Perşembe günü İsrail güçleri, Han Yunus da dahil olmak üzere Gazze’nin güneyindeki büyük şehirlerin üzerine bildiriler atarak halka bölgeyi boşaltmalarını ya da ölüm tehdidiyle karşılaşacaklarını söyledi. Güney Gazze nüfusunun yerinden edilmesi, İsrail’in Filistin’de ABD ve Avrupalı emperyalist güçlerin desteğiyle yaptığı etnik temizliğinin bir sonraki aşamasıdır. Gazze, kitlesel sürgün, katliam ve açlık yoluyla her seferinde bir bölge olmak üzere insansızlaştırılmaktadır.
İsrail’in 7 Ekim saldırılarını, Gazze’nin kuzeyiyle başlayan, şimdi Gazze’nin güneyine yayılan ve Batı Şeria’da da devam edecek olan Filistin’in sistematik olarak insansızlaştırılmasına yönelik uzun zamandır planlanmış bir tasarıyı hayata geçirmek için bahane olarak kullandığı açıktır.
İsrail başbakanının kıdemli danışmanlarından Mark Regev Sky News’e verdiği demeçte “Gazze şehrine ne olduğunu gördünüz,” dedi ve şunları ekledi: “Han Yunus da Hamas’ın faaliyet gösterdiği bir merkez. Sivillerden kendi güvenlikleri için bölgeyi terk etmelerini istiyoruz. Sizi çapraz ateşin ortasında görmek istemiyoruz.”
Regev, “Gazze şehrine olanlar” derken, Gazze’nin kuzeyindeki evlerin yüzde 40’ında yıkıma ya da hasara yol açan, sağlık, gıda dağıtım ve su arıtma sistemlerini yerle bir eden sistematik halı bombardımanından bahsediyor. Gazze’deki tüm fırınlar kapatıldı ve hiçbir fiyata buğday bulunamıyor. Yiyecek, su ve tıbbi bakım yok.
Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçü -1,5 milyon insan- ülke içinde yerinden edilmiş durumda. Sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle beş gündür güncellenemeyen resmi ölü sayısı 11.000’in üzerinde. İsrail’in El Şifa Hastanesi’ne yönelik saldırısı sırasında, dördü bebek olmak üzere 40 hasta elektrik yetersizliği nedeniyle hayatını kaybetti.
Regev’in yorumlarına, Gazze’nin üçte birini kaplayan ve Filistinlilere boşaltmaları söylenen bir alanı gösteren bir grafik eşlik etti. Daha önce Filistinlilerin Gazze’nin kuzeyinden güneye göç etmeleri yönündeki taleple birlikte, ülkenin en az beşte dördü atış serbest bölgesine dönüştürülüyor ve en güneydeki Refah şehri geriye kalan tek sığınak oluyor. Ancak “güvenli” bölgeler bile İsrail güçleri tarafından sürekli bombalanıyor.
İbranice yayın yapan Mekomit gazetesi, geçtiğimiz ay, İsrail İstihbarat Bakanlığı’ndan sızdırılan ve İsrail’in “sivil nüfusu Sina’ya tahliye etmesini” ve burada çadır kentlerde yaşamalarını ve evlerine dönmelerinin engellenmesini isteyen bir belge yayımladı. İsrail Başbakanı Netanyahu perde arkasında Filistin halkının Sina Çölü’ne sürülmesine izin verilmesi için Mısır’da lobi faaliyetleri yürütüyor.
Ama artık İsrailli siyasetçiler bu planları gizli saklı değil alenen tartışıyor. Geçtiğimiz hafta sonu İsrail Güvenlik Kabinesi üyesi ve Netanyahu’nun Likud Partisi’nden Tarım Bakanı Avi Dichter “Gazze Nakba’sını başlatıyoruz,” dedi. Arapçada “felaket” anlamına gelen Nakba, 1948 yılında yaklaşık 700.000 Filistinli Arap’ın anavatanlarından kitlesel olarak sürülmesine atıfta bulunuyor.
İsrailli tarihçi Ilan Pappé, The Ethnic Cleansing of Palestine adlı kitabında, Siyonist hareketin Filistinli nüfusu İsrail’in kurulacağı topraklardan sürmeyi amaçlayan bir planı (“Plan Dalet”) nasıl uyguladığını anlatır. Buna göre, resmi İsrail tarih yazımı daha sonra Filistin halkının “gönüllü” olarak ayrıldığını iddia edecekti ancak bu bir yalandı.
