İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik artan soykırımı, dünyanın her kıtasında milyonlarca insanın katıldığı kitlesel gösterilere yol açtı.
Dünya Sosyalist Web Sitesi, İsrail’de Netanyahu hükümeti tarafından işlenen korkunç suçlara yönelik muazzam muhalefetin ifadesi olan bu gösterileri memnuniyetle karşılamaktadır. Egemen sınıfların savaş ve siyasi gericilik politikalarını başarıyla uyguladıkları uzun bir siyasi durgunluk dönemi sona eriyor.
Birleşik Krallık’ta Cumartesi günü Londra’da düzenlenen ve 2003 Irak istilasından bu yana düzenlenen en büyük savaş karşıtı gösteri olan mitinge 300.000’den fazla kişi katıldı. New York, Chicago, Los Angeles ve Washington D.C.’de on binlerce kişi yürüdü. Pazar günü 15.000’den fazla kişi Paris’te Place de la Republique’de toplandı. Almanya’nın Köln, Frankfurt, Hannover, Karlsruhe, Münster ve Stuttgart şehirlerinde binlerce kişi yürürken, Düsseldorf’ta 7.000 kişi protesto gösterisine katıldı. İspanya, Avustralya, Kanada ve diğer pek çok ülkede de kitlesel gösteriler düzenlendi.
Protestolar Ortadoğu’nun dört bir yanına yayılıyor. Cumartesi günü binlerce insan El-Sisi diktatörlüğünün emirlerine meydan okuyarak 2011 yılında kitlesel gösterilerin merkezi olan Mısır’ın Tahrir Meydanı’nı doldurdu. Geçtiğimiz hafta boyunca Lübnan, Türkiye, Irak, Ürdün, Yemen, Fas, Malezya ve Endonezya’da da gösteriler düzenlendi. Pakistan ve Cezayir’de bir milyondan fazla, Fas’ın Rabat kentinde ise yüz binlerce kişinin katıldığı protestolar düzenlendi.
Bu protestolar tüm dünyada farklı uluslardan insanları bir araya getirdi. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’daki gösterilere, İsrail hükümetini soykırım yapmakla suçlayan çok sayıda Yahudi katıldı. Gençler Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Ortadoğu’da protestolara ve okul yürüyüşlerine katılıyor ve bütün bir nesil siyasileşiyor.
Bu küresel hareket karşısında burjuva medya gösteriler yokmuş gibi davranıyor. New York Times, Washington Post ve Guardian’ın ön sayfaları gösterileri görmezden geliyor ve akşam haberlerinde gösterilere yer vermiyor.
New York Times’ta yayımlanan “Seçmenler ABD’nin İsrail ve Ukrayna Savaşlarına Desteği Hakkında Ne Düşünüyor?” başlıklı makalede savaşa karşı her gün kitlesel protesto gösterileri düzenlendiğinden bahsedilmedi bile. Yerel medya da daha iyi durumda değil. Hafta sonu on binlerce kişinin gösteri yaptığı Chicago’da, Chicago Sun-Times ve Chicago Tribune gibi büyük gazetelerin hiçbirinde bu konuda bir haber yer almadı.
Bu kitlesel savaş karşıtı hareket, İsrail’in soykırımının büyük ölçüde tırmandığı bir dönemde gelişiyor. Biden yönetiminin ve ABD-NATO ekseninin desteğiyle İsrail, bir istilaya hazırlık olarak bombardıman harekâtını yoğunlaştırıyor. Gazze’nin kuzeyine, bölgeyi tahliye etmeyen herkesin terörist muamelesi göreceğini ilan eden bildiriler atıyor. Geçen hafta bir hastaneyi bombalayarak yaklaşık 500 kişinin ölümüne neden olduktan sonra kuzeyde kalan tüm hastanelerin kapatılmasını talep ediyor. Konutlara insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenliyor ve yıkımı belgeleyen gazetecileri hedef alıyor.
Al Jazeera’ye göre, “Filistin medyasının 7 Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ‘en ağır bombardıman’ olarak nitelendirdiği son 24 saatteki aralıksız İsrail hava saldırılarının ardından Gazze’de en az 400 kişinin öldüğü bildirildi.” İsrail ayrıca Batı Şeria’daki Cenin’e ve Filistinlilerin Mısır’a geçmek için kaçtığı Gazze’nin güneyindeki Refah kentine de saldırılar düzenledi.
