İsveç’in Julian Assange’a yönelik soruşturması başından beri bir siyasi komploydu

26 Mayıs 2017

Cuma günü, İsveç makamları, WikiLeaks’in eş kurucusu Julian Assange’a karşı cinsel suistimal suçlamaları soruşturmasını düşürdüklerini duyurdular. Aslında, onların hiçbir kanıtı yoktur ve hiç olmadı. Tüm mesele, başından beri, WikiLeaks’i gözden düşürmeyi ve felce uğratmayı; Assange’ın, idam edilmek veya ömür boyu hapse mahkum olmak üzere ABD’ye iade edilebileceği ya da kaçırabileceği koşulları yaratmayı amaçlayan bir “kirli aldatmacalar” operasyonuydu.

WikiLeaks’in tek “suçu”, Amerikan emperyalizminin ve müttefiklerinin Irak’taki, Afganistan’daki ve tüm dünyadaki yasadışı, ölümcül faaliyetlerine ışık tutmaktı.

Assange’a karşı düzmece “tecavüz” suçlaması kampanyası, 7 yılı aşkın süredir, bir yandan Amerikan ordu-istihbarat aygıtının ve medyanın birleşik güçleri; diğer yandan ise sahte sol politika tarafından yürütüldü. Sahte sol, sözde kadınları suistimale karşı savunma adına her adımda Assange’a karşı saldırıyı haklı gösterecek şekilde, operasyonun “beyinleri”ne katkıda bulunurken, Amerikan ordu-istihbarat aygıtı ve medya operasyona güç sağladı.

İsveç’in soruşturmayı düşürmesi, Washington’ın caniliğine ilişkin ifşaatları bastırma yöneliminin duracağı anlamına gelmiyor. Tersine, sadece alan ve koşullar değişmiştir. ABD makamları ve müttefikleri, WikiLeaks’i ibret olsun diye cezalandırma düşüncesinden bir an olsun vazgeçmiş değil.

ABD, Assange’a karşı suçlamalar hazırladığını açıklamış durumda ve Washington, Assange’ın ABD’ye iade edildiğini görmek isteyecektir. Dahası, Britanya makamları, Assange’ı, beş yıldır kapana kısılmış olduğu Ekvador büyükelçiliğinden çıkması durumunda, kefaletle serbest bırakılma koşullarını ihlal etmekten yine de tutuklayacaklarını söylediler.

Donald Trump’ın CIA Müdürü Michael Pompeo, 13 Nisan’da Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nde yaptığı faşizan konuşmasında, “WikiLeaks düşman bir istihbarat örgütü gibi davranıyor ve düşman bir istihbarat örgütü gibi konuşuyor... Şimdi WikiLeaks’in gerçekte ne olduğunu açıkça söyleme zamanı. O, sıkça Rusya gibi devlet aktörlerinin yardım ve yataklık yaptığı, devlet dışı düşman bir istihbarat örgütüdür” iddiasını ortaya attı. Pompeo, ardından, “Artık Assange’ın ve fikirdaşlarının ifade özgürlüğü değerlerini bize karşı kullanmasına hoşgörü gösteremeyeceğimizi anlamak zorundayız.” diye ilan etti.

Assange’a ve WikiLeaks’e karşı şiddet tehditleri yeni değildir. ABD’nin eski Başkan Yardımcısı Joseph Biden, Assange’ı bir “yüksek teknoloji teröristi” diye adlandırırken, Temcilsiler Meclisi’nin eski sözcüsü Newt Gingrich, WikiLeaks kurucusunun “bir düşman savaşçısı muamelesi görmesi gerekir” demişti.

Demokratların başkan adayı Walter Mondale’ın 1984’teki kampanya menajeri ve Fox News yorumcusu Bob Beckel, şeytanca, “Bu adam bir vatan haini, bir hain ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm yasalarını çiğnedi… Yapılacak tek bir şey var: o. çocuğunu yasadışı bir şekilde vurmak.” önerisinde bulunmuştu.

WikiLeaks’e zulmedilmesini savunanlar, örgüte karşı bir “komplo” kurulduğu düşüncesine dudak bükmekten hoşlanıyorlar. Onunla ilgili gizli pek bir şey olmasa da, elbette, ortada bir komplo vardı.

İsveçli makamların 2010’da Assange’ın iddia edilen suçuna ilişkin soruşturmasının başlarında, Obama yönetimi yetkilileri tarafından yönlendirilen küçük bir FBI ve Pentagon görevlileri ordusu, WikiLeaks’in işinin nasıl bitirileceğini ve önderinin nasıl etkisiz hale getirileceğini hesaplamak için harıl harıl çalışıyordu.

Eylül 2010’da Daily Beast’te yayınlanan bir makalede, “Orada bulunanların bazıları tarafından WikiLeaks Savaş Odası diye adlandırılan aralıksız operasyon, WikiLeaks ve onun yakalanması zor olan önderi Julian Assange Amerika’nın binlerce gizli Afganistan savaş günlüğünün ikinci bir bölümünü yayınlama tehdidinde bulunduğu için, yüksek alarm durumunda.” diye yazılmıştı.

Bundan iki ay sonra, Stockholm başsavcısı Eva Finne tarafından, Assange’ın, Ağustos 2010’da gereğine uygun şekilde 24 saat içinde düşürülmüş bir dava ile ilgili olarak gözaltına alınması için bir uluslararası tutuklama kararı çıkarıldı. Başsavcı Finne, “onun [Assange] tecavüz suçunu işlemiş olduğundan kuşkulanmak için hiçbir neden yok” kararına varmıştı. Ne var ki çok geçmeden daha kuvvetli siyasi güçler müdahale etti.

