Fransa ve Mısır Türkiye'nin müdahalesini kınarken Libya’da ufukta daha geniş bir savaş görünüyor

Alex Lantier
4 Ocak 2020

NATO'nun 2011'deki müdahalesiyle Libya rejimini ortadan kaldırmasının ardından rakip milis güçleri arasında dizginlerinden boşalan dokuz yıllık iç savaş, büyük bölgesel güçler arasında topyekun bir savaşa dönüşme tehdidi oluşturuyor. Perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Fayiz es-Serrac'ın Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni (GNA) desteklemek için bir askeri müdahale tezkeresini onaylarken, Halife Hafter'in rakip Libya Ulusal Ordusu'nun (LNA) başlıca destekleyicileri tezkereyi yasadışı ilan edip müdahale tehdidinde bulundular.

Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi, 30 Aralık'ta Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra, Türkiye ile GNA arasındaki anlaşmayı Libya'ya yönelik "yasadışı yabancı müdahalesi" olarak kınayan bir açıklama yaptı. Sisi, Mısır'la 1.115 kilometre sınırı bulunan Libya'nın, Mısır için bir "ulusal güvenlik meselesi" olduğunu söyledi. Perşembe günü, Mısır Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'deki tezkere oylamasını "en güçlü ifadelerle" kınayan bir açıklama yaptı.

Macron ile Sisi arasındaki telefon görüşmesine ilişkin açıklama yapan Fransız yetkililer, "tehlikeli askeri tırmanma" uyarısında bulundular ve "tüm uluslararası ve Libyalı tarafları ... en üst seviyede tedbirli davranmaya" çağırdılar. Hem Paris hem de Kahire, ikiyüzlü bir şekilde, önümüzdeki ay Berlin'de yapılacak Libya konferansının Libya savaşına yönelik barışçıl bir çözüm sağlayacağı umudunu dile getirdi.

Ne var ki, sahada, GNA, LNA ve her bir hizbin arkasındaki uluslararası destekçiler, hepsi savaş için silahlanıyor. Söz konusu olan sadece petrol zengini Libya değil, Doğu Akdeniz'de bulunan ve Avrupa'nın enerji tedarikinin yüzde 10'unu ya da daha fazlasını karşılayabilecek olan petrol ve doğalgaz kaynaklarıdır. Sonuç olarak, dünya, birdenbire, aralarında nükleer silahlı emperyalist devletlerin de bulunduğu büyük askeri güçler arasında Kuzey Afrika'ya ve Akdeniz'e egemen olma uğruna topyekun bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyor.

Perşembe günü, TBMM'de yapılan oylamada, 325'e karşı 184 oyla Libya'ya silahlı müdahale tezkeresi kabul edildi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a müdahalenin kapsamını belirleme konusunda tam yetki verildi. Kabul edilen tasarı, Erdoğan'ın Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda GNA ile yaptığı anlaşmayı da destekliyor. Tezkerenin hedefi, "Türkiye'nin gerek Akdeniz havzasındaki gerek Kuzey Afrika'daki çıkarları"nı korumak, bölgesel sığınmacı akışlarını engellemek ve Libya'ya insani yardım getirmek olarak belirtildi.

Erdoğan, "karadan, havadan ve denizden" Libya'ya Türk askeri gönderme tehdidinde bulundu ve "Libya'da ne işleri var?" diyerek, Hafter'i destekleyen Mısır'ı ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) kınadı.

Ankara, halihazırda, Suriye'deki İdlib'ten Libya'ya İslamcı milisleri sevk ediyor. Söz konusu milisler NATO'nun Suriye'deki vekil savaşının parçası olarak ülkeye konuşlandırıldılar; fakat Suriye ve Rus askerleri tarafından kuşatılıyorlar. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi gibi NATO bağlantılı kaynaklar, savaşçıları gösteren videolar yayımlayarak, şimdiden 500 Suriyeli savaşçının Libya'da olduğunu iddia etti. Radio France Internationale, Trablus'un Mitiga Havaalanı'ndaki kaynaklarının, savaşçıların al-Ajniha Airlines ile ülkeye aktarıldığını iddia ettiklerini belirtti. Söz konusu havayolları, milis önderi ve CIA varlığı Abdelhakim Belhaj'a ait.

