Perspektif

İsrail’in kadınlara ve çocuklara karşı savaşı

Filistinli bir kadın, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Endonezya Hastanesi'nde, İsrail'in Cebaliye mülteci kampına düzenlediği hava saldırısında öldürülen Filistinlilerin naaşlarının yanında, bir çocuğun naaşının başında yas tutuyor, 18 Kasım 2023 Cumartesi. [AP Photo/Ahmed Alarini]

İsrail, tüm dünyanın gözleri önünde devasa boyutlarda bir suç işliyor. Gazze’deki kadınlara ve çocuklara yönelik kasıtlı ve sistematik bir katliam yapıyor.

Netanyahu hükümeti iki ay içinde 20.000 Gazzeliyi öldürdü: Katledilenlerin 10.000’i çocuk ve 5.000’den fazlası kadındı.

Bu suç rejiminin amacı mümkün olduğunca çok sayıda Filistinliyi öldürmek ve kalanları çöle sürmektir.

Gazze’nin 2,2 milyonluk nüfusunun tamamı açlık ve susuzluk çekiyor. Büyük çoğunluk, yüzde 80’den fazlası, evlerinden oldu. Sadece iki ay içinde Gazze’deki her 115 kişiden biri öldürüldü. Bu hızla giderse bir yıl içinde her 20 Gazzeliden biri ölmüş olacak.

UNICEF Sözcüsü James Elder, “Burada çocukları vuran dehşeti anlatmanın yollarının tükendiğini hissediyorum,” dedi. “Çocukların durmaksızın öldürülmesini aktarmayı beceremiyormuşum gibi hissediyorum.”

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Gazze’yi ziyaret ettikten sonra şu açıklamayı yaptı: “Orada gördüklerim, herhangi birinin tarif edebileceğinin çok ötesindeydi. Beni en çok şok eden şey, korkunç yaralar almış ve aynı zamanda ebeveynlerini kaybetmiş ve onlara bakacak kimsesi olmayan çocuklardı.”

İsrail 16 Ekim’de Gazze’nin kuzeyinde yaşayan bir milyon kişiye güneye kaçmaları talimatını vermişti. Şimdi ise bugüne kadarki en ölümcül bombardıman kampanyasının ortasında halka bir kez daha Gazze’nin güneyindeki bazı bölgelerden kaçmaları söyleniyor. İstihbarat bakanlığı tarafından sızdırılan bir belgede ana hatlarıyla belirtildiği üzere İsrail’in amacı, daha önce dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri olan Gazze’de insan yaşamına uygun olmayan koşullar yaratarak nüfusunu Sina Çölü’ne göç ettirmektir.

İsrail, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine kadar tüm sığınma yerlerini hedef alan kasıtlı bir harekât yürütmüştür. Sistematik olarak hastanelere bomba atmış ve baskınlar düzenlemiştir; doktorları, hastaları ve mültecileri silah zoruyla yerlerinden etmiştir. Hareket edemeyecek kadar zayıf olanlar ölüme terk edilmiştir; geçen hafta El-Nasr Çocuk Hastanesi’nde tek başlarına ölüme terk edildikten sonra cesetleri bulunan beş prematüre bebek onlar arasındadır.

Her tanımıyla İsrail’in eylemleri ders kitabı niteliğinde bir soykırım vakasıdır. Roma Statüsü “soykırımı” “ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen fiiller” olarak tanımlamaktadır. Buna şunlar dahildir:

  1.  “Grup üyelerinin öldürülmesi”: Son iki ayda 20.000 Gazzeli öldürüldü.
  2.  “Grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar verilmesi”: 41.316 Gazzeli yaralandı.
  3.  “Bir gruba, fiziksel olarak tamamen ya da kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarının kasten dayatılması.” İsrail’in ablukası gıda, su ve tıbbi bakım girişini engelleyerek kıtlığa ve önlenebilir hastalıkların artmasına yol açmıştır.

BM’nin soykırım çerçevesi, “korunan bir grubu tamamen veya kısmen yok etme niyetinin işaretlerini” bir soykırımın gerçekleşmekte olduğunun temel göstergesi olarak tanımlamaktadır. İsrailli yetkililerin bu tür sayısız açıklaması bulunmaktadır:

  1. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “Amalek’in size ne yaptığını hatırlamalısınız,” diyerek İncil’deki “erkekleri ve kadınları, çocukları ve bebekleri, sığırları ve koyunları, develeri ve eşekleri öldürün” emrini hatırlatması.
  2. Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın “İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre hareket ediyoruz” şeklindeki açıklaması.
  3. İsrail Güvenlik Kabinesi üyesi ve Tarım Bakanı Avi Dichter’in 1948 yılında Filistin halkının topraklarından zorla sürülmesine atıfta bulunarak “Şimdi Gazze Nakba’sını başlatıyoruz” şeklindeki açıklaması.
  4. İsrail’in eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un Gazze halkına “Sina Çölü’ne gidin” çağrısı yapması.
  5. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski başkanı Giora Eiland’ın “Gazze Şeridi’nin güneyindeki ciddi salgın hastalıklar zaferi daha da yakınlaştıracak” diyerek hastane sistemini yok etme çağrısı yapması.

