ABD’nin ticaret savaşı önlemleri Türkiye ekonomisini boğarken lira dibe vuruyor

Alex Lantier ve Halil Çelik
14 Ağustos 2018

Dün, ABD Başkanı Donald Trump Türkiye’nin ABD’ye ihracatını yüksek gümrük vergileri ile engelleyerek Türkiye ekonomisini boğma tehdidinde bulunurken, Türk Lirası ABD doları karşısında yüzde 16,2 değer kaybetti.

Trump, Twitter’da, şunları yazdı: “Türk lirası, çok güçlü dolarımız karşısında hızla düşerken Türkiye'den gelen çelik ve alüminyum üzerindeki gümrük vergilerinin ikiye katlanmasına onay verdim! Alüminyumda bu oran artık yüzde 20, çelikte de yüzde 50. Türkiye ile ilişkilerimiz bu dönemde iyi değil!”

Liranın düşüşü ve ABD pazarlarının Türkiye’nin metal ihracatına kapatılması, Türkiye’de işten çıkarmalara yol açma ve ekonominin yıkma uğraması tehdidi oluşturuyor. Türkiye, en büyük çelik ihracatı pazarı olan ABD’ye, 2017’de 1,5 milyon ton çelik satmıştı. ABD dolarının iki Türk lirasından daha aza işlem gördüğü dönemde, Türkiye’nin dış borcunun büyük kısmı azalmıştı. Şimdi, bir dolar 6,62 liradan işlem gördüğü için, Türkiye’nin yaklaşık 453 milyar dolarlık olağanüstü dış borcunu oluşturan ithalatının lira üzerinden maliyeti patlama yapmış durumda.

Avro ve büyük borsalar, Türkiye’de başlayan yeni bir mali çöküş olasılığı korkusu karşısında düşüş kaydetti. Avrupa Merkez Bankası, Türkiye’nin borcunun etkisine ciddi biçimde açık kaldıklarını söyleyen ve aralarında İspanya’nın BBVA, İtalya’nın UniCredit ve Fransa’nın BNP Paribas bankalarının bulunduğu büyük Avrupa bankalarını izliyor. İspanyol, Fransız ve İtalyan bankaları, Türkiye’ye, sırasıyla, 83,3 milyar, 38,4 milyar ve 17 milyar dolar kredi vermiş durumda.

Liranın çöküşü, onu dünyadaki en kötü performansı gösteren para birimi haline gelecek şekilde hız kazanırken, Türkiye’nin Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yardım için yüzünü Rusya’ya ve Çin’e döndü. Erdoğan, Çarşamba günü, Türkiye’nin, “panda tahvilleri” çıkartacağını; yani “finansman kaynaklarını çeşitlendirmek için” ABD doları yerine Çin yuanı borçlanacağını açıkladı.

Erdoğan, dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i aradı. Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, “Vladimir Putin ile Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Durum ve iki ülke arasındaki karşılıklı olarak yararlı ticari ve ekonomik işbirliğinin daha fazla gelişme olasılıkları ele alındı.” Kremlin, iki devlet başkanının, “başta enerji sektörü başta olmak üzere,” olası “ortak stratejik projeler”i kapsayan çeşitli konularda, “olumlu değerlendirmeler” yaptığını söyledi.

ABD-Türkiye ilişkileri çökerken, Trump, Ankara’yı işçi sınıfına yönelik saldırılarını arttırmaya ve dış politikada ABD emperyalizminin taleplerine bütünüyle tabi olmaya zorlamak için ticaret savaşı önlemlerine başvuruyor. Trump’ın Twitter’daki mesajı, onun gümrük vergisi tehditlerinin, ABD ile Türkiye arasında, özellikle dış politika konusunda patlak veren çok sayıda anlaşmazlığa yönelik bir ekonomik misilleme olduğunu açıkça ortaya koydu.

