabeth Borne gazetecilere yaptığı açıklamada hükümetinin derhal bir olağanüstü hal ilan etmeyeceğini söyledi. “O koşullarda değiliz,” diyen Borne, “Adalet sistemi ilerliyor, işini yapıyor. Sükuneti istemeliyiz,” diye ekledi.

Gerçekte Macron hükümeti, açıkça diktatörce bir olağanüstü hal rejimi kurma seçeneğini reddederek Nahel için adaleti sağlamaya çalışmıyor. Hükümet bununla, Macron’a karşı var olan patlayıcı öfke göz önüne alındığında, kontrolünden tamamen çıkabilecek siyasi krizin daha da tırmanmasına neden olmaktan kaçınmayı amaçlıyor. En azından şimdilik, krizi atlatmaya ve işçi sınıfında daha büyük bir sosyal patlamayı tetiklemekten kaçınmaya çalışıyor.

Polislerin bakanları korumak yerine protestoculara saldırmaya odaklanabilmeleri için hükümet hiç de sevilmeyen bakanlarına gözlerden uzak durmalarını emrediyor. Resmi kaynaklar, BFM-TV’ye, bakanların “öncelikli olmayan” tüm faaliyetlerinin iptal edildiğini ve “gündem”e, yani Nahel’in öldürülmesinin yol açtığı krize odaklandıklarını doğruladı. BFM-TV, bu durumda başka işlerle uğraşan bakanları korumak için polis kullanmanın “güvenlik güçlerini gereksiz yere seferber etmek” olacağı sonucuna varıyordu.

Macron’un bakanları krizi atlatmaya çalışırken Jean-Luc Mélenchon’un önderlik ettiği sahte sol parti Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) siyasi desteğine güveniyorlar. LFI milletvekili Mathilde Panot şu anda Ulusal Meclis’te cinayeti, Fransız polisinin durmayı reddettiğini iddia ettiği bir araçla karşılaştığında derhal ateş etmesine izin veren yasanın bir bölümüne bağlamak için siyasi bir operasyon yürütüyor. Panot, bu bölümün iptal edilmesini öneriyor.

Panot dün Twitter’dan yaptığı açıklamada “LFI meclis grubu, Cazeneuve Yasası’nın 435-1 maddesinin yürürlükten kaldırılması için bir yasa tasarısı sunuyor,” diyerek “öldürme ruhsatı” olarak adlandırdığı bu tedbire atıfta bulundu.

Bu yasanın oynadığı rol ne kadar gerici olursa olsun, Nahel’in öldürülmesinin daha geniş kapsamlı sorunları gündeme getirdiği açıktır. Kitlesel toplumsal muhalefeti bastırmak için acımasız polis şiddetine başvurulması, altı yılı aşkın bir süredir Macron yönetiminin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bu, ifade özgürlüğü, serbest dolaşım ve grev gibi temel demokratik haklarını kullanan protestocuların gözaltına alınmasını, gizlice dinlemesini ve saldırıya uğramasını içermektedir. Bu durum, polisin ne zaman sürücülere ateş edebileceğini düzenleyen görev kurallarının basitçe değiştirilmesiyle ortadan kaldırılamaz.

Halkın temel sosyal ve demokratik haklarını korumak için polis devleti ve onun merkezinde yer alan cumhurbaşkanlığının keyfi gücü dağıtılmalıdır. Macron’un emeklilik kesintilerine karşı mücadelede olduğu gibi, bu görev de işçi sınıfının Macron’u devirmeyi ve iktidarı almayı amaçlayan siyasi bir mücadelede -yozlaşmış sendika bürokrasilerine yönelen LFI gibi güçlerden- bağımsız bir şekilde seferber edilmesini gerektirmektedir.

Loading