Bu soykırım 7 Ekim’de İsrail’e karşı düzenlenen saldırıya spontane bir yanıt değildir. Yıllarca hazırlığı yapılmış bir komplo hayata geçirilmektedir. Geçtiğimiz hafta New York Times, Netanyahu hükümetinin Hamas’ın 7 Ekim saldırısı için hazırladığı savaş planı hakkında önceden ayrıntılı bilgiye sahip olduğunu gösteren sızdırılmış belgelerin varlığını bildirdi. Netanyahu rejimi, Gazze’ye yönelik etnik temizliğine bahane yaratmak için o gün askeri ve istihbarat güçlerini geri çekmeye karar vermişti.

Soykırım emperyalist güçlerden destek almakla kalmıyor, onların doğrudan katılımıyla gerçekleştiriliyor. Soykırımın bazı kurbanlarının sadece Amerikan bombalarıyla değil, doğrudan NATO ülkelerinden gelen birlikler tarafından öldürülmüş olması muhtemeldir. Gazze’de ABD ve Britanya askerlerinin bulunduğuna dair yaygın haberlerin ortasında Britanya hükümeti, eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in Britanya askerlerinin Gazze’de konuşlanıp konuşlanmadığına ilişkin sorusunu yanıtlamayı reddetti.

ABD’li yetkililer defalarca İsrail’in öldürmesine izin verilecek insan sayısı konusunda “kırmızı çizgiler” olmadığını açıkça belirttiler ve ABD Başkanı Joe Biden bir ateşkes “ihtimali” olmadığını ilan etti.

Pazar günü “Meet the Press” programına katılan Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby’ye “ABD, İsrail’in sivilleri korumak için belirli bir planı takip etmediğini hissederse... bunun sonuçları olacak mı?” diye soruldu. Kirby bu soruya şu yanıtı verdi: “Hamas’ın peşinden giden İsrail’i desteklemeye devam edeceğiz. Güvenlik yardımı akmaya devam ediyor. Bu değişmeyecek.”

Kirby, İsrail’in sivil halkı hedef almasını savunarak şunları söyledi: “Gazze’deki sivillere daha güvenli olabilecekleri bölgelerin bir listesini, bir haritasını –internette var– verdiler. Operasyon öncesinde bunu yapan çok fazla modern ordu yoktur.”

Aslında ABD, İsrail sadece Gazze halkını katletmekle kalmayıp aynı zamanda yerinden ettiği için yaptıklarının kabul edilebilir olduğunu savunmaktadır.

İsrail’in soykırımının emsalleri ABD’nin Irak ve Afganistan istilalarında –Felluce ve Musul kuşatmalarında– görülmüştür. Ancak bu kez söz konusu olan yeni bir canilik düzeyidir: Dünya, emperyalizmi en vahşi ve çıplak haliyle görüyor.

Bütün dünya, emperyalist güçler tarafından insan hakları adına yapılan tüm çağrıların yalan ve aldatmacadan başka bir şey olmadığını görebilmektedir.

Milyonlarca insan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı kitlesel gösterilere katılıyor. Buna karşılık, soykırıma dahil olan hükümetler siyasi muhalefeti kriminalize etmek için eşi görülmemiş ve kapsamlı bir çaba sarf ediyor.

Britanya, Fransa ve Almanya hükümetleri soykırım karşıtı gösterileri yasaklamaya çalıştı ve toplu gözaltılar yaptı. Amerika Birleşik Devletleri’nde Senato’nun tamamı soykırıma karşı çıkmayı terörizme destekle eşdeğer tutma lehine oy kullandı. Üniversiteler soykırımı protesto eden öğrenci kulüplerini kapattı ve gösterileri engellemeye çalıştı. Teknoloji şirketleri, hükümetlerin emriyle, kapsamlı bir kitlesel sansür rejimi uyguladı.

Dünyanın sözde “demokrasileri” soykırıma karşı çıkmayı yasa dışı hale getiriyor.

Gazze katliamına dahil olan suçlu emperyalist hükümetlere çağrıda bulunmak kesinlikle boşunadır. Gazze’deki soykırımı durdurmak işçi sınıfının görevidir. İşçiler, Filistinli sendikaların İsrail’e gönderilen savaş malzemelerinin taşınmaması çağrısını desteklemelidir. Soykırıma karşı milyonlarca insanın katıldığı küresel gösteriler genişletilmeli ve sosyalist bir perspektifle donatılmalıdır.

İsrail’in Gazze’deki soykırımına son verme mücadelesi, bundan sorumlu olan emperyalist hükümetlere ve barbarlığı dünyanın gözleri önünde iğrenç bir şekilde sergilenen kapitalist sisteme karşı bir mücadele olarak yürütülmelidir.

Loading