Donald Trump, TBMM’deki oylamanın ardından Erdoğan’ı telefonla aradı. Beyaz Saray konuyla ilgili kısa bir açıklama yaptık ancak basının Erdoğan ile görüşme hakkındaki sorularına yanıt vermedi. Açıklamada, tekdüze bir şekilde şunlar belirtiliyordu: “Liderler ikili ve bölgesel meseleleri ele aldılar. Başkan Trump, yabancı müdahalenin Libya’daki durumu karmaşıklaştırdığına dikkat çekti. Liderler, sivilleri korumak için Suriye, İdlib’de gerilimin düşürülmesi gerektiği konusunda anlaştılar.”

Bu arada, Hafter’in LNA’sının tüm destekleyicileri de bu orduyu hızla silahlandırıyor ve stratejik ve mali çıkarlarını ileri sürüyorlar. Wagner Group şirketiyle bağlantılı oldukları iddia edilen, Rusya destekli yüzlerce paralı asker Libya’da savaşıyor ve bu durum hem Libya hem de Suriye üzerine bir Rus-Türk çatışması olasılığını gündeme getiriyor. Middle East Monitor, biri BAE’den askerleri taşıyan, üçü Mısır’dan silah getiren dört kargo uçağının Hafter’in Libya’nın doğusunda bulunan üslerine kısa süre önce iniş yaptığını bildirdi.

Askerleri geçtiğimiz sonbaharda ilerleme kaydeden fakat şimdi GNA güçlerinin saldırısına uğrayan Hafter, Perşembe günü, Mısır’ın Serrac’ı ezmekte kendisine yardımcı olmak üzere asker göndermesi halinde Trablus’u “saatler içinde” alabileceğini söyledi. Hafter, 1 Ocak’ta Kahire’de yaptıkları görüşmede, Türkiye müdahale ederken Mısır’ın askeri olarak müdahale etmemesi durumunda, kısa süre içinde “Erdoğan’ın askerlerini sınırlarında bulacağını” söyleyerek Sisi’nin gözünü korkutmuştu.

Yine Perşembe günü, İsrail, Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan, Türkiye’ye karşıt olarak, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları için rakip bir anlaşmayı imzaladı. Anlaşma, İsrail ve Kıbrıs açıklarındaki sulardan Yunanistan’a, İtalya’ya ve ötesine doğalgaz taşıyacak bir boru hattını öngörüyor. Bu durum, artık Libya’daki on yıllık iç savaşla doğrudan bağlantılı hale gelen Doğu Akdeniz’de patlayıcı çatışmalara zemin hazırlıyor.

Kıbrıs, 1974’te adada meydana gelen savaştan beri Türk ve Rum bölgeleri arasında bölünmüş durumda ve Kıbrıs açıklarındaki Türk ve Rum keşif gemileri arasındaki hak iddiası rekabeti, son aylarda gemilerin tehlikeli bir şekilde karşı karşıya gelmelerine yol açtı. Yunanistan, Kasım ayında imzalanan Türkiye-Libya anlaşmasına sert biçimde itiraz etti ve anlaşmayı protesto etmek için Libya’nın Yunanistan büyükelçisini sınır dışı etti. Yunanistan’daki sağcı Kathimerini gazetesi, Yunan ve Kıbrıs Rum yönetimlerinin, “Türk komşunun projeyi durdurma yönündeki herhangi bir girişimine karşı koymak için” Perşembe günkü anlaşmayı karara bağlama konusunda acele ettiğini yazdı.

