ABD’deki siyasi savaşın ardındakiler: Artan mali çöküş ve toplumsal huzursuzluk korkusu

24 Ağustos 2017

ABD’deki ve dünya çapındaki mali çevrelerde, ABD borsasında Donald Trump’ın seçilmesiyle hız kazanan yükselişin büyük bir çöküşe doğru yöneldiğine ilişkin kaygılar artıyor. Bu kaygılar, ABD siyaset kurumu içindeki fiili iç savaşa yön veren güçlerin altında yatan şeye aydınlatıcı bir ışık tutuyor.

Wall Street spekülatörleri ve şirket yetkilileri arasında, Dow Jones Borsası’nı ve diğer piyasa endekslerini rekor seviyelere yükseltmiş olan “Trump ticareti”nin, başkanın gitgide ekonomik bir engel haline gelmesiyle birlikte normal akışına girmiş olduğu görüşü giderek yayılıyor. İş dünyasının duyarlılığında bardağı taşıran nokta, Charlottesville’deki Nazi baskını üzerine çatışmanın ardından geldi. Trump’ın neo-Nazileri savunan açıklamaları, Amerikan emperyalizminin uluslararası çıkarlarına zarar verme ve içerideki toplumsal ve siyasal istikrarsızlığı dizginlerinden boşaltma tehlikesi yaratma olarak değerlendirildi.

Bununla birlikte, Trump’ın neden olduğu istikrarsızlığa ilişkin kaygılar, daha derin korkuları yansıtmaktadır. Amerikan egemen sınıfı, şu anda Beyaz Saray’da bulunan kişinin çok ötesine uzanan sorunlar ile karşı karşıya.

Dünyanın en büyük serbest yatırım fonu Bridgewater’ın başkanı Ray Dalio, dün yayınlanan bir yorumunda, şu anda politikanın, “muhtemelen genel olarak 1937’dekine benzer şekilde, daha önce tanık olduğumuzdan daha büyük bir rol oynamaya” başlamış olduğunu söyledi. [Ona göre,] ABD’nin siyasi anlaşmazlıkların üstesinden gelmeyi başarıp başaramayacağı, ekonomi üzerinde “klasik parasal ve mali politikalar”dan daha büyük bir etkide bulunacak.

1937’ye yapılan gönderme önemlidir. O yılın ilk yarısında ABD ekonomisinde büyük bir çöküş yaşanmıştı. Söz konusu gerileme, Büyük Bunalım’ın ortasında, 1932’de yaşanandan daha büyük bir hızla gerçekleşmiş; o yıl, aynı zamanda, otomotiv ve çelik sektörlerinde sınıf mücadelesinin patlamasına tanık olunmuştu.

Dalio, ABD’deki ekonomik ve toplumsal bölünmelerin, bu önceki dönemin devrimci çalkantılarına benzediğini yazdı. “Böylesi zamanlarda hem iç hem dış çatışmalar artar, popülizm yükselir, demokrasiler tehdit edilir ve savaş çıkabilir.” O, bunun ne kadar kötüye gideceğini söyleyemeyeceğini, fakat umutlu olmadığını ekledi. “Çatışmalar, artık, ölümüne mücadelenin, uzlaşmadan muhtemelen çok daha olası olduğu noktaya kadar şiddetlenmiş durumda.”

Marx, neredeyse 170 yıl önce, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri adlı eserinde, sınıf mücadelesinin patlamasının, egemen sınıfın yönettiği ekonomik sistemin yaşayabilirliğine ilişkin güveni tartışmaya açtığı için, mali sistem üzerinde büyük bir etkisi olduğunu belirtmişti.

Dalio, yorumunda, ortalama rakamlara bakıldığında, “ABD ekonomisinin iyi gittiği sonucuna varılabilir ama bu ortalamaları oluşturan rakamlara göz atıldığında, servet ve gelir uçurumunun 1930’lardan bu yana en büyük seviyede olmasıyla birlikte, bazılarının işlerinin olağanüstü biçimde iyi, diğerlerinin ise çok kötü gittiği ortada.”

Dalio ve başkaları, artan toplumsal ve siyasal bölünmeyi “popülizm” açısından ifade ediyorlar ama onların asıl korkusu, açık sınıf çatışmasının ortaya çıkmasıdır. “Amerikalıların çoğunluğu,” diye yazıyor Dalio, “önderliğimiz ve ülkemizin gidişatı konusunda şiddetli ve uzlaşmaz bir şekilde anlaşmazlık içinde görünüyor” ve “onlar, anlaşmazlıkların ortak ilkeler temelinde nasıl verimli bir şekilde çalışarak aşılacağını çözmeye çalışmaktan çok, inandıkları şey için mücadele etme eğilimindeler.”

