Trump yönetimi, küçük düşürücü bir sözde yargılama maskaralığıyla, kaçırılan Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i pazartesi günü Manhattan’daki federal bir mahkemeye çıkardı.
Maduro’dan kimliğini doğrulaması istendiğinde, “Benim adım Devlet Başkanı Nicolás Maduro Moros. Venezuela Cumhuriyeti’nin devlet başkanıyım. 3 Ocak’tan beri burada kaçırılmış durumdayım...” dedi.
92 yaşındaki Hakim Alvin K. Hellerstein sözünü kesene kadar Maduro’nun sadece birkaç kelime söylemesine izin verildi. Hakim “Bütün bunları konuşmak için uygun bir zaman ve yer olacak,” diye tersledi.
Adalet Bakanlığı’na bağlı güvenlik görevlileri onu mahkeme salonundan çıkarırken Maduro İspanyolca olarak “Ben kaçırılmış bir başkanım. Ben bir savaş esiriyim,” dedi.
Duruşma 35 dakikadan biraz fazla sürdü. Her ikisi de suçlamaları reddetti. Daha önce WikiLeaks kurucusu Julian Assange’ı temsil eden savunma avukatı Barry Pollack, müvekkilinin “askeri yolla zorla kaçırılmasının” yasallığına itiraz edeceğini açıkladı ve Maduro’nun “egemen bir devletin başkanı olduğunu ve buna bağlı ayrıcalıklara sahip olduğunu” söyledi.
Flores, kaçırılma sırasında maruz kaldığı şiddetin izlerini taşıyordu. Telegraph gazetesi, Flores’in “yüzünde gözle görülür morluklar olduğunu, alnında golf topu büyüklüğünde bir morluk, yanaklarında kızarıklık ve sağ gözünün üzerinde bir şişlik olduğunu” bildirdi. Avukatı Mark Donnelly, mahkemeye müvekkilinin “kaçırılma sırasında ciddi yaralanmalara maruz kaldığını” söyledi ve hakimden kaburgalarının kırık olup olmadığını belirlemek için röntgen çekilmesine izin vermesini istedi.
Maduro’nun zincirlenmiş ve dağınık haldeki görüntüleri onu küçük düşürmeyi amaçlamaktadır. Bu, uluslararası hukukta “kişisel haysiyete yönelik saldırılar, özellikle aşağılayıcı ve küçük düşürücü muamele” yasağı kapsamına girdiğinden, başlı başına bir savaş suçudur.
Maduro’nun çıkarıldığı Manhattan federal mahkemesi, Trump’ın yakın arkadaşı Jeffrey Epstein’ın 2019’da duruşmaya çıktığı mahkemeyle aynıdır. Epstein, 10 Ağustos 2019’da hapishanede öldürülürken Trump rejimi bu olayı intihar olarak nitelendirdi.
Maduro ve eşi, Brooklyn’deki Metropolitan Tutukevi’nde tutuluyorlar. Bu tesis, ABD’de 400 ton kokain kaçakçılığı suçundan mahkum olmasına rağmen birkaç hafta önce Trump’ın affettiği eski Honduras Devlet Başkanı Juan Orlando Hernández’in de tutulduğu yerdi.
Maduro’ya yöneltilen suçlamalar kimseye inandırıcı gelmemektedir. Maduro uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı için kaçırılmadı. Ülkesinin dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine (303 milyar varil) sahip olması ve gangster Trump’ın bu rezervleri istemesi nedeniyle kaçırıldı. Trump cumartesi günkü basın toplantısında bunu bizzat kendisi söyledi: “Dünyanın en büyükleri olan ABD petrol şirketlerimizi ülkeye sokup milyarlarca dolar harcatacağız... ve ülke için para kazanmaya başlayacağız.”
The Hill pazartesi günü, Trump’ın Venezuela’ya saldırmadan önce, bırakın Amerikan halkına Kongre’ye bile haber vermeden petrol şirketlerine bunu bildirdiğini yazdı. The Hill’in haberine göre “Air Force One’daki muhabirler, saldırıdan önce Amerikan petrol şirketlerine haber verip vermediğini başkana sordular. Trump başıyla onayladı ve operasyondan ‘önce ve sonra’ şirketlerle konuştuğunu söyledi. ‘Onlar [ülkeye] girmek istiyorlar, Venezuela halkı için harika bir iş çıkaracaklar ve bizi iyi temsil edecekler,’ dedi.”
Trump yönetimi, Maduro’nun kaçırılmasının ardından pazartesi günü yemin eden Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez’e bir talep listesi sundu. Politico’ya göre, “durumu yakından takip eden bir ABD’li yetkili ve yönetimin iç tartışmalarına aşina bir kişiye göre” ABD’li yetkililer, Rodríguez’den “ABD’nin düşmanlarına petrol satışını durdurmasını” talep ettiler. Trump, The Atlantic dergisine verdiği röportajda Rodríguez’i tehdit ederek, “Doğru olanı yapmazsa, çok büyük bir bedel ödeyecek, muhtemelen Maduro’dan daha büyük bir bedel,” demişti.