Aynı zamanda ABD ve NATO güçleri tüm bölgede daha geniş çaplı bir çatışmaya hazırlanıyor. ABD, iki uçak gemisi saldırı grubu da dahil olmak üzere bir düzineden fazla savaş gemisini Ortadoğu’ya gönderdi ve muhtemelen binlerce ya da on binlerce askeri, yüksek alarm durumuna geçirdi. ABD personeli bölgesel bir savaş beklentisiyle bölgedeki büyükelçilikleri tahliye ediyor.
Pazar günü, eski başkan yardımcısı Mike Pence Gazze’ye ABD kara birliklerinin konuşlandırılmasını savunurken, Senatör Lindsey Graham savaşta doğrudan İran’ı hedef alan bir “üçüncü cephe” tehdidinde bulundu.
İsrail’in Gazze halkına karşı yürüttüğü savaş, emperyalist şiddetin küresel patlamasının sadece bir parçasıdır. Amerikan egemen sınıfı Ortadoğu’daki çatışmayı Rusya ve Çin’i de kapsayan küresel bir savaşın bir cephesi olarak görüyor. Biden yönetimi, Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim saldırısını küresel bir askeri tırmanış için kullandı. Ortadoğu’daki savaş için 14 milyar dolara ek olarak, Biden Ukrayna’daki savaş için de 60 milyar dolar istiyor.
Biden yönetimi, bahar taarruzunun başarısızlığa uğramasıyla Ukrayna’nın yaşadığı hezimeti tersine çevirmeyi amaçlıyor. ABD, askeri donanım sağlama konusundaki tüm kısıtlamaları kaldırdı ve perde arkasında savaş bölgesine ABD birliklerinin konuşlandırılması için planlar yapılıyor. Rusya’ya karşı savaşın kendisi de Çin ile çatışma hazırlığının bir parçası olarak görülüyor.
Gazze’deki savaşa tepki olarak patlak veren gösteriler tüm dünyaya yayılmalı ve geliştirilmelidir. Ancak kitlesel muhalefetin ortaya çıkışı, siyasi perspektif ve programa ilişkin kritik soruları gündeme getirmektedir.
Bu kitlesel hareketin geliştirilmesindeki başlıca zorlu görev, onu işçi sınıfına doğru yönlendirmektir. Gösteriler, dünyanın her yerinde ve her sektörde işçilerin küresel bir grev hareketinin ortasında düzenlenmektedir.
Bu yıl, İsrail soykırımını destekleyen tüm hükümetler kitlesel muhalefetle karşılaştı. Fransa’da milyonlarca işçi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un emekliliğe yönelik saldırısına karşı kitlesel bir grev hareketine katıldı. Birleşik Krallık’ta on binlerce demiryolu ve posta işçisi işleri ve ücretleri için çetin bir mücadele yürüttü.
ABD’de, Biden yönetimiyle yakın işbirliği içinde çalışan sendika aygıtının umutsuzca kontrol etmeye çalıştığı, yazarları, akademisyenleri ve yüz binlerce otomotiv işçisini kapsayan, son on yılların en büyük grev hareketi devam ediyor.
Egemen seçkinler iki cephede savaş yürütüyor: dünyanın küresel olarak yeniden paylaşılması ve işçi sınıfına karşı iç savaş. Savaş için ayrılan yüz milyarlarca dolar, içeride işçi sınıfına yönelik saldırının tırmandırılması yoluyla karşılanacaktır. Dahası, demokratik haklara yönelik saldırı, İsrail’in zulmüne karşı muhalefeti suçlu gösterme girişimi, egemen seçkinlerin politikalarına karşı muhalefetin tüm tezahürlerine yönelecektir.
İşçi sınıfı Gazze’deki soykırımı ve egemen seçkinlerin daha geniş kapsamlı savaş politikasını durdurmak için harekete geçmelidir. İşçiler, İsrail’i savaşında kullanabileceği tüm kaynaklardan mahrum bırakmak için iş bırakma eylemi yapmalıdır. Dünyanın dört bir yanındaki liman işçileri, havaalanı ve transit nakliye işçileri İsrail’e giden her türlü silahı taşımayı reddetmelidir.
Emperyalist şiddet patlamasına ve onun bir parçası olan Gazze’deki soykırım harekâtına karşı mücadele, zorunlu olarak kapitalizme karşı bir mücadeledir.
İnsanlığın karşı karşıya olduğu derinleşen krizin çözümü, işçi sınıfı içinde kök salan güçlü bir sosyalist hareketin geliştirilmesiyle mümkündür. Bu hafta sonu düzenlenen ve kitlesel bir savaş karşıtı hareketin gelişiminde kritik bir dönüm noktası olan gösteriler derinleştirilmeli, genişletilmeli ve hepsinden önemlisi sosyalist bir perspektif temelinde işçi sınıfına yöneltilmelidir.
