Trump’ın Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırmak üzere Venezuela’yı yasa dışı istila etmesi, sadece Venezuela’yı değil, tüm Latin Amerika’yı ve dünyayı hedef alan emperyalist bir yağma eylemidir. Bu eylemin tamamen kanunsuz oluşu ve Trump’ın ABD bankalarına Venezuela’nın petrol gelirlerine el koymaları için yaptığı açık çağrılar, dünya çapında emekçilere karşı sınıf savaşında önemli bir tırmanışa işaret ediyor. Kendi ülkesinde göçmen karşıtı ICE polislerini ABD şehirlerini işgal etmek üzere gönderen Trump, Minneapolis’teki genel grev çağrısı dahil olmak üzere işçi sınıfı içinde hızla büyüyen bir muhalefetle karşı karşıya bulunuyor.
Emperyalizmin bariz yeni sömürgeci savaşa yönelmesi ve sınıf mücadelesinin yükselişi, Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisi gibi “popülist” partilerin iflasını gözler önüne seriyor. İşçi sınıfının kapitalist devlete karşı işçi iktidarı ve sosyalizm mücadelesinde bağımsız seferberliğine karşı olan bu tür partiler, halkı birleştirmek için, yani kapitalistleri ve işçileri milliyetçilik temelinde birleştirmek için çağrıda bulunuyorlar. Bu anti-Marksist tutum, işçileri burjuva milliyetçi güçlere tabi kılmak ve emperyalizme karşı gerekli mücadeleyi engellemekten başka bir işe yaramıyor.
LFI, Venezuela’da ve uluslararası ölçekte işçileri, Trump ile işçiler zararına bir anlaşma yapmaya uğraşan Venezuela’nın kapitalist rejimine tabi olmaya çağırıyor. “Trump’ın saldırganlığına karşı Venezuela halkını destekleyin” başlıklı açıklamasında şöyle diyor:
Boyun Eğmeyen Fransa, Donald Trump yönetiminin Venezuela’ya karşı başlattığı yasa dışı ve gayrimeşru savaşla yüz yüze olan Venezuela halkına ve yetkililerine tam destek verir. ... ABD, uluslararası hukuku ihlal ediyor ve zorla rejim değişikliği yapmaya çalışıyor. Geçen yüzyılda Latin Amerika’yı kasıp kavuran darbeler, savaşlar ve müdahaleler geleneğini yeniden canlandırıyor. Bu saldırganlıkla karşı karşıya kalan Venezuela halkının direnişi meşrudur.
Maduro’nun kaçırılmasının ardından Caracas ve Venezuela genelinde kitlesel işçi protestoları düzenlendi ve Caracas’taki durum halen patlamaya hazır. Ancak böyle bir durumda, herhangi bir gerçek Marksist-Troçkist eğilimin görevi, emperyalizme uzlaşma arayan burjuva milliyetçi güçlerden bağımsız olarak, işçi sınıfının emperyalizme karşı mücadelesini uluslararası düzeyde birleştirmektir.
Mélenchon ve LFI, ABD ve Avrupa işçilerinin devrimci görevleri konusunda sessiz kalarak ve Venezuela işçilerinin devlet aygıtına itaat etmesini talep ederek böyle bir mücadeleyi engelliyor. LFI’nin tüm politikası bir siyasi yalan üzerine kuruludur. O, Venezuela burjuva milliyetçiliğine desteği bir direniş stratejisi olarak sunuyor oysa gerçekte Venezuela rejimi, işçiler pahasına ABD emperyalizmiyle bir anlaşma yapmaya çalışıyor.
Bir hafta önce, Venezuela rejiminin Dışişleri Bakanı Yvan Gil, geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’in “ABD hükümeti ile diplomatik nitelikte bir keşif süreci başlatmaya karar verdiğini” duyurdu. Gil, bu keşif sürecinin, Trump’ın ilk döneminde, 2019’da koparılan “iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik” olduğunu ekledi. Ama ABD’nin istilasının ardından Maduro hâlâ bir ABD hapishanesindeyken diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması, Caracas’taki yönetici elitin Trump ile işbirliği yapmaya istekli olduğunun bir işaretidir.
Venezuela rejiminin Trump yönetimi ile derinleşen ilişkilerinin ekonomik temelini, Caracas’ın Washington’a Venezuela petrolü ve doğal kaynakları üzerinde daha fazla kontrol hakkı verme girişimleri oluşturmaktadır. Böyle bir ekonomik işbirliği, yalnızca ABD ve Venezuela burjuvazileri arasında, Venezuela işçilerinin zararına, özellikle de Venezuela’nın giderek azalan petrol gelirlerine dayanan sosyal harcamaların geri kalan kısmının tasfiyesi yoluyla işleyebilir.
Venezuela’nın ulusal petrol şirketi PDVSA, ABD Donanması’nın Atlantik Okyanusu’nda Venezuela petrolü taşıyan bir Rus tankerini yasa dışı olarak ele geçirmesini alkışladı. Maduro’nun kaçırılmasından sadece birkaç gün sonra, ABD’nin Rusya’ya karşı savaş nedeni oluşturan bu eylemi, Venezuela’nın Trump ile işbirliğinin büyük bir başarısı olarak sunuldu. Daha önce geçici Devlet Başkanı Rodriguez tarafından yönetilen PDVSA, bir bildiri yayımlayarak şunları ilan etti:
ABD ve Venezuela yetkilileri, petrol bedelini ödemeden ve Venezuela yetkililerinin izni olmadan limandan ayrılan Minerva gemisinin geri dönmesini sağlamak için yürütülen ortak operasyonun başarıyla sonuçlandığını duyurdular.
