Trump’ın ilk “Barış Kurulu” toplantısı öncesinde İsrail Gazze’de 12 kişiyi öldürdü

Trump’ın sözde “Barış Kurulu”nun ilk toplantısının arifesinde İsrail pazar gecesi ve pazartesi sabahı Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarıyla en az 12 Filistinliyi öldürdü. Bu saldırılar, ABD destekli “ateşkes”in Filistin halkına yönelik soykırımın devam edip tırmandığı gerçeğini gizlediğini bir kez daha teyit etti.

Gazze sivil savunmasına göre, Filistinliler, İsrail’in kuzeydeki yerinden edilmiş ailelerin çadır kampını, güneydeki Han Yunus’un yerleşim alanlarını ve kuşatma altındaki bölgenin diğer yerlerini vurduğu bir dizi saldırıda öldürüldüler.

Filistin Kızılayı, Gazze’nin kuzeyindeki bir çadır kampına düzenlenen saldırıda en az altı kişinin öldüğünü, güneydeki ayrı bir saldırıda ise beş kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Hastane çalışanlarının daha sonra, başka bir olayda bir Filistinlinin daha İsrail ateşiyle öldürüldüğünü doğrulamasıyla, son saldırılarda ölenlerin sayısı 12’ye yükseldi.

Sivil savunma yetkilileri, Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye’de yerinden edilmiş insanların barındığı bir çadırın vurulduğunu, Han Yunus’ta sabahın erken saatlerinde düzenlenen saldırıda ölenlerin ise evlerin ve geçici barınakların yakınında yerinden edilmiş Filistinlileri barındıran bir bölgedeki siviller olduğunu belirttiler. Gazze şehri ve Beyt Lahya’da bombardıman sonucu başka kayıplar da oldu.

Şifa ve Nasser hastanelerindeki sağlık emekçileri, bu saldırılarda hastanelere en az yedi kişinin naaşının getirildiğini ve insanların ölenler için dua etmek üzere hastane avlularında toplandıklarını söylediler. Görgü tanıkları, insanların, aylarca süren zorla yerinden edilmenin ardından kurulan çadırlarda ve geçici barınaklarda uyurken vurulduğunu anlattılar. Acı içindeki bir kişi, “Ateşkes nerede, bahsettikleri ateşkes nerede, biz uyurken bizi bombalarken nerede?” diye sordu.

İsrail ordusu, saldırıların militanları hedef aldığını ve hedeflerden birinin Gazze şehrinin Tel el-Hawa bölgesinde İslamî Cihat’ın komutanı olarak tanımlanan bir kişi olduğunu iddia ederken, diğer saldırıların ateşkes ihlallerine ve roket saldırılarına yanıt olduğu öne sürüldü. Ancak yine, iki yılı aşkın süredir devam eden imha harekâtı boyunca olduğu gibi, başlıca kurbanlar çadırlara ve yıkık apartman bloklarına sıkışmış siviller, kadınlar, çocuklar ve yaşlılardı.

Han Yunus'un güneyinde İsrail hava saldırısında öldürülen 5 Filistinlinin cenazesi. 15 Şubat 2026 [Photo: @EyeonPalestine]

Filistinli yetkililer, saldırıları, ikinci aşamada olduğu varsayılan ABD arabuluculuğundaki ateşkesin açık bir ihlali olarak kınadılar ve ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 500’den fazla Filistinlinin İsrail ateşiyle öldürüldüğüne dikkat çektiler.

Gazze Sağlık Bakanlığı, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 71.700-71.800 Filistinlinin öldürüldüğünü ve 170.000’den fazlasının yaralandığını belirtti. Bu, nüfusun yüzde 10’undan fazlasının öldürüldüğü veya yaralandığı anlamına geliyor ki bu yıkımın boyutu artık İsrailli yetkililer tarafından da kabul ediliyor. Ateşkesin başlamasından bu yana İsrail’in saldırılarında yaklaşık 480-520 kişi öldürüldü; bu rakamlar İsrail askeri kaynakları tarafından da kabul edildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, çadırlarda ve barınaklarda yaşayan yerinden edilmiş insanları hedef almanın “ateşkes anlaşmasının ihlali” olduğunu belirterek, İsrail’in saldırılarını hiç durdurmadığını ve sözde ateşkesi, ABD’nin koruması altında Gazze’de etnik temizliği sürdürmek için kullandığını vurguladı.

