Tüm dünyada hükümetler COVID-19 karşısında hayatları değil kârları kurtarıyor

Joseph Kishore—SEP’in ABD Başkanı Adayı
14 Mayıs 2020

Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi tarafından 2 Mayıs’ta düzenlenen 2020 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nda, ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Ulusal Sekreteri Joseph Kishore’un yaptığı konuşma.

Yoldaşlar ve Dostlar:

Bugün Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin önderleri ve destekleyicileri tarafından yapılan konuşmalar, dünyadaki hükümetlere, egemen sınıfa ve kapitalist sisteme yönelik bir suçlamadır.

Aynı zamanda bu konuşmalar, uluslararası işçi sınıfının karşı koyması yönünde bir programı ve perspektifi ana hatlarıyla belirtmektedir.

Joe Kishore’un konuşması videoda 2:06:24’te başlıyor.

Bu 1 Mayıs toplantısı, küresel bir izleyici kitlesi için küresel bir perspektif sundu.

Bugün burada Yeni Zelanda, Avustralya, Birleşik Krallık, Sri Lanka, Fransa, Almanya, Brezilya, Türkiye, ABD, Kosta Rika ve Kanada’dan konuşmacılar dinleyicilere seslendi.

Hindistan, Peru, Norveç, Doğu Timor, Meksika, Filipinler, Türkiye, Nijerya, Japonya, İtalya, Tayland, Yunanistan, ABD ve daha birçok ülkeden insan toplantıyı izledi.

Bu bağlamda, düzenlediğimiz 1 Mayıs toplantısı kesinlikle benzersizdir.

Koronavirüs, doğal bir olgudur. Ancak o, belirli bir toplumsal ve ekonomik yapı içinde ortaya çıkıp gelişmiştir. Devasa ve giderek artan ölü sayısı, on milyonlarca insanın yoksullaşması, tehlikeli koşullarda işe geri dönülmesi kampanyası; bunlar, doğanın değil toplumun ürünleridir.

Bugünkü konuşmalarda gösterildiği gibi, dünyadaki hükümetler, bu pandeminin her noktasında, hayatları değil ama kârları kurtarmayı amaçlayan önlemler aldılar.

COVID-19’a küresel olarak koordine edilen bilimsel, akılcı ve insani bir müdahaleyi engelleyen işte budur.

Bunun doğruluğu en çok, dünya kapitalizminin merkezi ABD’de görülmüştür.

Trump yönetimi, pandemiye önce onu önemsiz gibi göstererek tepki verdi. Bununla birlikte, Trump’ın virüsün basitçe “suyla yıkayınca gittiğini” ilan etmesi, milyonlarca insanın hayatına yönelik kayıtsızlığın yalnızca en açık ifadesiydi.

Bilim insanları ve epidemiyoloji uzmanları onlarca yıl boyunca tam da bu tür bir pandemi uyarısında bulundular. Ne var ki, hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin yönetimleri altında, sağlık emekçileri için koruyucu donanım veya hayat kurtarıcı tıbbi ekipman depolama yönünde hiçbir şey yapılmadı.

Bunun yerine, şirket ve finans seçkinleri, zenginlerin servet birikiminin ve işçi sınıfının sömürülmesinin önünde bir engel olan her şeyi ortadan kaldırıp sosyal altyapıyı tahrip ettiler.

Aynı zamanda, sonu gelmeyen ve giderek genişleyen savaşlara trilyonlar harcadılar. Bu savaşlar, dünya genelinde sayısız toplumu mahvederek milyonlarca insanı sığınmacı haline getirdi ve koronavirüs pandemisi karşısında son derece savunmasız bir halde bıraktı.

Dahası, 2008 çöküşünün ardından Wall Street’in kurtarılması sürecini yöneten Obama yönetiminden başkası değildi. Bu, şu anda yapılanlar için bir deneme çalışması oldu.

Demokratlar, geçtiğimiz üç buçuk yıldır, Trump yönetimine yönelik tüm muhalefeti, Amerikan halkına yönelik en büyük tehdidin Vladimir Putin ve Rusya olduğu iddiasına odaklamaya çalıştılar. Trump yönetimine yönelik tüm toplumsal muhalefet, ordu ve istihbarat kurumlarının gerici gündemine –buna Julian Assange’a yaptıkları zulüm de dahildi– tabi kılındı.

Bu koşulları doğuran toplumsal çıkarlar, pandemiye verilen yanıtı belirleyen toplumsal çıkarlarla aynıdır.

Egemen sınıf, bir yandan tehlikeyi önemsiz gibi gösterirken, diğer yandan tarihte benzeri olmayan bir yağma ve talan operasyonunu hazırlayıp hayata geçiriyordu. Bu, 2008 mali krizinden sonra yapılanların bile çok çok ötesinde bir operasyondu.

Wall Street’e verilen meblağ, sıradan bir insan için kavranabilir değildir. Trilyonlarca dolar söz konusudur. Merkez Bankası (Fed), zenginlere her gün 80 milyar dolar teslim ediyor.