Erdoğan ise, önlemleri “Türkiye’ye karşı ekonomik savaş” olarak suçladı ve “Dolar molar bizim yollarımızı kesmez. Yastığının altında doları, avrosu, altını olan varsa gitsin bunları Türk Lirası ile bankalarımızda bozdursun.” dedi. O, liranın düşüşüne karşı bir “milli ve yerli mücadele” sözü verdi ve ekledi: “Şunu unutmayın, onların dolarları varsa bizim de halkımız, hakkımız, Allah'ımız var.”

Erdoğan, bir emperyalizm karşıtı numarası yaparken, çaresizce, Washington ile bir anlaşmaya varmaya çalışıyor. Türkiye Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Erdoğan’ın, “Başkan Trump’tan görüşme masasına geri dönmesini” ve “NATO müttefikleri arasındaki belirsizliği... diyalog yoluyla” sona erdirmesini “rica edeceğini” söyledi.

Erdoğan yönetimi, aynı zamanda, büyük Avrupa ve ABD bankalarını işçiler zararına yatıştırmaya çalışıyor. Dün, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, izlenecek politika konusunda, bütçede kesinti, faiz oranlarını arttırma, “yapısal reformlar” uygulama ve Türk maliyesini istikrara kavuşturmak ve yabancı yatırımcılara ödemek için para sağlama sözü veren bir konuşma yaptı.

Ne var ki, dünya genelindeki finans yorumcuları, Albayrak’ın sunumunu ciddiye almadılar ve Erdoğan’ın kemer sıkma uygulamasında daha ileri gitmesini talep ettiler.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın eski başkanı olan ve şu anda Pennsylvania Üniversitesi’nde finans dersi veren Bülent Gültekin, Financial Times’a, “ekonomik politikanın nasıl planlandığı ya da yürütüldüğü ve bundan kimin sorumlu olduğu” belli olmadığı için, bankaların hala daha fazla güvenceye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Gültekin, Türkiye’de daha fazla kemer sıkma çağrısında bulundu ve şunları söyledi: “sorunların farkında oldukları ve onlar hakkında bir şeyler yapmaya çalıştıkları konusunda güven vermek için bir uyum programı gerekiyor. Piyasalar, bu sinyalleri henüz almadıkları için gergin.”

Brown Brothers Harriman & Company’den bir stratejist olan Win Thin ise “Bu işin sonu iyiye gitmiyor. Bu gidişle, piyasaların, ekonomide sert bir düşüşe, şirketlerin döviz borcu yükümlülüklerini yerine getirememesine ve olası banka iflaslarına hazırlanması gerek.” dedi.

Hepsinden önemlisi, Trump, Avrasya’da ABD’nin jeostratejik egemenliğini ileri sürme yönündeki daha kapsamlı planın parçası olarak Suriye’de savaş yürütür, İran nükleer anlaşmasını iptal eder ve onunla savaşa hazırlanırken, Türk hükümetini ABD’nin dış politikası ile aynı çizgiye çekmeye çalışıyor. ABD’nin İran’a yaptırım yönelimi ve Rusya ile Çin’i hedef alması, Washington’ı Ankara ile açık çatışmaya sürüklemiş durumda.

Washington, son günlerde, yalnızca İran’a değil ama Rusya’ya da yaptırım uyguladı. Hem İran hem de Rusya, ABD’nin Suriye’de rejim değişikliği gerçekleştirmeye ve Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmeye yönelik vekil savaşına karşı çıkmak için müdahale etmişti. Washington, İran’ın batı komşusu Türkiye’ye gümrük vergileri uygulama tehdidinde bulunurken, aynı zamanda, İran’ın doğu komşusu olan ve Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” Avrasya altyapı planlarında merkezi bir rol oynayan Pakistan’a verilecek IMF kredilerini veto etmekle tehdit ediyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “IMF’nin aldığı dolarların… Çin tahvil sahiplerini ya da bizzat Çin’i kurtarmaya gitmesinin hiçbir mantığı yok” dedi.

