Fransa seçimlerinin siyasi dersleri

Alex Lantier
28 Haziran 2017

Fransa’da bu ilkbaharda birbiri ardına yapılan başkanlık ve milletvekili seçimleri, Sosyalist Parti’nin (PS) dağılması, Emmanuel Macron’un devlet başkanı seçilmesi ve Ulusal Meclis’te mutlak bir çoğunluk kazanması ile sonuçlandı.

PS’li devlet başkanı François Hollande hükümetinde ekonomi bakanı olarak görev yapmış olan Macron, Berlin’in Avrupa Birliği’ni (AB) ABD emperyalizmine stratejik ve askeri bir rakip olarak inşa etme girişimini destekliyor. Avrupa emperyalizminin dışarıdaki emellerinin içerideki dayanağı, işçi sınıfına karşı amansız bir savaştır. PS’den ve burjuva sağdan yararlanan Macron yönetimi, önceki PS hükümetinin gerici iş yasası reformlarını pekiştirecek ve kalıcı bir olağanüstü hal tesis edecek bir dizi tek taraflı kararname çıkarmayı planlıyor.

Bu sonuç, Macron’un Hollande ile PS’nin kemer sıkma ve savaş politikalarına ilişkin güvensizlikten yararlanabilmesinin başlıca sorumlusu olan, sözde Fransız solunun içindeki Troçkizmden kopmuş olan tüm örgütlerin iflasının yıkıcı bir teşhiridir. Fransa’daki işçiler, geçtiğimiz çeyrek yüzyılda, bu saldırılara, 1995, 2003, 2010 ve 2016 kitlesel grevleriyle, tekrar tekrar sert biçimde tepki gösterdiler. İşçi sınıfı, 2002’de ve bu yıl, bu örgütlere milyonlarca oy verdi ama onlar hala herhangi bir alternatif geliştiremediler.

Bu örgütler, Sosyalist Parti’ye alternatif olarak işçi sınıfı içinde devrimci bir partinin inşasına yönelmediler; tersine, her defasında işçileri ona yedeklemeye çalıştılar. 2002’de, İşçi Mücadelesi (Lutte ouvrière, LO) ve Devrimci Komünist Birlik (Ligue communiste révolutionnaire, LCR), PS'nin adayı Lionel Jospin’in elenmesine ve muhafazakar Jacques Chirac ile neo-faşist Jean-Marie Le Pen arasında bir ikinci tura yol açan seçimde, birlikte 3 milyon oy almıştı. Ardından, LO ve LCR, PS’nin Chirac’a oy verme kampanyasına uydular.

LCR, PS ile gizli görüşmelerin ardından Chirac’ı desteklerken, LO, sempati duyduğu Chirac'a oy verme tavrını “anlayışla karşıladığı”nı açıklamakla birlikte, oy kullanmama çağrısı yaptı.

Onlar, tüm bu fırsatlar karşısında, kazanımlarını işçi sınıfı içinde bağımsız bir siyasi güç inşa etmek için kullanmayı reddettiler. LO'nun ve LCR'nin bunun yerine PS'ye ve Chirac'a yedeklenmesi, Le Pen’in Ulusal Cephe’sinin (FN) Fransa’daki kemer sıkma politikasına yönelik tek muhalefet gibi görülmesine fırsat sundu. Onlar, ardından, FN’nin yükselişini, 2002’deki aynı anlayışla, 2017’de Macron’a olan teslimiyeti meşrulaştırmak için kullandılar.

Başkanlık seçimlerinin son haftalarında, Mélenchon, ABD’nin Suriye’ye yönelik hava saldırılarını ve AB’nin sığınmacıların Akdeniz’de boğulmalarına izin veren politikasını eleştirmesinin ardından, anketlerdeki desteğini ikiye katlamış ve en sonunda, 7 milyon seçmenin desteğini kazanmıştı. Mélenchon, Macron ile FN'nin adayı Marine Le Pen arasındaki ikinci turda, İsyancı Fransa (La France insoumise) yandaşlarının düzenlediği, Macron’un sağcı politikalarını protesto etmek için boş veya geçersiz oy kullanılmasını destekleyen üçte ikilik bir çoğunluğa işaret eden danışma oylamasını görmezden gelerek, bir tutum belirlemeyi reddetti. O da Le Pen’e karşı Macron’a oy verecek olanları “anlayışla karşıladığı”nı vurguladı.

LO’dan LCR’ye (bugünkü Yeni Anti-Kapitalist Parti, NPA) ve kariyerine Pierre Lambert’in önceki Enternasyonalist Komünist Örgüt’ünde (Organisation communiste internationaliste, OCI) başlayan Mélenchon’a kadar, bu eğilimlerin her birinin siyasi kökenleri Troçkizm ile ilişkilerin kesilmesine uzanmaktadır. Bu kopuş, dizginsiz küçük-burjuva oportünizminde ve burjuva devlete teslimiyette ifade buldu.

