Dünya Sosyalist Web Sitesi, Perşembe günü ABD ve Birleşik Krallık tarafından Yemen’e yapılan saldırıyı kesin bir dille kınamaktadır. ABD’deki Biden yönetimi ve Birleşik Krallık’taki Sunak hükümeti, halka dayanan hiçbir yetki olmadan, hiçbir kongre ya da parlamento onayı olmadan ve ciddi bir açıklama girişiminde dahi bulunmadan, yoksul bir ulusa karşı yasa dışı bir savaş eylemi gerçekleştirmiştir.
Yemen’e yönelik saldırı, Ortadoğu’da gelişmekte olan savaşta büyük bir tırmanışı ifade etmektedir. İsrail’in Gazze’deki soykırımının başlangıcından bu yana ABD ve NATO’daki emperyalist müttefikleri, doğrudan İran’ı hedef alarak bölgenin muazzam bir şekilde askerileştirilmesini yönetmektedir. Bu, ABD-NATO’nun Rusya’ya karşı savaşını ve Çin’e karşı gelişen ekonomik ve askeri çatışmayı da içeren, genişleyen küresel savaşın bir parçasıdır.
ABD Başkanı Joe Biden, Ortadoğu’da savaşın genişlemesine karşı ezici bir halk muhalefetinin olduğu koşullarda, yeni bir savaşın başlatılmasını açıklamak için ulusal televizyona çıkma gereği bile duymadı. Pentagon Yemen’e saldırmayı planlarken Savunma Bakanı Lloyd Austin, Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dahilinde ancak Başkan’ın haberi olmadan Walter Reed Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesine yatırıldı. Bu tuhaf olay, ABD’nin savaşı sürdürmesinin giderek artan bir şekilde sivil gözetim iddiasının dışında, otomatik pilotta işlediği gerçeğini gözler önüne serdi.
Her zaman olduğu gibi, savaşı meşrulaştırmak için sunulan gerekçeler yalanlarla doludur. Biden füze saldırılarının “savunma amaçlı” ve “Husilerin benzeri görülmemiş saldırılarına doğrudan bir yanıt” olduğunu açıkladı. Amerikan medyası, ABD’nin her askeri operasyonuna eşlik eden aynı nefes kesen haberciliğiyle, gayrisafi yurtiçi hasılası ABD’den 700 kat daha küçük olan bir ülkenin, Amerikan ordusunu kendisini savunmaya “zorlayan” “tahammül edilemez” eylemler gerçekleştirdiğini ilan ediyor. Yemen’deki Husiler, bir gecede, herhangi bir tartışma ya da açıklama yapılmaksızın acil askeri müdahale gerektiren yeni bir öcü haline getirildi.
İsrail’in Gazze’deki soykırımıyla eşgüdümlü olarak ABD, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi savaş grubu, çok sayıda güdümlü füze destroyeri, bilinmeyen sayıda denizaltı ve düzinelerce savaş uçağından oluşan devasa bir askeri donanma göndermiştir. Bu güçler, İran ve onun Husiler gibi müttefik güçlerinin misillemesini provoke etmek amacıyla İsrail’e lojistik, keşif ve hedef seçimi desteği sağlamıştır.
Oysa sözüm ona “saldırgan” olan, ABD sınırından binlerce mil uzakta, Kızıldeniz’de konuşlanmış ABD askeri güçlerine “eşi benzeri görülmemiş saldırılar” düzenleyen Yemen’dir. Kendisinden sonraki 10 ülkenin toplamından daha büyük bir orduya sahip olan Amerikan emperyalizmi, dünyanın öbür ucunda küçük, ezilmiş ve yoksul bir ülkeye karşı “savunmacı” bir savaş yürüttüğünü iddia ediyor.
Pentagon Cuma günü “Yemen’le bir savaşla ilgilenmiyoruz,” dedi ve ekledi: “Herhangi bir çatışmayla ilgilenmiyoruz.” Washington’daki sözde bu barış yanlılarının neden sadece 21. yüzyılda dünyadaki ülkelerin yarısından fazlasını ya işgal ettikleri ya bombaladıkları ya da istikrarsızlaştırdıkları ve milyonlarca insanı katlettikleri açıklanmamış olarak kalıyor.
ABD ve Birleşik Krallık ile bunlara bağlı medya kuruluşlarının anlatısı, Yemen halkına karşı yürütülen ABD-Suudi savaşının tüm tarihini ve Ortadoğu’da onlarca yıldır devam eden acımasız savaşları tamamen göz ardı etmektedir.
Yemen’deki Husiler yaklaşık on yıldır Suudi Arabistan tarafından yürütülen lakin ABD tarafından silahlandırılan ve finanse edilen acımasız bir katliama maruz kalmaktadır. Birleşmiş Milletler’e göre, kitlesel açlık ve hastalıkla sonuçlanan ablukaları da içeren soykırım harekâtında 377.000 kişi öldürüldü. Önce Obama, sonra da Trump yönetimindeki ABD, aralarında Birleşik Krallık’ın da bulunduğu emperyalist müttefiklerinin yardım ve yataklıklarıyla bu saldırıyı 54 milyar dolardan fazla askeri teçhizatla finanse etti.