Zaman dizini yakından incelendiğinde, gerçekler çok daha çarpıcıdır. 28 Kasım 2010’da, WikiLeaks, konsolosluklar, büyükelçilikler ve misyonlar tarafından Aralık 1966 ile Şubat 2010 arasında ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderilmiş 250.000 gizli yazışmayı yayınlamaya başladı. ABD hükümeti buna öfke ve tehditler ile tepki verdi. WikiLeaks, mali ve başka türde sistematik saldırılara uğradı.

İki gün sonra, 30 Kasım’da, Interpol, İsveçli savcı Marianne Ny’in talebiyle, Assange’ın, İsveç’in “hazırlık soruşturması” ile ilgili olarak (hiçbir suçlama veya iddianame olmaksızın) tutuklanması için 188 ülkeye bir Kırmızı Bülten yayınladı. Interpol, talebi kamuoyuna açıkladı. Assange, 7 Aralık’ta Londra’da polis tarafından gözaltına alındı.

Bir parça dürüstlüğe ya da siyasi sezgiye sahip biri, durumun ne olduğunu anlayabilir. ABD hükümetinin çeşitli kurumları, Amerikan siyaset kurumundaki en gözde hesap görme yöntemlerinden biri olan bir cinsel skandal tezgahlamış veya ondan yararlanmıştı. Aralık 2010’da, haber bültenleri, “gazetecilere, [Londra’daki Assange’ın] ‘tutuklanması bana sevindirici bir haber gibi geliyor’ diyen, gülümseyen ABD Savunma Bakanı Robert Gates”ten söz ediyordu.

Doğal olarak, İngiliz liberalizmi artıklarının sözcüsü Guardian’dan Marine Hyde gibi sinik, halinden memnun ahmaklar, davada gerçeklik payı olduğunda ısrar etmeyi sürdürüyor. Hyde, Cuma günü şöyle yazıyordu: “Bence, bundan, hepimiz gerçekten önemli bir ders aldık. Eğer gerçekten uzun bir süre bekler ve onları kabullenmeyi kesin olarak reddederseniz, kötü şeyler uzaklaşırlar.”

Hyde, savaşa ve emperyalizme –hiçbir zaman sonuna kadar götürmemiş oldukları– muhalefetlerini çöpe atmış olan feminist ve eski solcu unsurları temsil etmektedir. Assange davası, hali vakti yerinde radikaller tabakasının kabuklarından sıyrıldığı ve “öteki taraf”ta ilerleme sağladığı bir diğer mekanizmadır ki bu, 1990’ların başından beri yaşanmaktadır.

Assange’a yönelik saldırının İsveç’teki başlıca elebaşlarından biri, ABD’nin Afganistan’ı istilasını desteklemiş olan Sosyal Demokrat hükümetin 2000-2007 yılları arasında üyesi olan avukat ve politikacı, Claes Borgström’dü. Assange’ı suçlayanların avukatı olan Borgström, Sosyal Demokratların cinsiyet eşitliği konusundaki sözcüsü işlevi gördü. O, kadınlara karşı şiddetten tüm erkeklerin toplu olarak sorumlu olduğunu ileri sürdü ve bu cinsiyetten olanları Taliban ile kıyasladı. Borgström, şimdi, İsveç’teki Sol Parti’nin üyesi.

Nation dergisinden Katha Pollitt, 2010’da, “tecavüz söz konusu olduğunda, sol hala anlamıyor” iddiasında bulunarak, Assange’a karşı kampanyaya katıldı.

Socialist Worker, “WikiLeaks’i savun, tecavüz suçlamalarını önemsizleştirme” (Ağustos 2012) başlıklı yazıda, “Assange ve kimi destekçileri, tecavüz iddialarını ciddiye almayı reddediyor. Bizzat onun avukatları, kadınları bir ‘aşk tuzağı’ diye adlandıran komplo teorilerini onaylamışlardır… Tecavüz iddiaları asla önemsizleştirilmemeli veya bir kenara atılmamalıdır.” diye yazıyordu.

International Viewpoint, Eylül 2013’te, “Assange’ın İsveç’teki cinsel saldırı suçlamaları konusunda sorgulanması çağrısı, özünde meşrudur.” diyordu.

Geçtiğimiz birkaç yıldır, uluslararası sahte sol, Assange’ın adını hemen hemen hiç anmadı. Onlar, gerici kimlik politikası tabanlarını yatıştırmak için, Assange’ı memnuniyetle kurtlara atarlardı.

Bu “sol” ve liberal güçler, nesnel bir toplumsal rol oynuyorlar. Yeni-sömürgeci istilanın, işgalin ve savaşın gerçeklikleri hiç hoş değil. Eğer Pentagon ve CIA haydutları yalnız bırakılsalar ve Amerikan halkıyla yüzleşmeye ve faaliyetlerini herhangi bir aracı ya da yorumcu olmaksızın savunmaya zorlansaydılar, içyüzleri derhal ortaya çıkacaktı.

Vahşi emperyalist fetih ya da WikiLeaks örneğindeki siyasi zulüm sürecini “demokrasi”, “insan hakları” veya “kadın hakları” gerekçesiyle meşrulaştırmak için, New York Times ve Washington Post gibi liberal medyanın ve bir zamanlar sistemin muhalifi sayılan, artık hali vakti yerinde olan bir sürü “solcu”nun hizmetine ihtiyaç duyulmaktadır.

Tüm bu unsurları halkın gözünden düşürmek, günümüzün olmazsa olmaz siyasi-eğitsel görevidir.

David Walsh