19 Şubat’ta Washington’da Donald Trump’ın Barış Kurulu’nun ilk toplantısının arifesinde yapılan en son katliamın zamanlaması bu emperyalist girişimin gerçek içeriğini ortaya koyuyor. Kurul, Beyaz Saray tarafından Gazze’deki “çatışma sonrası yeniden yapılanma” sürecini ve ateşkesin ikinci aşamasını yönetecek bir mekanizma olarak sunuldu. İkinci aşama, BM tarafından görevlendirilen bir istikrar gücünü ve uluslararası denetim altında Gazze Şeridi’ni yönetecek bir teknokratik komiteyi içeriyor.

Trump’ın kurulunun suç oluşturan niteliği, onun bileşiminden anlaşılmaktadır: Trump’a yakın ABD’li yetkililer, mali oligarklar ve uzun süredir emperyalizme hizmet eden kişilerden oluşan birbirine sıkı sıkıya bağlı bir çekirdek kadro. ABD’nin kilit isimleri arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın Ortadoğu temsilcisi ve emlak milyarderi Steve Witkoff, Trump’ın damadı Jared Kushner ve Beyaz Saray’ın kıdemli danışmanı Aryeh Lightstone bulunuyor.

Ayrıca, sermayenin ve emperyalist politikanın önde gelen uluslararası temsilcileri de üyeler arasında: 2003 yılında Irak’ın canice istila edilmesinin baş mimarlarından eski Britanya Başbakanı Tony Blair; Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga; Apollo Global Management CEO’su Marc Rowan ve “Gazze Yüksek Temsilcisi” olarak atanan ve Kurul ile yeni teknokratik Gazze yönetimi arasındaki sahadaki bağlantı noktası olan eski BM Ortadoğu elçisi Nickolay Mladenov.

Bunların çevresinde, bölgesel ve uluslararası güç odaklarından oluşan Gazze Yürütme Kurulu yer alıyor: Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’ın kıdemli diplomatlarından Ali el-Sevadi, Mısır istihbarat şefi Hassan Reşad; Birleşik Arap Emirlikleri bakanı Reem el-Haşimi; İsrailli-Kıbrıslı milyarder Yakir Gabay ile Sigrid Kaag gibi eski BM ve AB yeniden yapılanma yetkilileri. Kurulu destekleyen diğer faşistler arasında Arjantinli Javier Milei, Macaristanlı Viktor Orbán ve tabii ki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bulunuyor.

Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Avrupalı siyasi figürler, Trump’ın “Konsey”ini, Birleşmiş Milletler’i atlamakla eleştirdiler ve ateşkesin ve konseyin “duyurulmasından bu yana yüzlerce Gazzeli öldürüldü,” diyerek, bunların savaşı durdurmada “neredeyse hiçbir rol oynamadığını” belirttiler. Avrupalı hükümetler, uluslararası hukukun savunucuları gibi davransalar da pratikte İsrail’in Gazze’deki suçlarını desteklemeye devam ettiler.

Eski BM temsilcisi Nickolay Mladenov, Kurul “çok hızlı” hareket etmezse “ateşkesin ikinci aşamasını değil, savaşın ikinci aşamasını” yöneteceğini itiraf ederken, artan soykırım suçlamalarını ele almayı açıkça reddetti.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, sözde ateşkes, Gazze’nin geleceğine yönelik “çerçeve” ve Barış Kurulu denilen tüm bu yapıyı siyasi bir sahtekarlık olarak kınamıştır. Amaç; Gazze’yi insansızlaştırmak, tüm örgütlü direnişi yok etmek ve bölgeden geriye kalanları İsrail’in ve Amerikan emperyalizminin hakimiyetindeki bir manda yönetimi haline getirmeye yönelik plana sözde yasal ve “insani” bir örtü sağlamaktır.

“Teknokratik” yönetim, “güvenlik garantileri”, direniş örgütlerinin silahsızlandırılması, yabancı ve İsrailli kuvvetlerin kalıcı varlığı konularındaki ısrar, Filistinlilerin İsrail işgali altındaki tüm topraklardan çıkarılmasının tamamlanmasını amaçlamaktadır.

Pazar ve pazartesi yapılan saldırılar, iki hafta önce Gazze’de çocuklar da dahil olmak üzere en az 32 Filistinlinin öldürüldüğü İsrail saldırılarının devamı niteliğindedir. Bu, ekim ayında ateşkes ilan edilmesinden sonraki en kanlı günlerden biriydi. O gün, İsrail savaş uçakları ve topçuları Gazze şehrindeki bir apartman binasını, Han Yunus’taki bir polis tesisini ve bir çadır kampını vurdu ve yerinden edilmiş ailelerin sığındığı dayanıksız barınaklarda yangınlar çıkardı.

