Yunanistan’daki orman yangını felaketinin toplumsal ve siyasal arka planı

Katerina Selin
3 Ağustos 2018

Yangınların Pazartesi günü başlamasından beri, Yunanistan’ın Mati kasabasındaki ölü sayısı her saat arttı. Aralarında küçük çocuklarla birlikte çok sayıda ailenin olduğu en az 83 insan, Atina’nın sadece birkaç kilometre doğusunda bulunan Doğu Attika’daki orman yangınlarında öldü. Birçok kişi hala kayıp. Gönüllüler ve itfaiye örgütünden arama ekipleri, hala kayıp olanları bulmak için eski sahil beldesi Mati’deki ve deniz kenarındaki kalıntıları tarıyorlar.

Attika bölgesinde kimi küçük yangınlar yeniden başlasa da, bunlar söndürülebildi. Yangın felaketinden günler sonra, yaklaşık 4.500 hektarlık bir alana aşırı hızla yayılan yangınların tam boyutu görünür hale geldi. Her ne kadar Yunanistan geçmişte birçok yıkıcı yangın geçirmiş olsa da, bu kadar kısa bir sürede ve bu kadar küçük bir alanda böylesine yüksek sayıda bir kayıp, ülkenin yakın tarihinde -2007’deki orman yangınlarında bile- yaşanmamıştı.

Yurttaşları Koruma Bakanı Yardımcısı Nikos Toskas, Perşembe akşamı düzenlenen bir basın toplantısında, yangınların “suç faaliyeti” eliyle başlatıldığına ilişkin “ciddi kanıtlar” olduğunu söyledi. Bunlar, hem bir ya da birden çok şüpheli hakkındaki tanıklıkları hem de yangının başlangıç noktası olabilecek bir yol kenarındaki bir miktar ateş bulgusunu içeriyordu. Soruşturma hala devam ediyor.

Kundaklamanın gerekçelerine ve nedenlerine ilişkin hiçbir açıklama yapılmazken, birçok gözlemci arazi spekülasyonundan kuşkulanıyor. Yunanistan’ın emlak satışlarının büyük karlar vaat ettiği bölgelerinde, ormanlar, sonradan yanmış eski orman arazilerine yasadışı inşaat yapmak için, tekrar tekrar yakılıyor. Bu canice faaliyet yıllardır yapılabiliyor, çünkü politikacılar ve yetkililer buna karşı hiçbir işlem yapmıyor; tersine, orman arazisinin yapı alanı olarak kullanılmasını geriye dönük olarak yasallaştırıyorlar. Yunanistan’ın ulusal orman kaydının olmaması ve arazinin mülkiyetinin sıklıkla belirsiz olması, emlak mafyasının ekmeğine yağ sürüyor. Syriza hükümeti de bu koşulları değiştirmedi. Yangın yoluyla yapılan bu iş, Syriza’nın her türlü fırsatı sunarak yaltaklandığı birçok özel yatırımcıya yer açıyor.

Mati, Yunanistan’ın diğer tatil yerlerinde olduğu gibi, onlarca yıldır mantıksız bir emlak politikasına tabi tutuluyor. Şimdi önemli bir kısmı yanmış olan birçok ev yasal gri alanda bulunuyor ve güvenlik ve yangın düzenlemelerine uymuyor. Politikacılar, daha sonra genellikle fahiş fiyatlara yeniden satılan bu mülklerin yasallaşmasını sonradan mümkün kılmak için yasadışı mülklerin sahiplerine çok düşük para cezaları uygulayarak, bu inşaat faaliyetlerini yıllardır teşvik ediyorlar.

Mati’nin bulunduğu Maraton belediyesinin, hükümetten yanmış bölgeyi yeniden ağaçlandırmasını istememesi tesadüf değildir. Aksi takdirde, bazıları yasal statüye sahip olmayan yanmış evler yeniden inşa edilemezler. Yerel önderlerin, bölgeye yasal bir yerleşim yeri olarak izin verilmesi için bastırıyor olmasının nedeni budur.

