Mısır Devrimi

25 Nisan 2017

David North tarafından kaleme alınan aşağıdaki yazı 01 Şubat 2011 tarihinde Mısır devriminin ilk günlerinde yayınlanmış olup önemi nedeniyle Türkçeye çevrilmiştir.

Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek diktatörlüğüne karşı kitlesel protestolar, fabrika işgalleri ve süresiz genel grev çağrıları yayılırken, işçi sınıfı Mısır devriminin itici gücü olarak ortaya çıkıyor. Haberler sınırlı olmakla birlikte, grevlerin ve protestoların 80 milyonluk ülke genelindeki kentlere ve kasabalara hızla yayıldığı ortada.

İşçi sınıfının devasa toplumsal güç gösterisi, egemen sınıfı ve onun ana akım medyadaki sözcülerini sarsmış durumda.New York Times protestoları “açık sınıf savaşı” haline geliyor olmasını kınarken, CNN, Mısır’da yatırımları olan ABD petrol şirketlerinin hisse senetlerindeki çöküşü, “yeni bir hükümetin arazi ruhsatlarını kamulaştırabileceği” korkusuyla açıkladı.

Bununla birlikte, mali aristokrasi, bir petrol sahasının hatta dünya ticareti için son derece önemli olan Mısır’ın Süveyş Kanalı gibi bir deniz yolunun yitirilmesinden çok daha fazlasından korkmaktadır. Çok daha temel siyasi konular söz konusudur.

Mısır devrimi, Sovyet bürokrasisinin 1991’de SSCB’yi tasfiyesini takip eden kapitalizm yanlısı zafer gösterisine yıkıcı bir darbe indiriyor. Sınıf mücadelesi, sosyalizm ve Marksizm, modern dünyada konu dışı ilan edilmişti. Karl Marx’ın ve Friedrich Engels’in “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” sözünde ifade edildiği anlamda “tarih”, sona ermişti. Bundan böyle, medya için hayal edilebilir tek devrimler, siyasi olarak ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından senaryolaştırılan ve daha sonra toplumun kapitalizm yanlısı hali vakti yerinde kesimleri tarafından uygulanan, önceden “renklerle simgelenmiş” olanlardı.

Bu kendinden memnun ve gerici senaryo, Tunus’ta ve Mısır’da çürütülmüştür. Tarih, büyük bir şiddetle geri dönüyor. Şimdi Kahire’de ve Mısır genelinde gözler önüne serilen gerçek şey, devrimdir. Konunun en önde gelen uzmanı Lev Troçki, “Bir devrimin en kesin özelliği, kitlelerin tarihsel olaylara doğrudan müdahalesidir.” diye yazmıştı. Bu devrim tanımı, Mısır’da şu anda yaşananlar için bütünüyle geçerlidir.

Bu devrim, yalnızca ilk aşamalarındadır. Patlamayla serbest kalmış sınıfsal güçler, kendilerini belirgin talepler açısından tanımlamaya ancak başlıyorlar. Programlar, neredeyse hiç formüle edilmemiş durumda. On yılların baskısından çıkan işçi sınıfı, henüz kendi öz programını kesin ve açık olarak formüle etmiş değil. Gelişen mücadelenin bu başlangıç anlarında, başka türlü olamazdı. Bir kez daha Troçki’den aktarırsak: “Kitleler, bir devrime, hazırlanmış bir toplumsal yeniden yapılanma planıyla değil; eski rejime katlanamadıkları yönünde keskin bir duyguyla atılırlar… Bu yüzden, devrimin temel siyasi süreci, toplumsal krizden doğan sorunların bir sınıf tarafından yavaş yavaş kavranmasına (kitlelerin bir ardışık tahminler yöntemi eliyle aktif yönelimine) dayanır.