Rodríguez, Maduro’nun tutuklanmasına ilk başta meydan okurcasına tepki göstermiş ve cumartesi günü “bu ülkede tek bir başkan var ve onun adı Nicolás Maduro” diyerek ABD’nin operasyonunu “barbarca” olarak nitelendirmişti. Ancak pazar günü daha uzlaşmacı bir tavır sergileyerek Instagram’da Venezuela’nın “barış içinde bir arada yaşama” peşinde olduğunu belirten bir paylaşım yaptı ve ABD hükümetini “işbirliği gündeminde kendileriyle işbirliği yapmaya” davet etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Trump’ın “Bu BİZİM yarımküremiz” dediği bir fotoğraf yayınladı. ABD emperyalizmi, Latin Amerika’nın tamamını (Kanada ile birlikte) kendi mülkiyeti olarak ilan ediyor ve direnen herkesi kaçıracağını veya öldüreceğini açıkça belirtiyor. Bu, açık sömürgeciliğe geri dönüştür.
Maduro Manhattan’daki bir mahkemede masumiyetini beyan ederken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi birkaç kilometre kuzeyde bir olağanüstü oturum düzenledi. Orada, Trump yönetiminin yaptığının ne olduğu netleşmeye başladı: Bu, sadece ABD ceza hukukunun ve uluslararası hukukun alaya alınması değil, tüm dünyayı hedef alan bir savaş nedenidir.
BM’de kriz havası hakimdi. Sırada hangi ülke vardı? Avrupa Birliği mi? Rusya mı? Kanada mı? Kolombiya mı? Küba mı? Çin mi? Yalnızca geçtiğimiz ay içinde Trump, BM üyesi en az altı ülkeye doğrudan tehditler savurdu.
Venezuela’nın BM Büyükelçisi Samuel Moncada, ABD’yi Venezuela’nın petrol kaynaklarını ele geçirmek için saldırıda bulunmakla suçladı ve bunu “sömürgeciliğin ve yeni sömürgeciliğin en kötü uygulamalarını anımsatan bir adım” olarak nitelendirdi.
Kolombiya temsilcisi, “Hangi koşul altında olursa olsun, saldırı eylemi yapmak üzere tek taraflı güç kullanılmasının hiçbir gerekçesi olamaz. Bu tür eylemler, uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı ciddi şekilde ihlal etmektedir,” dedi.
Çin temsilcisi ise, “Çin, ABD’nin tek taraflı, yasa dışı ve zorbalık içeren eylemlerinden derin bir şok duymakta ve bunları şiddetle kınamaktadır,” diye ekledi.
Güvenlik Konseyi’ne brifing vermek üzere davet edilen ekonomist Jeffrey Sachs, saldırıyı bağlamına oturtarak şöyle konuştu: “Geçtiğimiz yıl, Amerika Birleşik Devletleri yedi ülkede bombalama operasyonları düzenledi. Bu operasyonların hiçbiri Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmadı ve hiçbiri Şart’a göre meşru müdafaa kapsamında gerçekleştirilmedi. Hedef alınan ülkeler arasında İran, Irak, Nijerya, Somali, Suriye, Yemen ve şimdi de Venezuela bulunuyor.”
Sachs, ABD’nin Venezuela’ya karşı rejim değişikliği operasyonlarının tarihçesini şöyle özetledi: 2002’de ABD destekli darbe girişimi, 2014’te hükümet karşıtı protestoların finanse edilmesi, petrol üretimini yüzde 75 ve kişi başına reel GSYİH’yi yüzde 62 oranında çökerten ağır yaptırımlar, 2019’da Juan Guaidó’nun tek taraflı olarak “geçici devlet başkanı” olarak tanınması ve 7 milyar dolarlık Venezuela devlet varlıklarına el konması.
Sachs, “Konsey üyeleri, uluslararası hukuku ve özellikle Birleşmiş Milletler Şartı’nı savunmaya çağrılıyor,” dedi ve ekledi: “Konsey üyeleri Nicolás Maduro’yu yargılamaya çağrılmıyor.”
Ancak dünya çapında kınama yağarken, Amerikan basını emperyalist haydutluğu övdü. Wall Street Journal’ın yayın kurulu, “Venezuela’da ‘Uluslararası Hukuk’ Yanılsaması” başlıklı yazısında, “Haydut rejimler artık onu [uluslararası hukuku] kendi kanun ihlallerini korumak için bir kalkan olarak kullanıyorlar,” diye buyurdu. Gazete şu sonuca varıyordu: “ABD’nin cesareti ve askeri gücünün gösterilmesi, özgür dünyayı korumak için binlerce BM kararından daha etkili olacaktır.”
Washington Post yayın kurulu da aynı derecede küstahtı. Manşetinde “Maduro’nun tutuklanması hukuki kurguları ortaya çıkarıyor” yazan gazete, alt başlığında ise “Yönetim, dış politika hedefleri için hukuki gerekçe uyduruyor. Sorun değil,” ifadesine yer verdi. Washington Post, uluslararası hukukun açıkça “hukuki kurgu” olduğunu ilan etti.
Bu başyazılar, ABD’nin yaptığının bir suç olduğunu açıkça kabul ederken, Amerikan askeri gücünün kendisini hukukun üstünde tuttuğunu ilan etmektedir.
BM Genel Sekreteri António Guterres, “uluslararası hukuk kurallarına uyulmamasından derin endişe duyduğunu” belirtti. Ancak bu tür açıklamalar Trump’ın küresel askeri saldırganlığını durdurmayacaktır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası hukuk düzenini kuran kapitalist güçler, şimdi dünyayı yeni sömürgeci tarzda paylaşmak için bu düzeni paramparça ediyorlar. Muhalefetin tabandan gelmesi gerekiyor. Bu, ABD, Venezuela ve dünya genelinde işçilerin emperyalist savaşa ve onu üreten kapitalist sisteme karşı bağımsız seferberliği demektir.