OCI, 1971’de, PS’nin o yılki kuruluş hazırlıklarına katılmak için, DEUK ve Troçkizm ile ilişkilerini kesti. İşçi sınıfının siyasi bağımsızlığı uğruna mücadeleyi reddeden OCI, işçileri, mali sermayenin gerici bir partisi olan Sosyalist Parti’nin etrafında bir Sol Birlik inşa etmeye yöneltmeye çalıştı. OCI, üyelerini PS’ye gönderdi (onlardan biri olan Lionel Jospin ileride başbakan olacaktı).

1953'te DEUK ile yollarını ayırırken Troçkizmin temel ilkelerini reddetmiş olan LCR/NPA eğilimine gelince; bu eğilim, 2009’da, Troçki’ye olan tamamen sembolik ve sözel bağlılığından resmen vazgeçti. Yeni Anti-Kapitalist Parti’yi PS üyelerine açık bir “geniş sol” koalisyon partisi olarak inşa etmeyi öneren LCR, onu Troçkist olmayan bir temelde kurdu.

Mélenchon, bu çevreler içinde hüküm süren Marksizm karşıtı görüşleri belki de en kaba şekilde ifade etti. PS’nin gözden düşmesinin sosyalizmin ve solun sonu anlamına geldiğini ilan eden Mélenchon, The Era of the People [Halkın Dönemi] adlı kitabında, işçi sınıfının artık bağımsız bir siyasi rol oynamayacağını ve sosyalist devrimin yerini “yurttaş devrimi”nin alacağını yazdı. Olması durumunda, bu “yurttaş devrimi”nin ilk aşaması, Macron’ın toplumsal karşı-devrim planlarına yardım etmek olacaktı.

Nesnel olarak egemen sınıfın işçi sınıfı muhalefetini engelleme girişimlerine hizmet eden bu politika, teorik olarak, sahte Marksizmin bu siyasi partilerde önde gelen bir rol oynayan Fransız küçük-burjuva akademisyenler tabakası tarafından geliştirilmiş çeşitli biçimlerine dayanıyordu. Fransa, bu eğilimler ve onların Marksizm karşıtı teorileri için bir deneme alanı sağladı.

Devlet kapitalizmi savunucusu yazarlar Cornelius Castoriadis ile Claude Lefort’tan, post-yapısalcı Michel Foucault’ya ve eski Maocu postmodernistler Alain Badiou ile Jacques Rancière’e kadar sahte solun her bir teorik eğilimi, Marksizm karşıtı kampanyaya, kendi zehriyle katkıda bulundu. Bunlar, Jean-François Lyotard’ın 1979’daki, tarihin sonu ve “büyük anlatıların ölümü” üzerine kocakarı ilaçlarını ve Derrida’nın 1993’te Marx’ın Hayaletleri’nde Marksizmin, yerini “sahte Marksizm”e bırakmak zorunda olduğu açıklamasını içeriyordu.

Bu teoriler, belki de farkında olmadan, en iyi şekilde, 2013’te AB’nin Yunan halkına yönelik kemer sıkma saldırısı konusunda “Bizim çağdaş acizliğimiz” başlıklı bir makale yazan Badiou tarafından değerlendirildi.

Badiou, “Benim, şu anda Yunan halkını kuşatmış olan sorunların herhangi birini çözme yönünde ne kapasitem ne de niyetim var.” demiş ve şöyle eklemişti: “Dolayısıyla, benim buradaki öznelliğim, söz konusu olaylar dizisinin geniş ölçüde dışındadır. Bu konumun sınırlarını kabul edeceğim ve belki kişisel, belki haksız ama elimdeki verili bilgi göz önünde bulundurulduğunda yine de hissettiğim bir duyguyla, genel bir siyasi acizlik duygusuyla başlayacağım.”

1917 Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünde, PS çöker ve işçi sınıfının Marcon’a karşı yeni mücadeleleri ufukta belirirken, bu deneyimden dersler çıkarılması gerekiyor. Acizlikleri düşman sınıfsal çıkarlardan ve Marksizmi reddedişlerinden kaynaklanan bu güçler, yalnızca yenilgi örgütleyeceklerdir. İleriye giden tek yol, devrimci yoldur; yeniden klasik Marksizmin ve Troçkizmin geleneklerine ve devrimci Marksizmin büyük önderleri Marx'a, Engels'e, Lenin'e ve Troçki'ye dönmektir.

İşçi sınıfını Fransa’da ve uluslararası ölçekte bu programa kazanmak, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) ve onun Fransa şubesi Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Parti de l’égalité socialiste, PES) görevidir.