Türkiye Suriye’de ABD destekli harekatını başlattı

Alex Lantier
11 Ekim 2019

Pazar günü Washington’ın önceden NATO’nun Suriye savaşındaki başlıca vekil gücü olan Kürt milliyetçisi milislere yönelik korumasını çekmesinin ardından, Türk güçleri Çarşamba günü Türkiye-Suriye sınırını geçerek saldırılarını başlattılar. Öğleden sonra, hava akınları ve topçu bombardımanları Tel Abyad’dan Resulayn’a kadar uzanan yaklaşık 100 kilometrelik sınır boyunca askeri ve sivil hedefleri vurdu. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, kuzey Suriye’ye yönelik istilanın ilk gününde 181 hedefi vurmuş olduğunu açıkladı.

Türk savaş uçakları ve ağır bombardıman askeri tesisleri, kentleri ve kuzey Suriye’deki yüz binlerce insana su sağlayan stratejik Bouzra barajı çevresini vurdukça, sivil kayıplara ve sivil tesislerin zarar gördüğüne ilişkin haberler arttı. Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) göre Resulayn’ın batısındaki Misharrafa köyüne yapılan bir hava saldırısında iki sivil öldü, iki kişi de yaralandı. Kamışlı’daki Sikarkah köyündeki sivil evlerde de ağır hasar oluştu.

Sahadaki CNN muhabirleri, Türkiye’nin topçu ateşinden kaçmaya çalışan sivillerin dehşet anlarını aktardı: “Şu anda bir kaos ortamı gelişiyor; yollar kaçan ailelerle dolu, motosikletlere 5-6 kişi binmiş, arabalara döşekler bağlanmış. Yanıyor gibi görünen en az bir alandan duman yükseldiği görülebiliyor. İnsanlar nereye gideceklerini, bu gece nerede uyuyacaklarını ya da Türkiye’nin bu harekatından ne bekleyebileceklerini bilmiyorlar.”

Bu hafta sonuna kadar ABD ve Avrupa özel kuvvetleri sıkı işbirliği içinde çalışmış olan Kürtlerin önderliğindeki SDG milisleri, “sınırı geçmelerini engellemek için Türklerle çatışmaya girme” ve “Türkiye’nin saldırganlığına karşı tüm olanaklarını kullanma” açıklaması yaptı. Haberlere göre SDG, Türkiye’nin istilasını püskürtmeye çalışmak için kuzeydoğu Suriye bölgesi genelindeki kuvvetlerini hızla sınıra ilerlemeye çağırıyor.

Ancak dün akşam saatlerinde, Türk Milli Savunma Bakanlığı, ilk topçu atışlarından sonra, kuvvetlerinin Suriye’de SDG’nin elindeki bölgeleri istila ettiğini Twitter’daki şu mesajıyla doğruladı: “Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve Suriye Millî Ordusu, Barış Pınarı Harekâtı kapsamında Fırat’ın doğusuna kara harekâtına başladı.”

Türkiye’nin giriştiği kanlı saldırının başlıca sorumluluğu, 1991’deki Körfez Savaşı’ndan beri 2011’de Suriye’de başlatılan rejim değişikliği savaşı dahil onlarca yıldır savaş yürüten Washington’a ve onun Avrupalı emperyalist müttefiklerine aittir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a saldırı için yeşil ışık yakarak NATO’nun Kürt vekillerine ihanet eden Trump, bu harekatın sonuçlarının doğrudan sorumluluğunu taşımaktadır. Bununla birlikte, ABD’deki ve Avrupa’daki tüm siyaset kurumu, Trump’ın Pazar günü Erdoğan’la telefon görüşmesinin ardından Kürt milisleri korumaktan vazgeçmesiyle başlayan saldırıya doğrudan bulaşmıştır. Avrupalı ve Amerikalı egemen seçkinlerin kendileri ile bu istila arasına mesafe koyma girişimleri ikiyüzlülük kokmaktadır.

Dün Avrupa genelinde Türk harekatını eleştiren açıklama yağmuruna tanık olundu. Britanya Başbakanı Boris Johnson’ın Trump’ı aramasının ardından, Londra bir açıklama yaptı ve “Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’yi istilasından ve bölgede bir insani felaket riskinden ciddi kaygı” duyduğunu belirtti. Erdoğan ile görüşmek üzere Türkiye’ye giden NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise, Türkiye’yi “itidalli davranmaya” çağırdı.

Belki de en tiksindirici açıklama, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’dan geldi. Le Drian, Fransız devletinin yargısız infaz programında merkezi rol oynamasına ve Mısır’ın kanlı diktatörü General Abdülfettah El Sisi ile yakınlığına rağmen, Türk ordusunun kan dökmesine ahlaken çok öfkeleneceğini iddia etti. Bakan, Twitter’da, “Türkiye’nin Suriye’deki tek taraflı başlattığı harekatını kınıyorum,” diye yazdı ve bunun NATO güçlerinin Suriye’deki terör örgütlerine karşı “güvenlik ve insani çabalarını” tehdit ettiğini ekledi.

Fransa’nın Avrupa İşleri Bakanı Amélie de Montchalin, dün gece, Almanya, Britanya ve Fransa’nın, “bildirilen gelişmeyi güçlü ve kesin bir şekilde kınadığımızı son derece netleştirecek” bir ortak açıklama hazırladığını söyledi. Üç ülke ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni kapalı bir ortak toplantıya çağırıyor.

