İsrail’in Gazze “ateşkesi”: Soykırımın bir sonraki aşaması için silahları yeniden doldurmak üzere verilen bir ara

22 Kasım 2023 Çarşamba günü İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki kara operasyonu sırasında İsrail güçlerine ait bir tankın yakınındaki ambulanslar. [AP Photo/Victor R. Caivano]

İsrail’in Gazze’nin savunmasız sivil halkına yönelik vahşi saldırısında Perşembe günü yerel saatle 10:00’da başlaması planlanan kısa süreli duraklama yaygın bir şekilde “ateşkes” ya da en azından “insani bir duraklama” olarak sunuluyor.

Anlaşmanın yerine getirileceği varsayılırsa, ki bu hiçbir şekilde garanti değildir, bu İsrail’in Filistin halkına karşı soykırım yaparak Gazze’yi etnik olarak temizlemeye yönelik askeri saldırısında operasyonel bir duraklamadan fazlası olmayacaktır.

Katar ve ABD’nin arabuluculuğunda varılan anlaşmanın şartları arasında, 7 Ekim’deki İsrail saldırısı sırasında Hamas savaşçıları tarafından esir alınan yaklaşık 240 İsrailli arasında bulunan 50 kadın ve çocuğun Hamas tarafından serbest bırakılması da yer alıyor. Buna karşılık İsrail de 150 Filistinli tutukluyu serbest bırakacak, Gazze Şeridi’ndeki çatışmaları dört gün boyunca durduracak ve her gün yardım taşıyan 200 kamyonun bölgeye girişine izin verecek. Serbest bırakılan Filistinli tutukluların sayısı, İsrail tarafından rutin işkence de dahil olmak üzere en acımasız koşullar altında gözaltında tutulan 10.000’den fazla Filistinlinin yanında çok küçük kalmaktadır.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ulusal güvenlik danışmanının Çarşamba günü geç saatlerde ilk rehinelerin serbest bırakılmasının 24 saate kadar erteleneceğini ve ancak Cuma günü gerçekleşeceğini açıklaması, anlaşmanın son derece istikrarsız olduğunu göstermektedir. Dört günlük duraklama süresince İsrail, Gazze’nin güneyi üzerinde uçak ve insansız hava aracı kullanmaktan kaçınacak ancak kuzeyde bunu her gün sabah 10:00 ile öğleden sonra 16:00 arasındaki kısa bir zaman aralığında yapacak.

Tüm İsrail kara kuvvetleri, her an savaşa devam etmeye hazır bir şekilde yerlerinde kalacaktır. Netanyahu’nun Çarşamba akşamı düzenlediği basın toplantısında ifade ettiği gibi, “Duraklama bittiğinde savaşa devam edilecek. Belki de bunu çok daha erken yapmak zorunda kalacağız.” Netanyahu ayrıca duraklamanın İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) güney Lübnan’daki Hizbullah hedeflerini vurduğu İsrail’in kuzey sınırında geçerli olduğu yönündeki iddiaları da reddetti. Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz da aynı basın toplantısında “Şu anda Gazze’nin kuzeyinde yaşananlar Lübnan’ın güneyinde ve Beyrut’ta da yaşanabilir,” diyerek bu noktanın altını çizdi.

Çatışmalardaki duraklama devam etse bile İsrail’in askeri pozisyonunu güçlendirecektir. Bazı askeri analistler, İsrail’in bombardımanın başladığı altı haftadan bu yana Gazze’de yaklaşık 2.500 müşterek doğrudan taarruz mühimmatı akıllı bomba kiti kullandığını, dolayısıyla elinde sadece 10 günlük çatışmaya yetecek kadar hassas güdümlü mühimmat stoku bulunduğunu iddia ediyor. Almanya’daki ABD Ramstein Hava Üssü’nden her gün İsrail’e gelen ve çok ihtiyaç duyulan askeri malzemeleri taşıyan C-17 uçakları sayesinde, dört günlük süre IDF’ye stoklarını yenilemek için zaman kazandırabilir.