Bu meblağ, ABD’de yılda 31.000 dolar kazanan ortalama bir işçinin 2.580.000 yılda kazanabileceği bir paradır. Ya da başka bir ifadeyle, her gün Wall Street’e verilen para için 2.580.000 işçinin bir yıl çalışması gerekmektedir.

Toplu ölüm ve ekonomik yıkım koşullarında, milyarderlerin servetlerini korumakla kalmayıp onu fiilen arttırmalarından daha tiksindirici ne olabilir?

Kendini tıka basa doyuran mali oligarşi ve onun medyadaki uşakları, “işe geri dönülmesini” talep ediyorlar. Bu, on binlerce, belki de yüz binlerce insanın daha ölümüne yol açacak bir politikadır ve onlar bunu biliyorlar.

NBC News, Federal Acil Durum Yönetim Kurumu’nun geçtiğimiz ay “COVID-19 kurbanları için 100.000’den fazla yeni ceset torbası siparişi verdiğini” bildiriyor. Ve buna rağmen işe geri dönmenin her nasılsa güvenli olduğunu söylüyorlar. Bu bir yalan.

Onların amacı, ölümü “normalleştirmek”, pandemiyi “normalleştirmek”; yani halkı çok sayıda insanın öleceğine, bu tür ölümlerin hayatın bir gerçeği olduğuna alıştırmaktır.

İşçilere gözden çıkarılabilir şeyler olduğu muamelesi yapılmaktadır. Olur da ölürlerse, bu sadece iş yapmanın bedelidir ve yerlerine yenileri konulur.

Egemen sınıf, işe geri dönülmesini dayatmak için yaygın toplumsal çaresizlikten yararlanmayı amaçlıyor. ABD’de halihazırda otuz milyon insan işsiz. Doğrusu, gerçek işsizlik çok daha fazladır. Milyonlarca insan sosyal yardım alamıyor.

Bu konuda hiçbir yanılsama olmamalı. Milyonlarca insanın sosyal yardımdan yoksun bırakılması, kasıtlı bir politikadır.

Wall Street bu konuda hiçbir sorun yaşamazken işçilerin sosyal yardım almasının zor olduğunu kim iddia edebilir ki? Hiç kimse Merkez Bankası’ndan milyarlarca dolar almak için yiyecek kuyruklarında beklemiyor ya da yoğunluktan çökmüş internet sitelerine başvuru yapmıyor.

Tehlikeli koşullarda çalışmayı reddedenler, sosyal yardımdan mahrum bırakılacaklar.

Yaklaşım şu olacak: ya çalış ya da açlıktan öl.

Trump yönetimi ve Kongre, aynı zamanda, şirketlerin koronavirüsten ölen işçilerin yasal sorumluluğunu almamasını sağlamak için bastırıyor. Yani devlet, şirketler Amerikası’na şunu söylüyor: işçilerinizi öldürün ve sonuçlarından korkmayın.

Kapitalizmin, sınıf egemenliğinin, mali oligarşinin diktatörlüğünün gerçekliği işte budur.

Trump yönetimi, geriliğiyle, insan hayatına kayıtsızlığıyla, apaçık çürümüşlüğü ve caniliğiyle, bu sınıfsal çıkarları cisimleştirmektedir.

Bununla birlikte, 2020 Büyük Wall Street Soygunu’nun ABD Kongresi’nde oybirliğiyle onaylanmış olduğu yeterince tekrarlanmış bir olgudur. Senato’daki her bir Cumhuriyetçi ve sözüm ona “demokratik sosyalist” Bernie Sanders da dahil olmak üzere her bir Demokrat, bunun lehine oy vermiştir.

Boş vaatlerden çok daha fazlası olan “CARES Yasası”nın geçmesi, hükümetin politikasını belirleyen asıl sınıfsal çıkarları ifade etmektedir.

Peki, Bernie Sanders’a ne oldu? Tam da gerçeklerin kapitalizmin iflasını gösterdiği noktada, Sanders “siyasi devrim”inin sona erdiğini ilan ederek, Wall Street’in ve ordunun partisi olarak Demokratik Parti’nin kişileşmiş hali olan Biden’a koşulsuz desteğini açıkladı.

Sanders, kampanyasının amacı neyse onu yapıyor: toplumsal ve siyasi öfkenin Demokratik Parti’nin sınırları dışına çıkmasını engellemek.

Bunu söylemesi yapmaktan daha kolaydır.

Amerika Birleşik Devletleri, sosyalizm ve devrim için olgunlaşmıştır; doğrusu, fazlasıyla olgunlaşmıştır.

Pandemiden önce Sosyalist Eşitlik Partisi seçim kampanyasını başlatırken, komünizm karşıtlığının bir devlet dini olduğu bir ülkede, sözüm ona “sınırsız fırsatlar ülkesi”nde, milyonlarca insanın kapitalizme karşı olduğunun ortaya çıktığına dikkat çekmiştik.

