Pekin hükümetinin Covid-19 salgınına müdahalesinin yükünü Çin işçi sınıfı çekiyor

Ben McGrath
21 Mart 2020

Çin'de teyit edilen COVID-19 vakalarının sayısı düşerken, Pekin rejimi, salgına yönelik gecikmiş müdahalesini dünyanın geri kalanı tarafından taklit edilecek bir model olarak gösteriyor. Stalinist Çin Komünist Partisi (ÇKP), bunu yaparken, dikkati, virüsü haftalarca inkar etmesinin Çin işçi sınıfı için yarattığı toplumsal felaketten ve uyguladığı polis devleti önlemlerinden başka yöne çekmek için milliyetçiliği kullanmaya çalışıyor.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, o gün 21 ve önceki gün de sadece 16 yeni COVID-19 vakası olduğunu bildirdi. 21 yeni vakanın 20'si yurt dışından gelenlerde tespit edildi. Salı günü itibarı ile Çin’deki 143 COVID-19 vakası yurtdışından gelmişti.

Virüs salgınının yeni merkez üssü haline gelen İtalya’da ise sadece Salı günü 2.989 yeni vaka ve 345 ölüm bildirildi. Tüm dünyada toplamda 191.000 vaka tespit edilirken 7.700’den fazla insan hayatını kaybetti. Doğrulanan vakaların çoğu artık Çin dışında bulunuyor.

Çin hükümeti, yeni salgınları önlemek için katı seyahat yasakları koydu. Pekin, Şanghay ve Guangzhou'ya yurtdışından gelenler tıbbi denetimden geçirilecek ve daha sonra iki hafta boyunca gözlem altına alınacakları bir karantina alanına yönlendirilecekler. İtalya, İspanya, İran, ABD, Britanya, İsviçre, İsveç, Belçika, Norveç, Hollanda, Danimarka ve Avusturya'dan gelenlere ek kontroller uygulanacak.

Testler ve karantinalar COVID-19 salgınıyla başa çıkmak için gerekli bir tedbir olsa da, Pekin tarafından uygulanan sert tedbirler Çin’de toplumsal krizin artmasına katkıda bulundu. Bu durum, karantina alanı olarak kullanılan bir otelin 7 Mart’ta çökmesiyle bir dereceye kadar açığa vuruldu.

Vuhan gibi şehirlerde karantina altında olan insanlar, hükümet tarafından ihmal edildiklerinden, temel gıda kaynaklarına ve diğer kaynaklara erişimlerinin sınırlı olmasından şikayetçiler. Milyonlarca işçi işini kaybetti ve bu işçilere ciddi bir tazminat verilmedi. Ülkenin büyük bir kısmı hâlâ kilit altında.

Çin işçi sınıfı içinde öfke artıyor ve Pekin bunu milliyetçi söylemlerle kontrol altında tutmaya çalışıyor. Resmi devlet haber ajansı Şinhua’da Salı günü yayımlanan bir yazıda şunlar belirtiliyordu: “Tüm ulus, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in önderliğinde, virüse karşı mücadelede seferber edildi. Her kesimden insan, çabalarını birleştirdi ve birlikte mücadele etti.” Resmi yazı şunu ilan ediyordu: “Çin halkı, tam kolektivizm ve yurtseverlik pratiği ile ulusal birlik ve uyum gösterdi.”

Gerçekte ise Çin kapitalist sınıfı ve ona hizmet eden ÇKP rejimi, COVID-19 salgınının neden olduğu büyük ekonomik bedelin tüm yükünü işçilerin ve kır yoksullarının sırtına yüklemektedir.

Goldman Sachs, Salı günü Çin ekonomisinin ilk çeyrekte büyük olasılıkla yüzde 9 küçüleceğini öngördüğünü söyledi. Bu, Çin ekonomisinde 1990 yılından beri yaşanan en büyük gerileme olacak. Goldman Sachs ayrıca daha önce yüzde 5,5 büyüyeceğini tahmin ettiği Çin’in yıllık gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 3 büyüyeceğini belirtti. Başlıca ihracat bölgelerindeki fabrikaların büyük ölçüde kapatılması nedeniyle sanayi üretimi Ocak ve Şubat aylarında yüzde 13,5 oranında düştüğü için, bu büyüme tahminleri bile tartışmalıdır.