Mati’deki düzensiz kentsel yapılanma, insanların zamanında kaçamamasının başlıca nedenlerinden biriydi. Bu, Atina Üniversitesi’nden yerbilimcilerin ilk analizinin vardığı sonuçtu. Birçok çıkmazın olduğu dar yollar ve herhangi bir dönüş olanağının bulunmadığı konut blokları, kaçışı engellemişti. Kayalık yamaçlar ve kıyıya inşa edilmiş evler, denize ve güvenli noktalara erişimi kapatmıştı. Hayatta kalanlar, insanların “tuzağa düşmüş fareler gibi” yandığını söylüyordu.

Sahte sol Syriza (Radikal Sol Koalisyon) hükümeti, felaketin boyutunun Yunanistan’daki toplumsal koşullarda kökleri olabileceğine ilişkin her türlü eleştiriyi, hatta sessiz varsayımları şiddetle reddediyor ve suçlular hakkındaki soruların “ölülere saygı” adına belirsiz bir geleceğe ertelenmesini istiyor. Resmi hikayeye göre, trajedi, yangının yıkıcı hızı nedeniyle durdurulamamış. Devlet yetkililerinin, daha büyük bir felaketi önlemek için ellerinden geleni yaptığı iddia ediliyor.

Orman yangınlarının kaçınılmaz bir doğal olgu olarak tanımlanması, olayların siyasal ve toplumsal arka planını örtbas etmeye hizmet etmektedir.

Avrupa Birliği’nin (AB) emrettiği on yıllık kemer sıkma, Yunanistan genelinde temel kamu hizmetlerinin tam çöküşüne yol açmıştır. Tüm Yunan hükümetleri, alacaklıların (Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu) talep ettiği acımasız kemer sıkma önlemlerini uygulamıştır. Toplu işten çıkarmalar, ücret kesintileri ve çalışma koşullarının ve tesislerin durumunun kötüleşmesi, kamu sektörünü özellikle etkilemiştir. Yerel makamlardan itfaiye merkezlerine ve hastanelere kadar, bir yangın felaketi durumunda yaşamsal olan tüm alanlar, yıllardır kesintilerle karşılaşıyor.

Bu, itfaiye örgütünü de etkilemiştir. Yunanistan itfaiyesi, 2009’da ekonomik krizin başlamasından önce, yıllık 452 milyon avro bütçeye sahipti. 2017’ye gelindiğinde, bu, yüzde 20’den fazla kesilerek 354 milyon avroya indirilmişti. Medya haberleri, koruyucu giysi yokluğunu, arızalı solunum cihazlarını ve ömrünü doldurmuş ve sıklıkla kullanılamaz durumdaki itfaiye araçlarını ve yangın söndürme uçaklarını bildiriyor.

2014’te, sağcı Yeni Demokrasi hükümeti altında, Ulusal Savunma Bakanlığı, devletin itfaiye örgütü çalışanlarının sayısını yüzde 30 azalttı. Aynı yıl, gönüllü itfaiye ekiplerinin kullanılmasını sert biçimde sınırlayan bir değişiklik kabul edildi.

Gönüllü İtfaiye Örgütleri Derneği’nin (Esapa) başındaki Nikos Saçinidis, bu konuda, Frankfurter Allgemeine Zeitung’a, “O zamandan beri yangınları söndüremiyoruz. Bu, profesyonel itfaiye ekipleriyle sınırlandırıldı.” diyordu. Onlar, acil bir durumda, gönüllü itfaiye hizmeti desteği talep etmek isteyip istemediklerine karar verebiliyorlar. Saçinidis’e göre, yapılan değişiklik, kendi gönüllü derneği daha fazla yerel gruba sahipken, profesyonel itfaiye ekibi ülke genelinde sadece 270 dolayında merkeze sahip olduğu için, bir yangın olayına müdahale etmeyi geciktiriyor. Saçinidis, Esapa’nın gücünün sınırlandırılmamış olması durumunda, orman yangınlarına çok daha hızlı bir şekilde müdahale edilebilecek olduğunu söyledi: “Yangının şiddetlendiği bölgeyi biliyorum. Orada gönüllülerimiz vardı. Yangını hızla söndürebilirlerdi.” Ne var ki, son yıllarda Esapa’nın donanımı ve üyeleri, yasal durum nedeniyle sert biçimde azaltılmıştı.