Füzeler Gazze’yi vurmaya devam ederken, işgal altındaki Batı Şeria’daki Ofer Hapishanesi’nden gelen bir video, Filistinli tutsaklara yönelik sistematik kötü muamele ve işkenceyi gözler önüne serdi. Bunlar, soykırım harekâtının ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Cuma günü İsrail’de ve bölge medyasında yayınlanan görüntülerde, yaklaşık 20 ağır silahlı memurun Filistinli tutsakların hücrelerine giden bir koridora baskın düzenlediği, tutsakları ellerini arkadan bağlayarak yere yatırdığı, ardından dışarı sürükleyip yüzüstü yatırdığı görülüyor.

Daha sonra tutsaklarla görüşmek üzere avukatlar gönderen Filistinli Tutsaklar Derneği, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in bizzat “tutsakların kafalarına bastığını” ve kameralar önünde bu aşağılayıcı eylemi filme aldığını, yapılan baskıyla övündüğü bildirdi.

Tutsaklar, baskın boyunca başlarını ve yüzlerini yere bastırmaları emredildiğini, aşağılayıcı hakaretlere ve tehditlere maruz kaldıklarını, iradelerini kırmak ve ailelerini terörize etmek amacıyla fiziksel işkence olarak gördüklerini söylediler.

Dernek, İsrail’in 2023’te Gazze’ye yönelik soykırım savaşının başlamasından bu yana, cezaevi yetkililerinin “daha yüksek düzeyde vahşet yarışı”na girdiğini ve siyasi çıkarlar peşinde acımasızlıklarını sergilemek amacıyla kasten daha fazla kötü muamele görüntüsü yayınladığını belirtti.

Hak örgütleri, Ben-Gvir’in görev süresi boyunca Filistinli tutsakların koşullarında şiddetli bir kötüleşmenin meydana geldiğini belgelediler. Bu kötüleşme, ağır kısıtlamalar, rutin dayak, gıda yoksunluğu ve yaygın kilo kaybını içeriyor ve örgütler, bunun uluslararası hukuku ihlal eden zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele anlamına geldiğini ifade ediyor.

Ben-Gvir’in cuma günü Ofer’de bulunması, önceden hesaplanmış faşizan bir gözdağıydı. Üst düzey polis ve cezaevi yetkilileri ile sivil Siyonistlerin eşlik ettiği Ben-Gvir, Ramazan’dan birkaç gün önce cezaevini gezdi. Bu sırada gardiyanlar, tutsakların hücrelerinin yakınında ses bombaları attı ve cezaevinin bazı bölümlerine baskın düzenledi.

Ziyaret sırasında Filistinli tutsaklara uygulanan sert önlemlerin “yeterli olmadığını” ilan eden Ben-Gvir, Filistinli tutsaklar için idam cezası yasası da dahil olmak üzere daha baskıcı yasalar talep etti. Alaycı bir şekilde, Ofer’in “lüks bir otel” olmadığını söyleyen Ben-Gvir, buranın “gerçek bir hapishane” olduğunu söyledi ve koşullarını övdü.

Filistinli ve uluslararası hak örgütleri, baskını “sindirme ve kötü muamele” örneği ve İsrail devletinin en üst kademelerinde onaylanan “sistematik, kurumsallaşmış işkence politikası”nın bir parçası olarak kınadılar. Hamas, bu olayı “yeni bir savaş suçu ve tutsaklarla ilgili uluslararası insani hukuka açık bir meydan okuma” olarak nitelendirerek, bu olayın bir sapma değil, köklü bir vahşetin tırmanışı olduğunu vurguladı.

İsrail hükümeti, olayla ilgili ciddi bir soruşturma veya inceleme yapılacağını açıklamadı. Bunun yerine, Times of Israel ve diğer medya kuruluşları Ben-Gvir’in baskınla ilgili videosunu paylaşarak devletin bu eylemlerini onayladığını ortaya koydular. Emperyalist hükümetler, İsrail’i silahlandırmaya ve Ben-Gvir gibi faşistlerin de dahil olduğu Netanyahu hükümetiyle politikalarını koordine etmeye devam ederken, bu vahşet karşısında sessiz kaldılar.

Gazze’de devam eden soykırım, rakip güçlerin sömürge savaşları ve vekalet savaşları yürüttüğü yeni bir dünya savaşına giden yolda, ABD ve Avrupa emperyalizminin dünyayı yeniden bölüşme çabasının bir parçasıdır. Trump’ın Barış Kurulu, sahte ateşkes, Gazze’de askeri yoldan “istikrar sağlanması” ve İsrailli savaş suçlularına tanınan dokunulmazlık, ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki stratejik deniz yollarını, enerji rotalarını ve askeri üsleri güvenceye almaya yönelik küresel stratejisinin unsurlarıdır.

Loading