Fransız gençliği Le Pen-Macron ikinci turunu protesto ediyor

Alex Lantier
1 Mayıs 2017

Perşembe günü, binlerce lise öğrencisi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki sağcı aday, eski banker Emmanuel Macron ve Ulusal Cephe (FN) önderi Marine Le Pen ile sınırlı bir ikinci turuna karşı, Fransa genelinde protesto gösterileri düzenledi, okullarını bloke etti ve yürüyüş gerçekleştirdi.

Milyonlarca emekçi, bu seçimin, kendilerine yalnızca, hangi cumhurbaşkanının Fransa’da otoriter ve militarist bir yönetime başkanlık edeceğini seçme tercihi sunduğunu görüyor. Le Pen bir neo-faşisttir. Macron’a gelince; gençlik, onu, PS’nin gerici iş yasasına karşı grevleri ve kitlesel gençlik protestolarını şiddetle bastıran mevcut Sosyalist Parti (PS) hükümetinde ekonomi bakanı olarak oynadığı rol nedeniyle, yaygın şekilde hor görüyor.

Dün, binlerce genç yürüyüş düzenledi; Paris’teki, Rennes’deki ve Nantes’daki çok sayıda lise bloke edildi. Atılan sloganlar arasında, “veba ile kolera arasında bir tercih” ve “ne Marine ne Macron; ne anavatan ne patron” vardı.

Paris’te 20 lise bloke edildi veya protestolarla sarsıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda, birdenbire, “Ne faşizm ne serbest piyasa kapitalizmi” sloganı altında hem Le Pen’e hem Macron’a karşı çıkan binlerce öğrencinin izinsiz bir gösterisi patlak verdi. Bastil Meydanı’ndaki bir protestoda polis ile öğrenciler arasında çatışma yaşandı. Oy verme yaşında olan liselilerden birçoğu, boş oy atmayı planladığını söyledi.

Bazı öğrenciler, bu ikinci turu, FN’nin ilk kez ikinci tura kaldığı 2002’deki cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuyla karşılaştırdı. Bu, 2002 yılında, kendiliğinden kitlesel protestolara sebep olmuştu. Elise, bugün “Hiç kimsenin protesto etmemesine şok oldum” diyor ve ekliyordu: “Herkes Marine Le Pen’in ikinci tura kalmasını bekliyordu ama sadece o kadar: herkesin bunu bekliyor olması korkunç! Değerlerimizi savunmak için FN’ye karşı bir şeyler yapmamız gerektiğine karar verdik. Oy verecek yaşta olmasak da bu bizim geleceğimiz ve biz, iktidarda ırkçı ve yabancı düşmanı bir parti istemiyoruz.”

Öğrenci grupları, bugün saat 19.00’da Paris Belediye Binası önünde bir seçim protestosu daha düzenleyecekler.

Rennes’de, binlerce protestocu, güvenlik güçlerinin yürüyüşün şehir merkezine ilerlemesini engellemeye çalışıp göz yaşartıcı gaz atması üzerine polis ile çatışma çıkmadan önce, barışçıl bir yürüyüş yapıyordu. Daha sonra gençler “Macron, Le Pen, onları istemiyoruz” sloganı atarken, çatışmalar şehir merkezi geneline yayıldı. Gençler, ayrıca, FN’nin demagojik “sistem karşıtı” parti olma iddiasına atıfta bulunarak, “Gerçek sistem karşıtı güçler biziz” sloganı attılar.

Lyon, Toulouse ve Dijon’da da protestolar gerçekleşti. Dijon’da yürüyen yüzlerce kişi, “ne banker ne faşist” sloganı attı.

Gençlik protestoları, Fransa’nın iki geleneksel hükümet partisi olan iktidardaki Sosyalist Parti ile Cumhuriyetçilerin adaylarının elendiği cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik halk içindeki derin toplumsal öfkenin ilk belirtileridir. Seçmenler tercihlerini tekrar tekrar değiştirmiş ve yolsuzluk suçlamalarının ve “yasa ve düzen” histerisinin hakim olduğu bir seçim kampanyasına yönelik hayal kırıklıklarını dışavurmuşlardı. Hem Macron’dan hem Le Pen’den yaygın şekilde nefret ediliyor.

Gençlik protestolarının patlaması, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Parti de l’égalité socialiste – PES), ikinci turda, işçilerin ve gençlerin her iki adaya yönelik siyasi muhalefetini harekete geçirmek ve seçimleri hangi gerici aday kazanırsa kazansın ona karşı siyasi bir işçi sınıfı mücadelesine hazırlanmak için yaptığı aktif boykot çağrısının yerindeliğini vurgulamaktadır.

Cumhurbaşkanı François Hollande’ın PS hükümeti altındaki savaş, kitlesel işsizlik ve temel demokratik hakları askıya alan olağanüstü hal yıllarının ardından, işçi sınıfı içinde patlayıcı bir toplumsal öfke var. Fransa’nın denizaşırı Guyana bölgesinde, ilk turdan sadece birkaç hafta önce bir genel grev patlak vermişti.

Seçimleri protesto eden gençlerin karşı karşıya olduğu kritik sorun, Macron yanlısı gerici medya kampanyasına meydan okuyarak, onu tüm egemen sınıfa karşı siyasi mücadelede harekete geçirmek için işçi sınıfına yönelmektir.