Bir devrimci sarsıntının ilk aşamalarında her zaman olduğu gibi, ağır basan sloganlar, genel olarak demokratik bir karakter taşıyor. Uçurumun yakınlaşmasından korkan egemen seçkinler, eski düzeni koruyabilmek için umutsuzca çabalıyorlar. “Reform” vaatleri onların dudaklarından kolaylıkla çıkıyor. Toplumun üst tabakaları, değişimi, yalnızca kendi servetlerini ve toplumsal konumlarını tehdit etmediği ölçüde arzuluyor. Onlar, hevesle, tüm demokratik güçlerin “birliği” çağrısında yapıyorlar; elbette kapitalist sınıfın temsilcilerinin siyasi kontrolü altında. Bu “birlik”in simgesi, en azından şimdilik, Muhammed El Baradey’dir.

Bununla birlikte, El Baradey tarafından önerilen demokratik birlik biçimi, işçi sınıfına, kır yoksullarına ve sokaklara dökülmüş olan geniş gençlik kesimlerine özlü hiçbir şey sunmayacaktır. Mısır toplumunun geniş kitlelerinin yaşamsal ihtiyaçları, mevcut mülkiyet ilişkilerinin en kapsamlı altüst edilmesi ve siyasi iktidarın işçi sınıfına aktarılması olmaksızın karşılanamaz.

New York Times, siyasi açıklık sergilediği az sayıdaki durumlardan birinde, Mısır’daki toplumsal çatışmanın temel nedenine dikkat çekti: “Kahire’de zenginler ile yoksullar arasındaki genişleyen uçurum, son on yılda (özellikle de son beş yılda) kent yaşamının göze çarpan görünümlerinden biri olmuştur… Ancak bazıları için bir ekonomik hızlı büyüme başlatan Mübarek yönetimi daha fazla devlet işletmesini özelleştirme yönünde adımlar atarken, zengin Mısırlılar kentten kaçtılar. Onlar, taşra kulüpleri çevresindeki Amerikan tarzı büyük evlerle dolu, etrafı çevrili güvenlikli sitelere üşüştüler. Onların yaşamlarının ortalama Mısırlılardan uzaklığı bütünüyle görünür hale geldi.

İyi de, bu gidişat, yalnızca Mısır’a özgür bir olgu mu? New York Times’ın Kahire’deki toplumsal uçurum betimlemesi, ABD’dekiler dahil, kapitalist dünyadaki neredeyse bütün büyük kentlere bire bir uygulanabilir. Örneğin, New York City’deki durumu düşünün. Maliye Politikası Enstitüsü tarafından kısa süre önce yayınlanan bir rapora göre, kentin tüm sakinlerinin toplam gelirinin yüzde 44’ünü New York City’nin en zengin yüzde 1’i alıyordu.

Toplumsal eşitsizlik dünya genelinde sarsıcı boyutlara ulaşmıştır. Gerçekte, bazı raporlara göre, ABD’deki toplumsal eşitsizlik, Mısır ve Tunus’takinden daha büyüktür. Dahası, hükümetler, Avrupa ve ABD genelinde, sosyal harcamalarda büyük çaplı kesintiler talep ediyor ve uyguluyorlar. İşçi sınıfının hiç olmadığı kadar geniş kesimleri yoksulluğa sürükleniyor.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde bulunan siyasi rejimler -kuşkusuz daha gelişmiş propaganda kurumlarıyla donanmış olmalarına rağmen- geniş kitlelerin hoşnutsuzlukları karşısında, Mısır hükümeti kadar katılaşmış ve vurdumduymazdır. Daha geçtiğimiz hafta, ABD’nin başkanı, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unun işsiz olduğuna değinemediği bir “Birliğin Durumu” konuşması [Yılda bir kez yapılan ulusa sesleniş konuşması-çev.] yaptı. Bay Obama için, Birliğin Durumu’nun daha önemli bir göstergesi, Wall Street’teki “yükselen” hisse senedi değerleridir.

Kahire’nin, İskenderiye’nin ve tüm ülkenin sokaklarında gözler önüne serilen şey, dünya çapında tarihsel öneme sahiptir. Mısır’daki olaylar, toplumsal değişimin, en gelişmiş olanlar da dahil her ülkede alacağı biçimi göstermektedir. Bu antik topraklarda, dünya sosyalist devriminin yeni bir döneminin ilk kıpırtılarına tanıklık ediyoruz.

David North