Bu ilk başarılı ortak operasyon sayesinde, gemi şu anda kontrol altına alınıp diğer ilgili işlemlerin yapılması için Venezuela sularına geri dönmek üzere seyrediyor.
PDVSA ya da Rodriguez, Venezuela rejiminin Washington ile hangi kanallar aracılığıyla ve hangi amaçlarla askeri işbirliği kurduğunu açıkça belirtmedi. Ancak PDVSA, Trump’ın Venezuela’dan petrol gelirlerinin bir kısmının kontrolünü kendisine devretmesi talebine ilişkin sessizliğini koruyor. Venezuela rejimi hem kitlesel protestolar hem de Trump’ın tehditleri ile sarsılıyor ama rejimin zirvesindeki hiziplerin Trump ile işbirliği arayışında olduğu açıktır.
Bu arada New York Times “Venezuela’nın Yeni Lideri Devrimcilikten Trump’ın Yörüngesine Geçti” başlıklı bir makale yayımladı. Rodriguez’i “piyasa dostu yetkililerden oluşan sıkı sıkıya kenetlenmiş bir ekibe yaslandığı” için öven gazete, şöyle devam ediyordu: “Rodríguez, Venezuela’nın ekonomik elitleriyle bir ateşkes sağladı ve yabancı yatırımcılara petrol sahaları, çimento fabrikaları ve demir cevheri madenleri gibi bazı cazip projelerin kontrolünü vererek doğal kaynakların gizli bir şekilde özelleştirilmesine başladı.”
İspanyol sosyal demokrat gazete El Pais ise, New York Times’ın özetlediği CIA raporlarına atıfta bulunarak şu sonuca varıyordu: “CIA, [Venezuela burjuva muhalefet lideri] Maria Corina Machado’nun orduyu kontrol edememesi riski nedeniyle, Venezuela’daki iktidarı Delcy Rodriguez’e devretmeyi tavsiye etti. Donald Trump, bu Latin Amerika ülkesinde istikrarın en iyi yolu olduğuna inanarak, Chavezci rejiminin devamını tercih etti.”
Yani Mélenchon, Trump ve CIA’nın şu anda Venezuela’ya boyun eğdirme planlarının anahtarı olarak gördükleri güç olan Rodriguez rejimini destekleme çağrısı yapıyor. Elbette Mélenchon, geçen hafta sonu Lyon’da düzenlenen bir protestoda, kısa bir süreliğine, Venezuela’yı “elde silah” ABD’ye karşı çıkmaya çağırmıştı. Ancak bu çağrı —kendi politikasına göstermelik bir sol görünüm vermeyi amaçlayan— LFI’nin Venezuela rejimine tam destek politikasıyla açıkça çelişmektedir.
Emperyalist savaşa karşı çıkmak, işçi sınıfı içinde uluslararası bir hareketin inşasını gerektirir. Fetihlerin hedefi olan ülkelerde, bu hareketin görevi, emperyalist yağmanın hedefi olan kaynakları çürümüş kapitalist elitlerin elinden almaktır. Emperyalist ülkelerde ise amaç, yurt dışında yağma savaşları, yurt içinde ise diktatörlük ve toplumsal yağma peşinde olan egemen sınıfın elinden toplumun ekonomik kaynaklarını almak olmalıdır. Her iki durumda da bu, işçi sınıfını nesnel olarak sosyalist devrim mücadelesine yöneltir.
Ancak LFI, Fransa’da böyle bir hareketin kurulmasına karşı çıkmaktadır. Şu anda Yeni Halk Cephesi (NFP) olarak adlandırdığı, burjuva Sosyalist Parti (PS), Stalinist ve Yeşil partiler ve sendika bürokrasileriyle bir ittifak kurarak sınıf mücadelesinin büyümesini engellemeye çalışmaktadır. Bu ittifak, Fransız işçi sınıfını Macron’a tabi kılmak için durmaksızın çalışmıştır.
NFP, Fransız halkının ezici çoğunluğunun karşı çıktığı Macron’un 2023’teki emeklilik kesintilerine karşı kitlesel grevlerin sendika bürokrasileri tarafından satılmasına destek verdi. LFI böylece Macron’un on milyarlarca avroyu sosyal harcamalardan keserek Fransa ordusuna aktarabilmesine yardımcı oldu. 2024’te LFI, “neo-faşizme karşı mücadele” iddiasıyla erken genel seçimlerde PS ve Macron yanlısı adayları destekledi. Bu, Macron liderliğinde bir dizi zayıf azınlık hükümetinin iktidara dönmesine yol açtı.
Macron, Trump yönetimi ile gerginliklerin artmasına rağmen, Fransız emperyalizminin de Venezuela’nın yağmalanmasından yararlanabileceğini umarak Maduro’nun kaçırılmasını alkışlamıştır. Bu durum, Macron’a karşı işçi sınıfının mücadelesinin yenilenmesinin yanı sıra, Macron’un halka karşı yönetmesini mümkün kılan Mélenchon ve NFP ile siyasi bir kopuşun da acil bir gereklilik olduğunu göstermektedir.
Bu, işçi sınıfı içinde, işçi mücadelelerini koordine etmek, 2023 emeklilik mücadelesinde olduğu gibi ihanetleri engellemek ve bunları uluslararası işçi mücadeleleriyle bağlantılandırmak için, NFP’deki gibi sendika bürokrasilerinden bağımsız taban komiteleri kurmayı gerektirmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Latin Amerika, Avrupa ve diğer yerlerde emperyalizme karşı yükselen işçi mücadelelerini birleştirmek için, işçi sınıfı içinde savaş karşıtı sosyalist bir hareket inşa etme mücadelesi zorunludur. Bu mücadele, iktidarı işçi sınıfına devretme ve sosyalist politikalar izleme perspektifine dayanmalıdır.