Sahadaki askeri durum İsrail’in bu arayı soykırım saldırısının bir sonraki aşamasını hazırlamak için kullanmasına da olanak sağlayabilir. Wall Street Journal’ın Çarşamba günkü başyazısında belirttiği gibi, anlaşmanın zamanlaması “İsrail için kötü değil. Gazze’nin kuzeyinde hakim bir pozisyon elde eden İsrail’in güneye yönelmek için hazırlanması gerekiyor.”

Kriz içindeki Netanyahu hükümeti anlaşma konusunda çok daha az istekli. Netanyahu Gazze savaşındaki ana hedefinin Hamas’ı “ortadan kaldırmak” ya da “yok etmek”, yani gerçekte Filistinlilerin Gazze’den sürülmesi olduğunu defalarca vurguladı. Netanyahu’nun faşist koalisyon ortağı Yahudi Gücü, Salı gecesi yapılan kabine toplantısında rehine anlaşmasını reddetme yönünde oy kullandı.

Ancak Netanyahu son günlerde rehinelerin serbest bırakılmalarını sağlamak için daha fazlasını yapması konusunda rehinelerin ailelerinin artan baskısı altında kaldı. İsrail’de hiç sevilmeyen bir figür olan Netanyahu, halkın geniş kesimleri tarafından 7 Ekim’de İsrailli sivillerin ölümünden en azından kısmen sorumlu tutuluyor. Netanyahu’nun giderek daha istikrarsız hale gelen konumu, savaşı ne pahasına olursa olsun sürdürmeye ve yoğunlaştırmaya çalışmasını daha da muhtemel kılıyor, zira bunun alternatifi neredeyse kesin olarak başbakanlığının sona ermesi ve ardından cezai kovuşturmaya uğraması olacaktır.

İsrail’in hava bombardımanının başlamasından bu yana geçen altı hafta içinde 14.000’den fazla Filistinli sivil öldürüldü ve Gazze’deki binaların yarısı yıkıldı ya da hasar gördü. Gazze’deki 36 hastaneden sadece 10’u çalışıyor. Eskiden bölgenin en büyüğü olan El Şifa Hastanesi İsrail askerleri tarafından işgal edildi ve bir kısmı askeri kışlaya dönüştürüldü. Faaliyetleri durdurulan fırınların kasıtlı olarak hedef alınması ve su arıtma tesislerini çalıştıracak yakıtın olmaması nedeniyle halk arasında yetersiz beslenme ve hastalık yaygın.

Bu insani felakete kayıtsız olan şirketlerin kontrolündeki medya, herkesin Biden yönetiminin Netanyahu’nun kulağını çektiğine ve “insani bir duraklama” sağlamak için Katar ile müzakerelere müdahale ettiğine inanmasını istiyor. Vermont Senatörü Bernie Sanders New York Times için kaleme aldığı görüş yazısında “duraklama”nın “üzerinde ilerleyebileceğimiz umut verici bir ilk adım” olduğunu yazdı. Daha iki hafta önce ateşkes tartışmalarını elinin tersiyle iten Sanders, “ciddi, uzatılmış bir insani duraklama” ve “iki devletli çözüm” için çalışma çağrısında bulundu; bunların hepsi “ABD’nin İsrail’le birlikte sahip olduğu önemli kozu kullanması halinde” başarılabilirmiş.

ABD emperyalizminin, Ortadoğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika’da otuz yılı aşkın bir süredir kesintisiz devam eden savaşlarının ardından, İsrail rejimi üzerinde bir tür ılımlılaştırıcı etki yaptığı iddiası akıl almazdır. Altı hafta süren Gazze bombardımanı boyunca Washington ve Avrupalı emperyalist müttefiklerinin İsrail ordusuna verdiği koşulsuz destek, Netanyahu hükümetini her gün savaş suçları işleme konusunda cesaretlendirdi. Bunlar arasında hastanelerin, okulların ve kritik kamu altyapısının tahrip edilmesi, 100’den fazla Birleşmiş Milletler yardım görevlisinin öldürülmesi ve Gazze’nin 2,3 milyon sakinine elektrik, yakıt ve suyun kesilmesi yer almaktadır.