Ancak Çinli yetkililer, ekonominin ikinci çeyrekte büyük olasılıkla normale döneceğini iddia ediyorlar. Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu Sözcüsü Meng Wei, “Hubei dışındaki bölgelerde bulunan büyük ölçekli sanayi şirketlerinin yüzde 90’ından fazlası üretime devam etti ve Zhejiang, Jiangsu ve Şanghay gibi yerlerde üretime kaldığı yerden devam etme oranları yüzde 100’e yakın,” dedi.

Bununla birlikte, Çin Sanayi ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yalnızca yüzde 60’ının işe yeniden başladığını belirtti.

İşçiler, toplu işten çıkarmalar ve büyük ücret kesintileri ile karşı karşıya bulunuyor. Economist Intelligence Unit’e göre, önümüzdeki yıl dokuz milyon işçinin işini kaybetmesi bekleniyor. Resmi kentsel işsizlik oranı, bugüne kadar kayıtlara geçen en yüksek oran olan yüzde 6,2’ye yükseldi. Ayrıca 18 ile 30 milyon arası işçinin maaşlarında yüzde 50’ye varan kesintiler oldu.

Çin’deki küçük işletmeler 200 milyon dolayında insanı istihdam ediyor. Bu işletmelerin çoğu, kapanmak zorunda kalan restoranlar ile barlardan oluşuyor. Bunların birçoğu, işine geri dönemeyen göçmen işçileri çalıştırıyordu. İnsanların yaklaşık yüzde 20’si işyerlerine geri dönemedi.

Genel olarak göçmen işçiler ağır bir darbe aldı. Ocak ayı sonlarında COVID-19’un yayılmasını durdurmak için gecikmiş karantina önlemleri alındığında, çoğu göçmen işçi genellikle işyerlerinden uzakta bulunan Ay Yeni Yılı için memleketlerini ziyaret ediyordu. Sadece resmi olarak kayıtlı bir işi olanlar seyahat edebilirken, diğerleri zenginler için açık kalan hızlı trenlerin maliyetini karşılayabilecek durumda değildi.

Mart ayı başında Financial Times’a konuşan Zhang Yanwei, “Beklemek dışında yapabileceğim bir şey yok,” diyordu. Bir tesisatçı olan Zhang, Şantung eyaletindeki memleketi Zhumiao dışında bir iş bulmayı umuyordu. Ancak resmi bir iş sözleşmesi olmadığından seyahat edemedi.

Bazı durumlarda, işyerlerine dönebilen işçiler yatakhanelerinde karantinaya zorlandılar, diğer işçilerle aynı odayı paylaştılar ve ücret alamamalarına rağmen daha büyük bir enfeksiyon riskiyle karşı karşıya kaldılar. En kötü durumlarda ise işçiler kaldıkları yerlerden atılarak evsiz kaldılar, memleketlerine seyahat edemediler ve sokaklarda yaşamak zorunda kaldılar.

Pekin’in tüm ülkenin birlik olduğu yönündeki iddialarının aksine, işçi sınıfı inanılmaz derece zorlu koşullara dayanmak zorunda kaldı. Çin’in COVID-19’un yayılmasını kontrol altına alabilmesi, sağlık krizinin tüm yükünü işçilerin ve ailelerinin sırtına yükleyen polis devleti önlemlerinin sonucuydu. Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından temsil edilen Çin kapitalist sınıfı esasen hiçbir bedel ödemedi. Çinli zenginlerin çoğu, büyük şehirlerin banliyölerindeki veya diğer ülkelerdeki lüks evlerine kaçtılar ve krizi bu şekilde atlatıyorlar.

Çin deneyimi, ancak uluslararası işçi sınıfının COVID-19 salgınına karşı mücadelede doğrudan kontrol sahibi olması gerekliliğinin altını çizmeye hizmet ettiği ölçüde bir “model” olabilir. Temel demokratik haklara ve yeterli bir gelir, barınma ve temel hizmetler gibi sosyal haklara saygı gösterilerek tüm önlemlerin alınmasını yalnızca işçilerin bağımsız eylemi garanti edebilir.