“Yerel Filistinli milislerle çatışmalar,” diye yazıyor Pappé, “etnik olarak temizlenmiş bir Filistin ideolojik vizyonunu uygulamak için mükemmel bir bağlam ve bahane sağladı. Siyonist politika ilk olarak Şubat 1947’de Filistinlilerin saldırılarına karşı misillemeye dayanıyordu ve Mart 1948’de ülkenin tamamını etnik olarak temizleme girişimine dönüştü.”
Pappé bu planın on yıllardır devam ettiğini açıklar. Yazar 2004 yılında “Amaç her zaman mümkün olduğunca az Filistinli ile Filistin’in mümkün olduğunca büyük bir kısmına sahip olmaktı ve halen de öyledir,” demişti. Şu anda uygulanmakta olan da bu plandır.
İsrailli yetkililer Filistinlilerin bir kez daha “gönüllü” olarak sınır dışı edilmesi çağrısında bulunuyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotriç Salı günü yaptığı açıklamada “doğru insani çözüm” olarak “Gazze Araplarının gönüllü olarak dünya ülkelerine göç etmeleri” çağrısında bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Mültecilerin, onların çıkarlarını gerçekten isteyen dünya ülkeleri tarafından kabul edilmesi... hem Yahudilerin hem de Arapların çektiği acı ve ıstırabı sona erdirecek tek çözümdür.”
İsrail soykırım eylemlerinde Biden yönetiminin ve Avrupalı emperyalist güçlerin tam desteğine sahiptir. Biden, 9 Kasım’da Gazze’de ateşkes sağlanmasının “mümkün olmadığını” ilan etti. 7 Kasım’da Beyaz Saray, İsrail’in öldürmesine izin verilecek sivillerin sayısı konusunda “kırmızı çizgileri” olmadığını kesin olarak ileri sürdü. Biden yönetimi bir okul, hastane ve mülteci kampının bombalanmasının ardından İsrail’in “kendini savunma hakkı” olduğunu ilan etti.
“Atış serbest bölgesi”nin Gazze’nin güneyine doğru genişletilmesi ve El Şifa Hastanesi’ne yapılan saldırı, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi parti liderlerinin “Ateşkese hayır!” sloganları attığı “İsrail Yürüyüşü”nden önce gerçekleşti.
Benzer şekilde, Amerikan emperyalizmi, Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşta ve Çin’e karşı askeri yığınağında hedef aldığı ülkeleri soykırımla suçlamaktadır. Nisan ayında Biden’a “Ukrayna’da soykırım ilan etmek için yeterli kanıt gördünüz mü?” diye sorulduğunda şu yanıtı vermişti: “Evet, buna soykırım dedim. Putin’in Ukraynalı olma fikrini bile ortadan kaldırmaya çalıştığı giderek daha açık hale geliyor.” ABD, Çin’i Sincan eyaletindeki Müslüman nüfusa “soykırım” yapmakla suçluyor. Tüm bu iddiaların ABD’nin askeri müdahaleleri için propaganda kılıfından başka bir şey olmadığı ortaya çıkmıştır.
İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım tüm dünyada kitlesel muhalefete yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer NATO ülkelerinde yüz binlerin katıldığı gösteriler de dahil olmak üzere, yaşanabilir her kıtada milyonlarca insan sokaklara döküldü.
Ancak Biden yönetimi, bu kitlesel protestolara İsrail’in soykırımını kolaylaştırma konusundaki uzlaşmazlığını daha da derinleştirerek yanıt vermiştir. Bu hafta Kongre binası polisi Demokratik Parti Ulusal Komite toplantısına yönelik bir grup protestocuya saldırarak altı kişiyi yaralarken, Twitter ve TikTok gibi büyük teknoloji platformları İsrail’in soykırımına karşı siyasi muhalefet açıklamalarını bastırdı.
Yaşananlardan dersler çıkarılmalıdır. İsrail’in yaptıklarından sorumlu hükümetler rotalarını değiştirmeye ikna edilemez. İsrail’in soykırımını durdurmak, işçi sınıfı içinde mali oligarşinin iktidarını devirmeyi ve savaşın temel nedeni olan kapitalist sistemi sona erdirmeyi amaçlayan kitlesel bir hareketin inşasını gerektirmektedir.