“İki devletli çözüme” gelince, İsrail rejimi Filistinlilere karşı soykırım niyetlerini açıkça ilan etti ve Biden yönetimi yetkilileri bu arada İsrail’in savaşı yürütmesine herhangi bir “kırmızı çizgi” koymayacaklarını duyurdular. Ekim ayında sızdırılan bir İstihbarat Bakanlığı belgesi, Gazze nüfusunu Mısır’ın Sina Çölü’ndeki çadır kamplarına sürme planlarını ortaya çıkardı. Daha yakın bir zamanda Maliye Bakanı Bezalel Smotriç, Gazze nüfusunun “gönüllü olarak” “dünya ülkelerine” göç etmesi çağrısında bulundu.

Emperyalistlerin Nazilerden bu yana görülmemiş savaş yöntemlerini onaylaması ancak hızla gelişen bir üçüncü dünya savaşı bağlamında anlaşılabilir. İsrail’in Gazze’ye yönelik emperyalist destekli saldırısı, özellikle Washington tarafından bölgesel hegemonyasını sürdürmek amacıyla kızıştırılan Ortadoğu cephesinin bir parçasıdır. Biden yönetimi, İran ile askeri çatışmaya hazırlanmak üzere bölgeye iki uçak gemisi savaş grubu ve nükleer kapasiteli bir denizaltı konuşlandırdı.

Aynı zamanda Washington, ülkeyi yarı sömürge statüsüne sokmayı ve doğal kaynaklarını yağmalamayı amaçlayan ABD-NATO’nun Rusya’ya karşı savaşında aşırı sağcı Ukrayna rejimini desteklemeye devam ediyor. Asya-Pasifik’te, Amerikan emperyalizmi ve bölgesel müttefiklerinin Çin’e karşı düzenli provokasyonları devam ediyor. Biden’ın, Almanya’dan Scholz’un, Fransa’dan Macron’un ve Britanya’dan Sunak’ın 14.000’den fazla Filistinlinin ölümüne karşı gösterdikleri kayıtsızlık, dünyanın büyük güçler arasında yeniden paylaşımında insan hayatının ucuz ve harcanabilir olduğunun altını çizmektedir.

Gazze’deki soykırımı durdurmanın tek yolu, işçi sınıfı önderliğinde küresel bir savaş karşıtı hareketin geliştirilmesidir. Geçtiğimiz altı hafta boyunca dünya çapında milyonlarca insanın katıldığı gösteriler, İsrail’in vahşi saldırısına ve emperyalist güçlerden aldığı desteğe karşı her ülkede yaygın bir tiksinti ve öfke olduğunu göstermiştir.

Gerekli olan şey, Gazze’de ve bölge genelinde askeri operasyonları durdurma mücadelesinde harekete geçirilmesi gereken işçi sınıfına kararlı bir biçimde yönelmektir. İsrail’e yapılan askeri sevkiyat engellenmeli, askeri teçhizat ve diğer kritik ürünlerin üretimi işçilerin siyasi yaşama aktif müdahalesi yoluyla durdurulmalıdır. İsrail rejimini destekleyen, onlarca yıldır kanlı savaşlar yürütmeleri ve işçilerin ücretlerine-koşullarına saldırmaları nedeniyle yoğun biçimde nefret edilen emperyalist güçlere karşı uluslararası bir siyasi genel greve hazırlanılmalıdır. Bu mücadelenin başarısı, her şeyden önce, sosyalist ve enternasyonalist bir program için mücadele edecek kitlesel bir işçi hareketinin geliştirilmesine bağlıdır.

Loading