Bu açıklamalar ikiyüzlülük kokmaktadır. NATO’nun Suriye’deki sekiz yıllık vekil savaşının “insani çabalar” ile hiçbir ilişkisi olmadığı gibi, Türkiye’nin saldırısına yönelik politikalarını belirlerken “bildirilen gelişmeyi” dayanmalarına da ihtiyaçları yoktur. Çünkü bu ülkeler, NATO’nun Suriye’deki Kürt “müttefiklerine” karşı kanlı saldırısına giriştiği sırada Türk hükümetiyle sıkı işbirliği içinde çalışıyordu.

Dün öğleden sonra, Türkiye’de, ABD, Rusya, Almanya, Britanya, Fransa, İtalya ve BM elçileri, yaklaşan saldırı hakkında bilgilendirilmek üzere Türk Dışişleri Bakanlığı’na gitmişlerdi.

Harekat, bu bilgilendirme toplantısından sonra, yerel saatle 16’da, Erdoğan’ın Twitter’dan yaptığı şu açıklamayla başladı: “Türk Silahlı Kuvvetleri'miz Suriye Milli Ordusu'yla birlikte Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekatı'nı başlatmıştır. Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir. … Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruyacak, tüm bölge halkını terörün pençesinden kurtaracağız.”

Erdoğan ile görüşmek üzere bugün Başbakan Giuseppe Conte ile görüştüğü İtalya’dan Türkiye’ye gelen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg istilayı onayladı. Türkiye’nin Suriye’de “meşru güvenlik kaygıları” olduğunu söyleyen Stoltenberg, “Kuzey Suriye’deki herhangi bir harekatın orantılı ve ölçülü olacağına eminim,” dedi.

Uluslararası ölçekte Türk konsoloslukları dışında protesto çağrılarının yayılmasının ve Türkiye’nin Suriye’yi istila etmesine karşı artan itirazların ortasında, ABD’li üst düzey yetkililer kendileri ile harekat arasına mesafe koymaya çalıştılar. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’nin saldırısında ABD’nin sorumluluğunu inkar etti. “ABD Türkiye’ye yeşil ışık yakmadı,” diye yalan söyleyen Pompeo, aynı zamanda Stoltenberg’in iddiasını yineledi ve Kürtlerin bombalanmasını gerekçelendirmek için Ankara’nın “meşru bir güvenlik kaygısı” olduğunu söyledi.

Trump’ın Suriye’deki Kürt milislere yönelik güvenlik garantilerinden vazgeçme ve Türkiye’nin Suriye’yi istilasına yeşil ışık yakma kararının yıkıcı sonuçları olduğu kanıtlanıyor. Fakat bu, birbirini izleyen ABD hükümetlerinin yürüttüğü onlarca yıllık savaşların son ürünüdür. Bu hükümetlere, Trump’ın Demokrat muhalifleri ve Avrupalı emperyalist müttefikleri de dahildir. Irak’taki 1991 Körfez Savaşı ve NATO’nun 2001’de Afganistan’ı istila etmesi, Ortadoğu’da onlarca yıldır devam eden savaşları başlattı. Bu savaşlar on milyonlarca yaşama mal oldu, on milyonlarca insanı sığınmacı haline getirdi ve bütün bu toplumları mahvetti.

2011’de Suriye’deki savaşı, Washington’daki Demokrat Obama yönetimi, Berlin’in, Londra’nın, Paris’in ve diğer Avrupalı emperyalist güçlerin desteğiyle başlatmıştı. Onlar önce, Devlet Başkanı Beşar Esad rejimine karşı savaşlarının mızrak başı olarak bombalı araç saldırıları düzenleyen El Kaide bağlantılı milislere bel bağladılar. İslamcı milisler yenilgiye uğrayıp, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) milisleri 2014’te Irak’taki ABD kuklası rejime saldırıya geçince, Washington, Suriye’deki başlıca vekil gücü olarak Kürtlerin önderliğindeki milislere çark etti.

Kürt burjuva milliyetçileri, Kürt halkının demokratik haklar uğruna mücadelesini ABD emperyalizminin Ortadoğu’ya egemen olma manevralarına tabi kılarak, Kürt halkına ihanet ettiler.

ABD ve Avrupa medyası SDG’yi NATO güçlerinin demokratik bir müttefiki olarak övdükçe, SDG de NATO güçlerinin savaş politikasıyla işbirliği içine girdi. Buna, kimse tarafından kabul edilmedikleri gerekçesiyle 11.000 IŞİD savaşçısının hapsedilmesi de dahildi. Ancak dün SDG yetkilileri, IŞİD’lileri hapsetmekle görevlendirmiş oldukları güçlerin bu görevi bıraktığını ve Türkiye’nin istilasıyla savaşmak üzere yeniden konuşlandırıldıklarını açıkladılar.

Kürt milliyetçilerinin ABD’nin Suriye’deki başlıca vekil gücü olarak ortaya çıkmalarından sadece birkaç yıl sonra, Washington, onları, hem Suriye’de hem de Türkiye’de Kürt milliyetçiliğine şiddetle karşı olan Türk hükümetiyle yakınlaşmak adına Ortadoğu politikasında yaptığı son zikzağa kurban etmiştir.