Geçtiğimiz yıl ABD’deki işçiler, daha önceki yaklaşık yirmi yılda olduğundan daha fazla iş bırakma eylemine katıldılar ve bu mücadeleleri, sendikalar olarak bilinen şirket yanlısı araçlara meydana okuyarak yürüttüler.

Ardından, sınıf çatışması ve siyasi radikalleşme sürecini büyük ölçüde hızlandıran pandemi başladı. Otomotiv, ulaşım, posta, kanalizasyon, inşaat, mezbaha ve daha birçok sektörde işçilerin grevleri ve iş bırakma eylemleri meydana geldi.

Doğrusu, daha en başta fabrikaların kapatılmasını dayatan, otomotiv işçilerinin ve diğer sektörlerdeki işçilerin fiili grevleri ve eylemleri oldu.

Bugünkü konuşmaların açıkça ortaya koyduğu gibi bu, küresel bir sürecin parçasıdır.

Ve daha başlangıçtır. Egemen seçkinlerin işe geri dönülmesini dayatma çabaları –ve Wall Street’i kurtarma paketinin bedelinin ödenmesi için sınıfsal ilişkileri geniş çapta yeniden düzenleme girişimi– işçi sınıfından devasa bir muhalefetle karşılaşacaktır.

ABD’de ve dünya genelinde yeniden büyük devrimci mücadeleler ortaya çıkıyor. Ancak soru şudur: bu mücadelelere hangi perspektif yol gösterecek?

Sosyalist Eşitlik Partisi ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, insanlığın karşı karşıya olduğu krize herhangi bir ulus devlet sınırları içerisinde hiçbir çözüm olmadığını ısrarla vurgular. İnsanlığın karşı karşıya olduğu tüm büyük sorunlar –koronavirüs pandemisi, dünya savaşı tehlikesi, iklim değişikliği tehdidi, toplumsal eşitsizlik ve sömürü, aşırı sağın yükselişi, Julian Assange’a özgürlük mücadelesi– küresel bir çözümü gerektiren küresel sorunlardır.

Bizler, trilyonların Wall Street’i kurtarmaya değil; sağlık altyapısını geliştirmek ve zorunlu işlerde çalışan bütün işçilere koruyucu donanım sağlamak üzere bir acil durum programını hayata geçirmeye tahsis edilmesi gerektiğini savunuyoruz.

İşçilerin banka ödemeleri için gelirlerinden ayırdığı öğrenci kredileri, ipotekler ve benzeri borçlar derhal silinmelidir. Zorunlu olmayan tüm işyerleri kapalı kalmalı ve bütün işçiler salgın boyunca tam maaş almaya devam etmelidir. Herkese ücretsiz ve tamamen eşit temelde, en üst düzeyde sağlık hizmeti sağlanmalıdır.

Ne var ki, ABD’de ve dünya çapında işçi sınıfının çıkarlarını korumak için bu tür adımların atılması ve başka acil durum önlemlerinin alınması, mevcut devlet kurumları çerçevesi içinde sağlanamaz.

Bu adımlar, kapitalist sisteme cepheden bir saldırıyı gerektirir. Mali oligarkların servetine el konulmalıdır. Dev bankaların ve şirketlerin kamu işletmelerine dönüştürülmesi yoluyla, sosyal ve ekonomik sistem üzerindeki mutlak güçleri kırılmalıdır.

Hayatları kurtarmak için gereken bu tür önlemlerin hayata geçirilmesi, işçi sınıfının bir işçi hükümeti kurarak siyasi iktidarı kendi ellerine almak için devrimci seferberliğini gerektirmektedir. Bu, ABD’de ve dünya genelinde, insanlığı felaketten kurtarmak için gerekli sosyalist politikaları uygulamaya koyacak, işçilerin işçiler için yönettiği bir işçi hükümeti demektir.

Bu devrimci perspektif uğruna mücadele, işçi sınıfı içinde bir önderliğin inşasını gerektirir.

Hareketimiz; Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, dünya Troçkist hareketi, tarihi boyunca, Stalinistlerin, Sosyal Demokratların, reformistlerin, sendika bürokratlarının ve her türden oportünistlerin yalanlarına ve ihanetlerine karşı mücadele ederek Marksizmin gerçek geleneklerini ve perspektifini savunmuştur.

Bugün öne sürülmesi gereken, işte bu büyük geleneklerdir.

Sosyalizm için mücadele etmeye kararlı insan sıkıntısı olmayacak. Bu toplantının başında David yoldaşın vurguladığı gibi, nesnel kriz, işçi sınıfını sosyalist devrime doğru yöneltiyor. Ancak bu nesnel hareketin, işçi sınıfı mücadelelerini sosyalizm uğruna bir dünya hareketi biçiminde birleştirecek bir strateji ile donatılması gerekiyor.

Bu strateji, bu toplantının içeriğini oluşturdu.

Bütün bu konuşmalardan çıkan zorunlu sonuç, bugün bizi dinleyen herkesin Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne ve Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılıp onları inşa etme kararı almasıdır.