Bunun yanı sıra, Ankara ile Washington arasında, Türkiye’nin ABD’li Papaz Andrew Brunson’u tutuklaması üzerine şiddetli bir kavga patlak verdi. Ankara, Brunson’u, 2016’da ABD’nin ve Almanya’nın desteğiyle Erdoğan’a karşı düzenlenen başarısız askeri darbeye bulaşmakla suçluyor. Çarşamba günü, onun durumu üzerine yapılan ABD-Türkiye görüşmeleri resmen çökmüş ve ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı John Sullivan, açıkça, Ankara’ya Brunson’u bir hafta içinde serbest bırakma emri vermişti.

Toplumsal Adalet ve Yardımlaşma Derneği’nden Türk avukatlar da, NATO’nun İncirlik hava üssünün geçici olarak kapatılması ve darbeye katıldıklarını iddia ettikleri 7 ABD’li subayın kovuşturulması için bir dilekçe verdi.

Bu süreçte, hangi kapsamlı jeostratejik hesapların Washington’ı ve Berlin’i Erdoğan’a karşı 2016’daki darbeyi desteklemeye ittiği her zamankinden daha açık hale geliyor. Türkiye’nin, NATO’daki müttefikleriyle, Suriye’deki Kürt milisleri desteklemeleri dahil olmak üzere bir dizi sorun üzerine artan anlaşmazlıklarının ortasında Rusya ve Çin ile daha sıkı ilişkilere doğru yönelmesi, NATO güçleri ve özellikle de Washington için kesinlikle kabul edilemezdir.

Financial Times, 8 Ağustos’taki bir köşe yazısında, “Türkiye, Avrasya’ya yöneliyor ve bundan yararlananlar, Amerika ile Avrupa zararına, Rusya ile Çin olacak.” diye yakındı.

Yazı şöyle devam ediyordu: “NATO müttefiki olsun ya da olmasın, Türkiye, … şimdiden, Ortadoğu’da, Rusya ve İran ile birlikte yeni bir üç ayaklı gücün üçüncü ayağıdır. Türkler, ABD destekli Suriyeli Kürt güçlerinin topraklarını Türkiye içindeki Kürt ayaklanmasının yeniden alevlenmesi ile bağlantılı bir özyönetim biçiminde birleştirmesini, yalnızca, hava kuvvetleri Suriye iç savaşındaki gidişatı tersine çeviren Rusya’nın yeşil ışık yakmasıyla engelleyebildiler.” Yazı, ayrıca, şu uyarıda bulundu: “ Çin hükümetinin, Ankara’yı, örneğin, Pakistan ve İran ile birlikte, “Kuşak ve Yol” girişimine bağlamaya çalıştığını görmek zor değil.”

Trump, Washington’ın, Türkiye’nin Ortadoğu’daki ABD savaş politikasından herhangi bir sapmasını hoş görmeyeceğini, İran yaptırımları konusunda açıkça ortaya koyuyor. ABD Başkanı, Ankara’yı hedef alarak, gerçekte, İran’ın ticaret ortaklarına yönelik Twitter üzerinden yaptığı “İran ile iş yapanlar, Amerika Birleşik Devletleri ile iş yapamayacak.” tehdidi doğrultusunda davranacak görünüyor.

Ancak Ankara, İran’a yönelik ekonomik yaptırımların yeniden uygulamaya konmasını reddetmiş durumda. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz hafta, “Açık bir şekilde Amerika’nın İran aleyhindeki ambargoları uygulamayacağımızı ilan ettik” diye konuştu.

Ankara, 2016 yılına kadar geçerli bir anlaşma temelinde, İran’dan, yılda 9,5 milyar metre küp doğalgaz satın alıyor ki Türkiye’nin elektrik üretiminin önemli bir kısmı buna bağlı. Enerji Bakanı Fatih Dönmez, “vatandaşlarımızı soğukta bırakma veya elektriksiz karanlıkta bırakma gibi bir durum söz konusu olamayacağına göre, … bu ticaretimiz sürecek." dedi.