Yemen’de yaşanan yıkım, 1990-91 yıllarında Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasının ardından Amerikan emperyalizminin öncülüğünde 30 yılı aşkın bir süredir devam eden ve genişleyen savaşın bir parçasıdır. Buna 1990’daki ilk Körfez Savaşı; 1999’da Sırbistan’a karşı savaşla sonuçlanan Yugoslavya’nın parçalanması; 2001’de Afganistan’ın istila edilmesi; 2003’te Irak’a karşı ikinci savaş; 2011’de Libya’ya karşı savaş ve aynı yıl başlayan Suriye’deki CIA destekli iç savaş dahildir.
Bill Clinton’dan bu yana her yönetim, Süveyş Kanalı’na giden kritik su yolunu kontrol etmek amacıyla Yemen’in karşısındaki Somali’de askeri harekâtlara, hava saldırılarına ve istikrarsızlaştırma operasyonlarına izin verdi.
Yemen’e karşı askeri saldırıların başlatılması, Ortadoğu ve ötesinde derinleşen emperyalist askeri saldırıda yeni bir aşamaya işaret etmektedir. ABD ve emperyalist müttefikleri İran’a karşı de facto bir savaş yürütmekte ve İran’ın Ortadoğu’daki askeri müttefiklerini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Yemen’e yönelik saldırılar İran’ı kuşatmayı hedefliyor ve Tahran’a karşı geniş çaplı bir savaşı meşrulaştırmada kullanılmak üzere ABD güçlerine karşı misilleme yapılmasını kışkırtmaya çalışıyor.
Ortadoğu’da tırmanan ve Gazze’deki soykırımın da bir parçası olduğu savaşın hemen öncesinde Ukrayna’nın “bahar taarruzu” çöktü. Ancak emperyalist güçler inatla devam ediyor. The Economist “Ukrayna’yı desteklemek Batı’nın güvenliği için kilit önemdedir” derken, Foreign Affairs “Zafer, Ukrayna’nın Barışa Giden Tek Gerçek Yoludur” diyor.
Tüm bunların ötesinde ABD, Çin tarafından küresel hegemonyasına yöneltilen meydan okumayı savuşturmak için bir mücadele içerisindedir ve bu Pasifik’te bir doğrudan savaşı tetikleme riski taşımaktadır. ABD medyasında ve siyasi çevrelerinde İran, Çin ve Rusya’yı kapsayan yeni bir “şer ekseni”nden söz ediliyor.
Bu çatışmaların her biri tek başına anlaşılamaz. Yemen’in bombalanması, emperyalist güçlerin eski sömürgeleri üzerinde doğrudan kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştıkları küresel bir karşıdevrimin parçasıdır.
Bu gündemi yürüten ülkeler eski emperyalist güçlerdir: ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya. Politikalarını bağımsız olarak yürütemeyen Britanya egemen sınıfı, sözde özel ilişkiyi, yani Britanya’nın Amerikan emperyalizminin başlıca müttefiki olma rolünü, küresel sahnede kendi çıkarlarını ilerletmek için kullanmaya çalışmaktadır.
ABD ve emperyalist müttefikleri tarafından başlatılan her savaş, milyonlarca insanın öldürüldüğü kanlı bir bozgunla sonuçlandı. Ancak her felaket, ABD emperyalizminin savaşı küresel hegemonyasını güvence altına almak için bir araç olarak kullanma kararlılığını pekiştirmektedir.
Amerikan emperyalizmi, Lev Troçki’nin sözleriyle ifade edecek olursak, “gözleri kapalı bir şekilde felakete doğru kızakla kayıyor.”
Geçtiğimiz üç ay boyunca dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan Gazze’deki ABD destekli İsrail soykırımını protesto etmek için yürüdü. ABD’nin Yemen’e yönelik saldırıları, Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in ve dolayısıyla ABD’nin Gazze’deki soykırımdan sorumlu olduğuna dair yıkıcı kanıtları dinlediği gün gerçekleşti.
ABD emperyalizminin kitlesel halk protestolarına ve savaş suçlarının ifşa edilmesine verdiği yanıt, savaş planlarını hızlandırmak olmuştur. Çünkü savaş, soykırım ve siyasi baskının patlak vermesi bir sapma değildir. Lenin’in açıkladığı gibi, emperyalizm yalnızca bir politika değil, kapitalist gelişmenin belirli bir tarihsel aşamasıdır. Dolayısıyla, emperyalizme muhalefet bir devrim sorunudur.
Mesele, bu suçlardan sorumlu kapitalist hükümetlere rotalarını değiştirmeleri için çağrıda bulunmak değil, işçi sınıfını harekete geçirmek, savaşa karşı mücadeleyi tüm dünyadaki işçilerin eşitsizlik ve sömürüye karşı gelişen mücadeleleriyle birleştirmektir. Bu mücadelelerin mantığı, siyasi iktidarın tüm dünyada işçiler tarafından fethedilmesini, kapitalist oligarkların ve savaş suçlularının mülksüzleştirilmesini ve ekonomik yaşamın dünya ölçeğinde sosyalist bir temelde yeniden örgütlenmesini gerektirmektedir.