Basın, yükselen sınıfsal öfkeyi zapt etmek ve Macron’ın Le Pen karşısındaki kırılgan üstünlüğünü korumak için (anketler Le Pen’in görülmemiş bir şekilde oyların yüzde 40’ını alacağını gösteriyor), Macron’a soldan karşı çıkanları neo-faşizmin müttefikleri olarak damgalayan ikiyüzlü bir propagandayı dizginlerinden boşaltıyor. Dün Fransız Libération gazetesi, gazeteci Johan Hufnagel’in bir açık mektubunu yayınladı. “Le Pen’e karşı oy vermeyecek olan solcu arkadaşlara” yöneltilen mektup, fabrikanın yakında kapanmasıyla ve işlerini kaybetmekle karşı karşıya bulunan Amiens’teki Whirlpool işçilerinin yazgısını gündeme getiriyor ve bir kenara atıyordu.

Hufnagel, “kendi büyük heyecan verici planları için Whirlpool işçilerini güle oynaya kurban edecek olan sağcılar, büyük şirketler, serbest piyasacılar tarafından desteklenen bir adaya oy verme konusundaki huzursuzluğunuzu anlamaya çalışmak için, meseleye bütün açılardan bakıyorum ve sandığa gitmeyecek olmanıza inanamıyorum” diye yazıyor ve ekliyordu: “Emmanuel Macron kimilerinize bir şeytan gibi görünüyor ama o bir düşman değil. Demokrasinin, Cumhuriyet’in düşmanı; ırkçıların, Musevi karşıtlarının, Holokost inkarcılarının, şiddet yanlısı ve homofobik grupların müttefiki olan, Marine Le Pen’dir.

Bu satırlar, siyasi bir sahtekarlıktır. Burada, 1971’deki kuruluşundan bu yana PS’nin etrafında dönen iflas etmiş orta sınıf “sol” tabakaların iki ayırt edici özelliği bir araya gelmektedir: demokratik hakları tanımama ve işçi sınıfını küçümseme.

İlk olarak, Macron da bir demokrasi düşmanıdır. Hollande’ın baş danışmanlarından olan Macron, keyfi gözaltılara, polislerin el koymalar gerçekleştirmesine ve basının sansürlenmesine izin veren, sürekli olarak uzatılan bir olağanüstü hali uygularken PS’ye destek verdi. Irkçılık ve Cumhuriyet ilkeleri konusuna gelince; Macron’un bir bakanlık makamına sahip olduğu PS hükümeti, Cumhuriyet’in etnik tarafsızlık ilkelerini açıkça ihlal ederek Romanlara yönelik sinsi bir etnik sınır dışı politikası uygulamıştı.

İkincisi, Hufnagel’in Whirlpool işçilerinin yazgısını ilgisizce bir kenara atması, kendi başında, FN’nin tehlikeli yükselişine yön veren sınıfsal güçleri örneklemektedir. Binlerce işçinin işsizliğe sürüklenmesine tamamen kayıtsız olan varlıklı orta sınıf ajanların “sol” politikası olarak kabul edilen şeyin onlarca yıllık egemenliği, sağcı popülistlerin kendilerini emekçi ailelerin gerçek savunucularıymış gibi göstermelerine olanak sağlamıştır.

Fabrikaları kısa süre içinde Polonya’ya taşınması söz konusu olan Amiens’teki Whirlpool işçilerinin yazgısı, tipik bir örnektir. Macron, Whirlpool tesisini propaganda için kendi çıkarına kullanmaya yönelik sinik bir girişimle, Whirlpool sendika yetkilileriyle görüşmeyi planlamıştı. Ne var ki, ne tesisi ziyaret etmeye ne de kendisini basında şiddetle mahkum eden işçilere konuşma yapmaya cesaret edebildi. İşçilerden biri Macron ile görüşmeye giden bir sendika temsilcisine şöyle demişti: “Onun elini sıkma. Zaten, o senin kirli işçi ellerine dokunmak istemeyecek.”

Whirlpool işçilerinden Sybille, WSWS’ye şunları söyledi: “Hiç kuşku yok ki hepimiz atılacağız. Her şey aleyhimize. Bu yüzden Macron’dan hiçbir şey beklemiyoruz. O, basitçe, bizim, zeka düzeyi ona oy vermeye yeterli olmayan cahiller olduğumuzu düşünüyor.”

Emekli bir Whirlpool işçisinin arkadaşı, şöyle ekliyordu: “Biz işçi sınıfıyız, bu yüzden Macron’a oy vermeyiz.”

İşçiler ile Fransa’nın devlet tarafından fonlanan sendika bürokrasileri arasındaki iyi bilinen sınıfsal bölünmeyi kendi çıkarına kullanan Le Pen, Macron’u gölgede bırakma fırsatından yararlandı. O, işçilere konuşma yapmak ve Macron’un tavrını kınamak için Whirlpool fabrikasına sürpriz bir ziyarette bulundu. “Whirlpool işçilerinin yaşadıklarının çok fazla küçümsediğini düşündüm ve sizleri görmeye gelmeye karar verdim” diyen Le Pen, Macron’un sendikalar ile “turtalar” yediğini söyleyerek alay etti.

Le Pen’in Amiens’teki popülist demagojisi bir uyarıdır: işçi sınıfı içindeki patlayıcı öfkenin ortasında, Macron’a soldan muhalefeti bastırmaya çalışan herkes, yalnızca FN’yi güçlendirir. PES, ne olursa olsun Macron ile bir işbirliği biçiminde bir taviz vermeyecek; her iki sağcı adaya yönelik muhalefeti sosyalist ve enternasyonalist bir program temelinde harekete geçirmeye çalışacaktır.