Girit Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Enstitüsü’nde doğal afetler profesörü olan Kostas Sinolakis, modern uyarı sistemlerinin ve teknolojilerinin de kullanılmadığını belirtti. Sinolakis, Ekathimerini’de yayınlanan yorumunda, sivil savunma planlaması yokluğunu şöyle betimliyordu: “Yunanistan, sivil savunma tatbikatlarını sadece birkaç bölgede gerçekleştiriyor. Ne yüksek riskli bölgeleri ve olası kaçış yollarını gösteren haritalar ne de insanları yaşadıkları yerdeki riskler hakkında eğitme yönünde herhangi bir kamuoyu kampanyası var.

“Son olaylar, Sivil Savunma Kurumu’nun komuta merkezinin ve bölgedeki belediyelerin, modern teknolojinin yoğun nüfuslu orman alanlarının tahliyesini planlamaya sağladığı olanaklar hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını gösterdi. Eğer bölgede birkaç simülasyon gerçekleştirilmiş olsaydı, çok daha az kayıp olurdu, çünkü o zaman, yetkililer tahliye güçlükleri hakkında daha iyi fikre sahip olur ve bölge sakinlerini de bu konuda aynı şekilde bilgilendirebilirlerdi.”

Elektriğin ve su akışının hızla kesildiği ve tamir edilemediği gerçeği de, kemer sıkma ile bağlantılıdır. Elektrik direkleri tahtadan yapılmış (yanmış olanların yerine sonradan yine tahta direkler geçirilmiş) ve tüm enerji nakil hatları şebekesi yerüstünde. DEI enerji kuruluşunun başkanı Konstantinos Maniatis, ERT sağlık hizmeti şirketine, “[kemer sıkma] memorandum[u] ve ciddi ekonomik sorunlar” nedeniyle, yeraltı enerji hatları maliyetinin çok yüksek olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.

Hükümetin ve muhalefetin, felaketteki sorumluluklarını örtme ve sayısız gönüllü yardımcının kahramanca özverisini hatırlatma yönündeki ikiyüzlü girişimleri, birçok insanı ikna etmiyor. Yerel halk içinde, keder ve çaresizlik, sosyal medyadaki çok sayıda yorumda ve Doğu Attika’dan gelen haberlerde dışavurulduğu gibi, giderek öfkeye dönüşüyor.

Savunma Bakanı ve aşırı sağcı koalisyon ortağı ANEL’in (Bağımsız Yunanlılar) başındaki Panos Kammenos dün [27 Temmuz] liman kenti Rafina’nın belediye başkanı ve birkaç asker ile birlikte Mati’yi ziyaret ettiğinde, bölge sakinlerinden gelen bir öfke dalgası ile karşılaştı. Ağlayan, öfkeli bir kadın Kammenos’un karşısına çıktı ve şunları söyledi: “Neden kimse bizi uyarmadı? İtfaiye neden gelmedi? Cevap yok. Bizi öylece kaderimize terk ettiniz. Yangını gördük ve kendimizi kurtarmak için sadece iki saniyemiz vardı. İnsanlar boşu boşuna öldüler.”

Başka bir yerde, Kammenos, bunun sadece Syriza’nın ve ANEL’in sorumluluğu olmadığını, geçtiğimiz on yılların politikalarının ürünü olduğunu söyleyen kızgın bir adamla ağız dalaşına girdi. Bakan, çaresiz durumdaki insanlara sert biçimde tepki gösterdi ve onlarla küçümseyici bir şekilde konuştu. Kammenos, ziyaretinin sonunda, BBC’ye kısa bir açıklama yaptı ve felaketten bölge sakinlerini sorumlu tutma amacıyla, Mati’de birçoğu yasadışı olarak inşa edilmiş evlere dikkat çekti.

Gerçekte ise, sorumlular, Yunanistan toplumunu son yıllarda yağmalayıp mahveden ve sanık sandalyesinde olması gereken suçlular olan hem AB, Syriza ve tüm eski hükümet partileri hem de büyük şirketler ve bankalardır.