Başka bir ifadeyle, tarihsel olarak bir tür siyasi tutkal işlevi görmüş olan “Amerikan rüyası” ve “ekonomik fırsatlar ülkesi” Amerika biçimindeki her derde deva düşünceler paramparça olmuş durumda. Egemen sınıfı dehşete düşüren şey, tüm işaretlerin, dünya merkez bankalarının 2008’deki mali krizden bu yana yaratmış olduğu mali balonun bir patlamaya yaklaştığını gösterdiği koşullarda, işçi sınıfının müdahale etmesidir.

Mali piyasaların dokuz yıl önce tamamen dağılması, ancak küresel mali sisteme trilyonlarca dolar akıtılmasıyla engellenmişti. Tek başına ABD Merkez Bankası (Fed), piyasalara 4 trilyon dolardan fazla para akıttı. Ancak bu önlemlerin başlıca etkisi, “reel” ekonomide önemli bir toparlanmayı canlandırmak değil (ABD’deki ve diğer büyük ekonomilerdeki yatırım oranları tarihi düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor), bir mali piyasa büyümesine yardımcı olmak oldu.

Spekülatif çılgınlığın en son ifadesi, ne olduğu belirsiz para birimi Bitcoin’in yükselişidir. İnternet ticaretinde kullanılan bu para birimi, 2.000 dolarlık bir seviyeye ulaşması 3.000 günden uzun sürdükten sonra, sadece 85 gün içinde 2.000 dolardan 4.000 doların üstüne çıktı. Bitcoin’in toplam piyasa değeri, Goldman Sachs’ın dahil olduğu büyük yatırımcılar devreye girdiği için, 140 milyar dolara ulaştı.

Bu, hemen hemen bütün finansal varlıklar içinde gelişen balonların yalnızca bir ifadesidir.

Fed ve diğer merkez bankaları tarafından aşırı ucuz para sağlanmasıyla birlikte, şirketlerin hisse senedi değerlerini koruyabilmede kullandıkları başlıca mekanizmalardan biri, hisse senedi geri satın alımlarını örgütlemeye yönelik borçlanma fonlarını kullanmaktır. Ancak bu süreç, zaten aşırı borçlanmış şirketler kendi hisse senedi değerlerini ayakta tutmak için daha fazla borç alamadığı için, sınırına ulaşıyor.

Financial Times’ın dün yayınlanan bir yazıda belirttiği gibi, uzun vadeli tarihi değer biçmelere dayalı ABD hisse senetleri, “1929 büyük çöküşünden ve 2000’deki dotcom [internet şirketleri] balonunun patlamasından önceki aylardakinde olduğundan daha pahalı görünüyor.”

Para, bir zamanlar “normal” olduğu düşünülen koşullar altında, yüksek oranlarda kazançtan yarar sağlamak için tahvil piyasalarına yönelirdi. Ne var ki tahvil piyasaları da fiyat ile ters bir ilişki içinde hareket eden faiz oranlarının rekor düzeyde düşük seviyelerde olması nedeniyle tarihi doruklarda işlem gören bir balonun içindedir.

2008’de, Amerikan egemen sınıfı, mali çöküşe, siyasi ve ekonomik mekanizmalar aracılığıyla karşılık vermişti. Onlar, bir yandan, “umudun cesareti” ve “inanabileceğin değişim” ilan ettikleri Obama’yı, sendika bürokrasisinin ve onun seçilmesini “dönüştürücü” bir uğrak olarak göklere çıkaran çeşitli ayrıcalıklı orta sınıf örgütlerinin desteğiyle ABD başkanlığına getirdiler.

Diğer yandan ise, bir spekülasyon alemini finanse etmek ve işçi sınıfından zenginlere geniş çaplı bir servet aktarımını örgütlemek için, mali sisteme, ekonomi tarihindeki en büyük para akışına giriştiler. Bu önlemler, çelişkileri çözmek şöyle dursun, onları daha yüksek bir seviyede yeniden üretmiş durumda.

Egemen sınıf, sınıfsal çatışmanın büyümesinden dehşete kapılsa da, kaçınılmaz olarak toplumsal patlamalara doğru ilerleyen koşulların üzerine gidecek hiçbir önlem sunamamaktadır. Trump parlamento dışı aşırı sağcı bir hareket geliştirme politikası izlerken, onun egemen sınıf içindeki muhalifleri, onun yönetimini, daha da sıkı bir şekilde ordunun ve mali seçkinlerin yönetimi altına almak için yeniden düzenlemeye çalışıyor.

Yeni bir ekonomik ve siyasi sarsıntı dönemi ortaya çıkıyor ve işçi sınıfının, buna, kapitalist kar sisteminin tarihsel krizini kendi çıkarları doğrultusunda çözmek üzere enternasyonalist ve sosyalist bir programa dayalı devrimci bir önderlik inşa ederek hazırlanması gerekiyor.

Nick Beams