Libya üzerine bölgesel bir topyekun savaş tehlikesinin doğması, NATO güçlerinin 2011’de Libya’da ve ardından Suriye’de başlattıkları emperyalist rejim değişikliği savaşlarının eseridir. Bu savaşların sonucunda yüz binlerce insan ölmüş, iki ülke mahvedilmiş ve on milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Suriye çatışması İran’ı, Rusya’yı, Çin’i ve NATO güçlerini kapsayan bir vekil savaşına dönüşür ve geçtiğimiz yıl neredeyse ABD’nin İran’ı füzelerle vurmasına ve Rusya ile Çin’i doğrudan içeren bir savaşa yol açacak hale gelirken, benzer bir tırmanma tehlikesi şimdi de Libya’da gündeme gelmektedir.

NATO, Mısır ve Tunus işçi sınıflarının devrimci ayaklanmalarına karşılık olarak Libya savaşını başlatmıştı ama bu savaş aynı zamanda büyük emperyalist güçler arasındaki çatışmaları yansıtıyordu. Washington, Fransa’nın kuzeybatı Afrika’daki eski sömürge imparatorluğunda nüfuz için bir rakip olan Albay Muammer Kaddafi rejimini ezmeye istekli olan Londra’yı ve Paris’i destekledi. Berlin ve Libya’daki eski sömürgeci güç olan Roma ise, savaşa katılmayı açıkça reddetti.

WSWS, o dönem ABD Başkanı Barack Obama’nın ve Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy’nin rolü üzerine yorumunda şunları belirtmişti: “Obama’nın Sarkozy’nin planlarına verdiği desteğin sonuçlarını detaylı biçimde ele aldığı varsayılmamalı. Washington, Berlin’in açıkça karşı çıktığı bir savaşa katılarak, Batı Avrupa’nın siyasi ve askeri birliğini sürdürme biçimindeki onlarca yıllık politikasını adeta inkar etmiştir. … Washington, feci sonuçları olacak olayları harekete geçirmiştir.”

Bu tespit, NATO’nun ve onun müttefiki İslamcı ve kabilesel milis güçleri sonunda Ağustos 2011’de Kaddafi rejimini yıktıktan sonra Libya çatışması süreci eliyle doğrulanmıştır. Washington 2012’de Bingazi’deki konsolosluğunun yıkılması ve büyükelçisi J. Christopher Stevens’in öldürülmesinin ardından bozguna uğramış bir halde Libya’dan çekilmek zorunda kalırken, özellikle Paris ile Roma arasında çatışma patlak vermişti (sonunda Fransa Hafter’e, İtalya ise Serrac’a arka çıktı).

O zamandan beri, uluslararası destekçilerin değişen koalisyonları, Libya’da ortaya çıkan çeşitli hiziplerin arkasında saf tuttular. Daha yakın geçmişte, İtalya, Türkiye ve Katar BM tarafından resmen tanınan GNA’yı ve Serrac’ı desteklerken, Fransa, Rusya, Mısır ve BAE gayri resmi olarak Hafter’e arka çıktı. Trump ise iki tarafa da oynamaya çalıştı; bir yandan Serrac’ı tanırken, diğer yandan LNA’ya sempatisini dile getirmek için Hafter’i aradı.

Ancak Fransa’nın geçtiğimiz yıl istişare için Roma büyükelçisini geri çağırmasında olduğu gibi, bu çatışmalar belirli aralıklarla dışa vuruldu. Fransa’nın bu adımı, iki ülkenin II. Dünya Savaşı’nda savaşa girmesinden beri görülmemiş bir adımdı.

Türkiye’yi, Mısır’ı, Rusya’yı ve NATO’nun büyük emperyalist güçlerini kapsayan bir askeri çatışma tehlikesi, sadece Kuzey Afrika’daki değil, tüm dünya genelindeki işçilere yönelik bir uyarıdır. 21. yüzyılın üçüncü on yılına girilirken, büyük kapitalist hükümetlerin Ortadoğu ile Kuzey Afrika’daki onlarca yıllık emperyalist savaşların yol açtığı felaketlere hiçbir ilerici çözümünün olmadığı açıktır. Avrupa ve Ortadoğu genelinde toplumsal eşitsizliğe karşı kitlesel toplumsal protestolar ve sınıf mücadelesi yayılırken, işçi sınıfı içinde savaş karşıtı sosyalist bir hareketin inşa edilmesi kritik önem taşımaktadır.